• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam93
Toplam Ziyaret560003
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.35965.3811
Euro6.07216.0965
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Plevne Marşı Doğu Toplumlarıyla Birlikte, Türkiye Solunun da Marşıdır
22/07/2013

Tuna Nehri akmam diyor

Etrafımı yıkmam diyor

Şanı büyük Osman paşa

Plevne’den çıkmam diyor

 

Olur mu böyle olur mu

Kardeş kardeşi vurur mu

Sizi millet hainleri

Bu dünya size kalır mı

 

Düşman Tunayı atladı

Karakolları yokladı

Osman Paşanın kolunda

Beşbin top birden patladı

 

Kılıcımı vurdum taşa

Taş yarıldı baştanbaşa

Askerinle binler yaşa

Şanı büyük Osman Paşa

 

Eleştri ve özeleştri toplumların ve kişilerin kendilerini geliştirebilecekleri en önemli araçtır.

Bu aracı gelişmiş toplumlar işleterek ilerleme sağlıyorlar. Eleştri mekanizmasını işletemeyen, hatalarını göremeyen ve hatalarından ders çıkaramayan toplumlar, uygarlık savaşında geride kalıp eziliyorlar.

Batılı toplumlar dinde reform yapıp, rönesansla Avrupayı şekillendiriyor, üniversiteler kuruyorlardı. Bugün Avrupa’daki birçok üniversitenin geçmişi 600-700 yıla uzanıyor. Matbaa ile bilimi, sanatı ve buluşları  yaygınlaştırıp sanayi devrimine ulaşıyorlardı. Bilimin sanayiye uygulanmasıyla gerçekleşen buluşlar Avrupa’yı dünyanın mutlak hakimi haline getiriyordu.

500 yıldan buyana batılı toplumlar gelişir ve yükselirken, doğulu toplumlar sürekli geriliyor, yeniliyor ve bir arada durmayı beceremiyorlardı. Bu yenilmişlik duygusu ve geride kalmış olmanın yarattığı eziklik bugün de bütün şiddetiyle yaşanmaktadır. Türkiye’den başlamak üzere tüm doğu toplumları hala kanın, gözyaşının, karmaşanın ve  boğazlaşmanın devam ettiği bir coğrafya olarak yaşamını sürdürmeye devam ediyor.

Türkiye yıllardır azınlıkları ve Kürtleriyle bir boğazlaşma halinde, Suriye’nin durumu ortada, Irak yıllardır kan ve gözyaşı denizi halinde, Mısır’da halk yıllardır meydanlarda, Libya devirdiği 42 yıllık diktatörünü arar halde, Fas, Tunus, Cezayir, İran, Pakistan, Afganistan hiç durmadan kaynayan bir huzursuzlık kazanı gibi.

Müslüman coğrafyasındaki bu yenilmişlik ve aşağılanmışlık duygusu, en küçük başarı ya da direnişin  destanlaştırılıp adına türküler yakılmasına neden olmaktadır. Osmanlı - Rus Harbi sırasındaki Plevne savunması ve Plevne Marşı işte tam da bu duygunun ortaya konmasının tipik bir örneğidir. Plevne savunmasını üstlenen Gazi Osman Paşa beş ay müddetle Plevne’yi savunmuş ve müthiş bir direniş göstermiştir. Fakat neticede Plevne kaybedilmiştir. Ama kahramanlık türkülerinin en başında Plevne Marşı büyük bir gururla söylenmeye devam edilmektedir.

Yine Çanakkale Savaşında bu ülke 200.000 evladını kaybetmiştir. Büyük bir direniş gösterilmiştir.

Ama 1. Dünya savaşında Almanya yenildiği için, Osmanlıda yenilmiş sayılıp teslim olmuştur. Ve İngiliz  donanaması tek kurşun atmadan Çanakkale Boğazını geçmiş İstanbul Boğazında Dolmabahçe sarayının karşısına demir atmıştır. Hiç kimse bu 200.000 evladımız neden öldü demeden Çanakkale Türküsünü söylemeye devam etmektedir.

Ve yine Sarıkamışta 90.000 evladımız pisipisine dondurularak öldürülmüştür. Sarıkamış şehitlerinin anma yıldönümlerinde, Sarıkamış şehitlerine ağıtlar yakılırken, hiç kimse bu yanlış emirleri veren ittihatçı zihniyeti sorgulayıp yargılama ihtiyacı hissetmemektedir.

Yakın zamana kadar Avrupa takımlarıyla yapılan futbol müsabakalarındaki, az gollü yenilgiler şerefli mağlubiyet, beraberliklerse galibiyet sayılırdı.

Türkiye’nin Başbakanı İsrail Cumhurbaşkanına sadece "one minute" dediği için Ortadoğu’nun kahramanı haline gelmişti. Halbuki İsraili israil yapan yetiştirdiği bilim, sanat adamları ve oluşturduğu sistemdir. Hiç kimse Başbakana İsrail’i geçebilmek için neler yapılması gerektiğini sormuyor.

İşte böylesine aşağılanmışlık duygusu içinde bulunan bir coğrafyadan çıkan Türkiye sol hareketlerinde de malesef farklı bir duygu ve algı mevcut değildir.

Türkiye’de kurulu düzene ilk defa bir başkaldırı ve isyan hareketi başlatan 68 ve 78 kuşağını böyle bir arka plan ile okumak ve anlamaya çalışmak gerekmektedir. Avrupa’da başlayıp bütün dünyayı etkileyen 68 gençlik hareketi Türkiye’yi de derinden etkilemiştir. 68 gençlik hareketi Türkiye’deki ilk başkaldırı hareketi olduğu için orjinaldir. Yoksa dünyadaki diğer benzer gençlik hareketlerinden bir farkı yoktur. 68 kuşağının gençlik önderlerinden İbrahim Kaypakkaya işkencede kemikleri kırılarak öldürüldüğünde 24 yaşındaydı. Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam edildiğinde 25 yaşındaydı. Mahir Çayan ve arkadaşları Kızılderede katledildiğinde 27 yaşındaydı. O katliamdan tesadüfen kurtulan Ertuğrul Kürkçü ise şimdi milletvekili.

Niyetim asla yargılamak ya da mahkum etmek değildir. Sadece tespit yapmaya çalışıyorum.

O koşullarda ve o yaşta Mahir Çayan’ın ve İbrahim Kaypakkaya’nın birikim oluşturup yazabildikleri metinler bugün sosyolojik anlamda araştırılması gereken yazılardır.

Ancak kendilerinden sonra gelen nesiller üzerinde derin etkiler bırakan 68 kuşağının gençlik önderleri de yenilmişlerdi. Tıpkı Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa gibi.

68 kuşağının isyanından gerekli dersleri çıkaran Türkiye Cumhuriyeti 71 darbesiyle isyanı bastırmıştı. Ancak bu süreçte bütün dünyada örnekleri mevcut olan sivil faşist kadroları yetiştirip hazırlamıştı. 68 kuşağının fikirlerini, eylemlerini ve örgütlenme tarzını bayrak edinen 78 kuşağı devletin hazırladığı sivil faşist güçlerin (Ülkücülerin) duvarına çarptı.1975-1980 arasında 5000 genç hayatının kaybetti. Farkında olmadan darbe şartlarının olgunlaşmasına katkıda bulundu 78 gençliği.

12 Eylül 1980 cuntasıyla 650.000 insan hapislerden ve işkencelerden geçti. İnsanlar yıllarca hapislerde çürütüldü. Ve Türkiye’nin devrimci solu bir daha belini doğrultamayacak bir hale getirildi.

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilişinin üzerinden tam 40 yıl geçti. Bugün ise Türkiye’nin % 90'ı sağ partilere oy veriyor (CHP'yi de sağ parti kabul ediyoruz). Bu durumda 68 ve 78 kuşağının bugüne etkisini bir hiç olarak görmemiz gerekiyor. Tıpkı Plevne, Çanakkale ve Sarıkamış’ta ölen gençlerimizin bir hiç uğruna öldükleri gibi.

Ancak 68 ve 78 kuşağı yenilgiyi kabul edip, geçmişte yaşamaktan vazgeçerek her şeyi yeniden başlatabilir. Ve en önemli özeleştirisini yapmış olur.

Ancak ben geçmişte devrimci hareket içerisinde yer almış olmaktan asla pişman değilim. Bugün aynı koşullar oluşsa yine aynı safta yer alırım. Çünkü ben sorgulamayı, mücadele etmeyi, korkmamayı, merak etmeyi, okumayı ve araştırma yapmayı o saflarda öğrendim.

"Halklara özgürlük" dedikleri için Çerkes kimliğimle o saflarda hayat bulmam mümkün oldu.

70'li yılların faşist MHP'si, müslüman kemalist MSP'si, oportünist liberal AP'si, Kemalist CHP'si içinde Çerkes kimliğimizle hayat bulabilmemiz mümkün değildi.

Bugün artık Çerkes kimliğimle, tüm halkları kardeş olarak görüyor, bugünü anlamaya çalışarak yarına projeksiyon tutmaya çalışıyorum.

70'li yıllarımın heyecanıyla, hergün okuyor, araştırıyor, yazıyor ve paylaşıyorum. Bunu yapmak beni 70'li yıllarımın dinamizminde tutuyor.

Yeni hayaller kurarak, hayallerimize doğru hep birlikte ilerleyeceğimize inanıyorum.



Paylaş | | Yorum Yaz
3094 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Çerkesler’in Atatürk’le Münasebeti Üzerine - 17/11/2018
Çerkes kalma mücadelesi veren Çerkesler “dayatılmış ataları” ata olarak kabul etmezler. Övüneceklerse, pek ala övünebilecekleri kendi ataları var.
Çerkeslerin Eylemle ve Sokakla İmtihanı - 29/10/2018
Ulusal reflekslerini ortaya koyarak ve sokağa çıkarak, Türkiye'de ve dünyada bir kamuoyu oluşturma başarısı gösterebilirse Çerkesler, var olma sınavından başarıyla çıkacaklardır.
Ulusal Onuru Olanlar, Ulusal Refleks Gösterirler - 15/10/2018
Her şey "Çerkes Halkını tepki verebilen dinamik bir toplum haline getirdiğimizde" yeniden başlayacaktır.
Hacı Bayram, Nazmi, Adnan, Tarık ve Muammer - 08/10/2018
Anavatanımıza yerleşmiş olan herkes çok değerlidir. Zaman, birbirimizle uğraşma zamanı değil, kenetlenme ve birbirimize sahip çıkma zamanıdır.
Bu Coğrafyada "Birlikte Yaşam" Mümkün mü? - 29/09/2018
İçtenliğimiz ve sözlü olarak verdiğimiz mesajlar seyircileri daha program başlamadan kucaklamıştı ve en gariban grup olan Çerkes müzikleri en fazla alkışı almıştı. Sahneden indikten sonra onlarca kişinin tebrik etmesi beni gerçekten umutlandırdı.
Yükselen Tarih ve Kimlik Bilinci Korkutuyor - 24/09/2018
Çünkü Çerkeslerde kimlik ve tarih bilincinin gelişmesi durumunda Kafkasya coğrafyasında tutunmasının mümkün olmadığını çok iyi biliyor Rusya'nın devlet aklı.
Kayseri Çerkesleri 2. Şeref Madalyasına Hazırlanıyor - 09/09/2018
Çerkeslerin istediği "Pozitif Ayrımcılık"tır. Devletin, hukuki ve maddi olarak hem anadil eğitimine, hem de Çerkesce yayın yapan televizyon talebimize cevap vermesidir.
Çerkesler İttihatçı mıdır? - 03/09/2018
Sarayla ve İstanbul’la evlilik yoluyla ilişki kurmuş olan Çerkes ailelerin çocukları askeri okullarda okuyor ve zamanın ruhu gereği ittihatçı oluyorlardı.
Toplumsal Korku Üzerine - 25/08/2018
Ya korku duvarlarını yıkıp özgür ve demokratik bir ülke yaratacağız, yada böylesine rezilce, korka korka yaşamaya devam edeceğiz.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi