• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam150
Toplam Ziyaret741288
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar8.16248.1951
Euro9.70819.7470
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
DİASPORA ÇERKES EDEBİYATI NASIL YARATILIR?
06/12/2020

Sevgili Okuyucular,
Çerkesler soykırıma uğrayıp anavatanlarından sürüldüklerinde  de yazılı bir edebiyatları yoktu, bu gün de maalesef yok denecek kadar az yazılı bir materyale sahipler.
Bir halk nasıl yazılı edebiyat yaratabilir?
Bu sorunun cevabını ararken Çerkeslerin izlemesi gereken yolu da bulmaya çalışacağız.
Dünyada ilk roman Japonya’da Milattan sonra 1010 yılında yayınlanmışsa da, modern edebiyat anlamındaki ilk roman İspanya’da 1605 yılında yayınlanmış olan Servantes’in Don Kişot adlı romanıdır. İnsanlık yazıyı bin yıllar öncesinden keşfetmiş olmasına rağmen ilk romanı yazması dört yüz  yıl öncesine dayanmaktadır.
İlk Türk Romanı olan Sami Paşazade Sezai’nin Taaşşuk-I Talat ve Fitnat‘ı 1875 yılında yazılmıştır.
İlk Çerkes Alfabesi 14 Mart 1853 tarihinde Bersey Wumar tarafından Tiflis’te yapılmış ve yayınlanmıştır.
Biz o tarihi Adığe Dili ve Edebiyatı günü olarak kutluyoruz. Ancak Bersey Wumar’ın alfabesiyle yazılmış bir edebiyat ürünümüz yoktur. Bu alfabenin yayınlanmasından 11 yıl sonra büyük sürgünü yaşayan Çerkeslerin yazılı bir edebiyat yaratabilmelerinin koşulları zaten yoktu.
Çerkesler Osmanlı Devletine sürüldüklerinde okuması yazması ve yazılı edebiyatı olmayan bir toplumdular.
***
Devleti olmayan halklar, içinde yaşadıkları devletin kurallarına ve dayatmalarına göre yaşamak zorundadırlar. Çok ağır koşullarda anavatanlarını terk etmeye mecbur bırakılan Çerkeslerin öncelikli hedefi hayatta kalabilmek ve yeni bir yaşam kurabilmekti. O zamanki Osmanlı’nın devlet aklını temsil eden Mithat Paşa Çerkesleri Balkanlar’dan Ortadoğu’ya son derece birbirinden uzak mesafelerde yerleştirerek Çerkesleri  asimile etmenin tohumlarını ilk günden atmıştı. 1876 yılında padişah olan Abdülhamit kurduğu istibdat rejimiyle hiç bir örgütlenmeye izin vermedi. O dönemde Çerkes Tarihi çalışması yapan paşaları sürdürdü. 1908 yılında ilan edilen Meşrutiyet’le birlikte diaspora Çerkes tarihinin altın çağı denilen dönem 15 yıl sürdü. Derneklerin kurulmuş olması, Çerkes okulu açılması, yayın organlarının çıkarılmış olması, Anavatan’la sıkı ilişkiler geliştirilmiş olması çok değerlidir. Ancak bu altın çağ bir diaspora Çerkes edebiyatı yaratmaya kafi gelmedi.
Osmanlı ittihatçılığının Cumhuriyet dönemindeki versiyonu olan Kemalizm uyguladığı ırkçı politikalarla, Türk’ten farklı tüm etnik unsurları asimile ederek yok etmenin savaşına girişti. Tabiî bu koşullarda ve iklimde değil bir diaspora Çerkes edebiyatından bahsetmek, Çerkes olduğunu söylemek bile büyük tehlike teşkil ediyordu.
Ama dünya gelişirken Türkiye’nin de bundan etkilenmemesi mümkün değildir. Türkiye’nin 1949 yılında müraacatını yaptığı Avrupa Birliği  süreci Türkiye’yi demokratikleşme anlamında dönüştürüyor.
22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag Zirvesi’nde, Kopenhag Kriterlerini Türkiye de kabul etti. Kopenhag kiriterleri;
1-İşleyen bir demokrasi
2-Hukukun üstünlüğü
3-İnsan Haklarına saygı
4-Azınlıkların korunması
şartlarını kapsıyordu.
Yine 1 Şubat 1995 tarihinde Strasburg’da “Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme”nin altına Türkiye de imza atarak azınlıklarını koruyacağına dair taahhütte bulunmuştur. 32 maddeden oluşan bu sözleşmeyi mutlaka okumanızı öneriyorum.
Tabiî Türkiye gibi ırkçı kodları olan bir ülkenin bu taahhütleri kolaylıkla yerine getirebilmesi mümkün değildi. 2009 yılında başlatılan demokratik açılım sürecinde yapılan Kürt, Alevi, Roman Çalıştayları, TRT’nin Kürtçe kanal açması, Anadillerin seçmeli ders yapılması, Çerkes, Kürt dili edebiyatı bölümlerinin açılması Avrupa Birliği uyum kriterlerini yerine getirmek için Türkiye’nin yapmak zorunda kaldığı işlerdi.
Çerkesler de bu dönemde siyasi bir akıl ve demokratik bir tavır ortaya koyarak meydanlara çıktılar ve taleplerini dile getirdiler.150 yıldır bastırılmış yok farz edilmiş ve hain denilerek kimlik inkarına sokulmuş bir halkın meselesi görünür kalındı.
Avrupa Birliği yolundan uzaklaşılmasıyla tanınan haklarda budanmalar olmakla birlikte Türkiye’nin bu yolculuktan çıkabilmesi mümkün değildir.
Bu kadar şeyi, diasporada bir Çerkes Edebiyatı’nın oluşabileceğinin ikliminin oluştuğunu belirtmek için yazdık. Bütün bitkilerin, meyvelerin, çiçeklerin açmasının, olgunlaşmasının nasıl bir mevsimi ve iklimi varsa, edebiyatın ve sanatın yaratılabileceği iklimin de oluşması gerekmektedir.
Edebiyatın ana maddesi dildir. Ancak onu işleyip sanat eseri haline getirecek yetenekli yazarların yetiştirilebilmesi de o halkın varlık mücadesine verdiği destekle mümkündür.
Çerkesce konuşmanın yasak, Çerkes olduğunu söylemenin tehlikeli olduğu günlerden diasporada Çerkes edebiyatını nasıl yaratmamız gerektiğini konuştuğumuz günlere gelebilmemiz çok önemlidir ama asla yeterli değildir. Çünkü iklimin oluşmuş olması, gerekli bakımlar yapılmadığında nasıl fide meyve veremiyorsa, edebiyat ve sanat da öyledir.
Devleti olmayan halklar, güçlü bir siyasi örgütlülük yaratırlarsa uluslarının geleceği için planlamalar yapabilirler. Okumuşu son derece çok ama aydını son derece az olan Çerkes Halkı da mutlaka varlığını geleceğe taşıyacak güçlü siyasi örgütlenmesini yaratacak ve bu konuları siyasi örgütlenmesi üzerinden projelendirecektir. Bu konuda ilk adım olarak ÇDP’yi kurarak irade beyanında bulunmuşlardır.
Ancak insanlar en önemli edebiyat ürünlerini anadillerinde verirler. Sonradan öğrenilmiş dillerde edebiyat yapabilmek çok da mümkün değildir. Şimdi sen neden anadilinde değil de Türkçe yazıyorsun diyebilirsiniz. Benim yapmaya çalıştığım beyinlerimizin ve ruhumuzun üzerine dökülen betonları kırmaya çalışmaktır.
2010 yılından bu yana yaşadığımız süreç,1908 yılında Meşrutiyetin ilan edildiği dönemi çok andırıyor. Derneklerimiz Çerkes ismini alarak kimlik beyanında bulundular. Sadece halk dansları üzerinden varlık mücadelesi veren Çerkeslerin bu değerli çabası yeterli gelmemektedir. Şimdi elimizde dilimizi yaşatmak İçin çaba gösterdiğimizde kovuşturmaya uğramayacağımız bir dönemi yaşıyoruz.
Derneklerimizde yapılan dil çalışmalarından aldığımız sonuçlar çok da  iç açıcı değildir. Dil bilmeyenlerle, dil bilenlerin bir arada kurs gördüğü çalışmalar verimli olmamaktadır.
Anlaşılması  gereken en önemli şey dil bildiğini zannedenlerinde dil bilmediklerini kabul etmeleridir. Çünkü dil bilenlerle bir araya geldiğimizde de iki üç dakika geçmeden Türkçe konuşmaya başlıyoruz. Anavatandan gelen Adğey Televizyonuna doğru düzgün demeç verebilecek iki elin parmakları kadar insanımız çıkmaz koskoca Türkiye Çerkes Diasporasından.
Onun İçin kurumlarımızın yapması gereken şey, insanlarımızın anasından öğrendiği köylü Çerkescesini edebiyat yoluyla zenginleştirmenin yollarını açmaktır. Derneklerimizde Çerkesce roman okuma, şiir okuma, tiyatro eseri sahneye koyma gibi etkinlikleri destekleyerek zenginleştirilmesi Çerkes edebiyatının alt yapısını oluşturacaktır.
Ayrıca  Çerkes edebiyatı ile ilgili ödüllü yarışmalar açılarak teşvikler sağlanmalıdır.
Son dönemde Türkçe yazan Çerkes yazarların bir hayli artmış olması umut vericidir. Ama onlar Türkçe yazan yazarlardır. Bizim varlığımızı geleceğe taşıyacak olan yazarlar Çerkesce yazanlar olacaktır.
Bunun tomurcukları da açmaya başlamış bulunmaktadır. Bu süreçler şiirle başlar, hikaye ile devam eder ve romana evrilir. Bu anlamda Zafer Sürer, Yakup Temel, Yılmaz Dönmez, Meretuko Fehmi Tümer, Yevtıx Turhan’ı sevgi ve umutla anmak istiyorum.
Bir kalemde beş yeni Çerkesce yazan diaspora şair ve yazarını sayabildiğimize göre, Diaspora Çerkes Edebiyatının yaratılabileceğinden umutlu olabiliriz.


445 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DEVLET, GÖNEN-MANYAS ÇERKES SÜRGÜNÜ İÇİN ÖZÜR DİLEMELİDİR - 09/04/2021
Gönen-Manyas Çerkeslerine sürgün tebligatının yapıldığı 2 Mayıs 1923 tarihinin yıldönümüne yaklaşırken, Devletin kuruluşunda kanı, teri ve emeği olan Çerkeslere bir özür borcunun olduğuna inanıyoruz.
NEDİM ŞENERLERİ YARATAN KEMALİST TARİH ANLAYIŞIDIR - 18/03/2021
Malesef bugüne kadar Ethem Beyle ilgili olarak onlarca kitap yazılırken, Çerkeslerden bu konuyu yazabilmiş bir tek kişinin çıkmamış olması acı vericidir.
İNÖNÜ, MUSTAFA KEMAL’İN ÜSTÜNÜ ÇİZMEK İSTEMİŞTİ - 28/02/2021
1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti, üç yıl içerisinde anıt mezarı tamamlayarak 1953 yılında büyük bir törenle Atatürk’ü bugünkü yerine taşıdı. Koruma kanunu çıkartarak, İnönü tarafından unutturulmak istenen Atatürk kültü yeniden inşa edildi.
ONUNCU YILDÖNÜMÜNDE ÇHİ (ÇERKES HAKLARI İNİSİYATİFİ) - 06/02/2021
ÇHİ’nin Çerkes Halkına bıraktığı en büyük miras, talep edebilme kültürü, itiraz ve görünürlüğün sağlanmasıdır. Bu özel dönem kitaplarının yazılmasını ve belgesellerinin çekilmesini bekliyor.
TARİH, NEDEN “ETHEM’İN İHANETİYLE” BESLENMEK ZORUNDA? - 16/01/2021
Türkiye Cumhuriyeti’nde meşruiyet arayan her yazar, çizer, şair, tarihçi, düşünür geçinen herkes Kemalist ideolojiye hizmet için mutlaka hain Çerkes Ethem yalanına sarılır.
İNÖNÜ ZAFERİ BİR YALAN MIDIR? - 10/01/2021
Refet Paşa İnönü Zaferi için pek inançlı görünmüyor. Bu açık. Bir başka Kurtuluş Savaşı Komutanı da çok dikkatli fakat çok anlamlı ifadeler kullanıyor.
MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE KAHRAMANI OLABİLİR Mİ? - 27/12/2020
Mustafa Kemal’in Çanakkale Destanı’nı yazdığını düşünür herkes. Oysa Çanakkale bir deniz savaşıdır ve orada Mustafa Kemal hiç yoktur. Kara savaşları Gelibolu Yarımadası’nda geçmektedir. Gallipoli Savaşı olarak bilinir bütün dünyada.
ÇERKEZLİK GAYRETİNİ KİMLER UYANDIRDI? - 23/12/2020
Samimiyetle söyleyeyim ki verecek cevap bulamadım. Şaşırdım. İşte bu halet-i ruhiye içinde olan bana, ÇERKEZ ETHEM denildi.
TSİPİNE BAHATTİN ZABUN’UN ARDINDAN… - 30/11/2020
Okumuşu çok, aydını yok Çerkes Halkının okumuşlarından çok daha fazla,gerçek bir Çerkes Aydınıydı Tsipine Bahattin Zabun.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi