• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam65
Toplam Ziyaret560103
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.35745.3789
Euro6.09556.1199
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
12 Eylül Askeri Darbesi, Türkiye Halklarına Kurulmuş En Büyük Tuzaktır
15/09/2014

Tam otuz dört yıl geçmiş 12 Eylül askeri darbesinin üzerinden. 1980 yılında doğmuş olanlar şu anda 34 yaşına gelmiş bulunuyor. 12 Eylül’ü yaşayıp, anlayabilecek durumda olanlar şu anda ellili yaşlarını geçmiş durumda. 12 Eylül giderek toplum hafızasından silinmeye başladı.

Ancak toplum şu anda 12  Eylül anayasasıyla ve 12 Eylül’ün kurumlarıyla yönetiliyor.
Osmanlı dönemi de dahil tüm darbelerin en korkuncu, en acımasızı ve toplumu en fazla gerileten darbe olmasına rağmen, 12 Eylül’ün toplum üzerindeki etkileri analiz edilememiştir. 12 Eylül’le hesaplaşılamamış, romanı yazılamamış, filmi yapılamamış, şiiri yazılamamıştır.

12 Eylül'ü anlayabilmek için tarihin derinliklerine giderek günümüze gelirsek bazı çıkarımlar yapabiliriz.
Darbeler Türkiye tarihinin bir kaderi midir?

Bunu anlamaya çalışacağız.

Türkiye’de kamu adına silahı elinde bulunduranlar, sürekli olarak silahlarını halka ve iktidara yönelik olarak tutmaktadırlar.

Bu şekilde hem iktidardan istediklerini almakta, hem de topluma yön vermektedirler.

Osmanlı döneminde yeniçeriler defalarca sadrazam kellesi alarak askeri darbeler yapmışlardır. Osmanlı’nın son döneminde askerlerce  oluşturulan İttihat ve Terakki Partisi de silah zoruyla istediği hükümetleri kurdurmuş, istediği hükümetleri de indirmiştir.

İttihat Terakki’nin B takımındaki askerler tarafından kurulan Türkiye Cumhuriyeti böylesine askeri müdahalelere alışkın bir geleneğin üzerine oturuyordu.

Bir asker olan Mustafa Kemal, kendisine son derece bağlı diğer bir asker olan İnönü’yü Başbakan, Fevzi Çakmak’ı da Genelkurmay Başkanı yaparak kendisine karşı olabilecek askeri ve siyasi darbeleri önlemiştir. Fevzi Çakmak’ın Genelkurmay
Başkanlığı tam 23 yıl sürmüş ve yaş haddinden emekli edilmiştir.

Türkiye NATO'ya girebilmek ve Birleşmiş Milletler’e üye olabilmek için mecburiyetten çok partili hayata geçmiştir. Toprak reformuna karşı olan toprak ağaları, CHP'den ayrılarak dörtlü takriri yayınladılar ve Demokrat Parti’yi kurdular.
Demokrat Parti’ye başlangıçta bütün toplum kesimleri destek verdi. Dindarlar, solcular, işçiler, köylülerde oluşan son derece geniş bir toplumsal yelpaze demokrat partinin yanında yer aldı. Çünkü CHP'nin yürüttüğü katı devletçi ve baskıcı politikalar milleti canından bezdirmişti.

Demokrat Parti Amerika’dan aldığı Marshal yardımı ile yol inşaatları ve montaja dayalı sanayileşme çabaları ile liberal bir politika izlemeye çalışıyordu. Osmanlı döneminden kalma yol vergisinin kaldırılması, tütün kolcularının köylere yaptıkları baskınların sona erdirilmesi, vergi tahsildarlarının köylerden geri çekilmesi, ezanın Türkçe’den Arapça’ya çevrilmesi gibi hususlar kırsal kesimlerde rahatlama sağladı ve Demokrat Parti’ye desteği her geçen gün artırdı.

Ancak Demokrat Parti iktidara yerleştikten sonra, özgürlükleri kısıtlamaya, baskıları arttırmaya başladı. İktidarı eleştiren tüm kesimler baskı altına alındı. Üniversiteler, basın, aydınlar ve fikir adamları, muhalefet partisi CHP de bu baskılardan nasibini aldı.

Komünizmle Mücadele Dernekleri bu dönemde kurdurulmuş, 6-7 Eylül olaylarıyla gayr-ı müslimlere bu dönemde saldırılmıştır.

Mecliste kurulan tahkikat komisyonu ile mahkeme kararı olmadan yüzlerce kişi tutuklanmıştı. Halkın tek haber kaynağı olan radyoda, Demokrat Parti’nin kurduğu Vatan Cephesi’ne katılanların listesi okunuyordu günlerce.

Üniversitelerde başlayan olayları bahane eden ordu, darbe yaparak yönetime el koydu. Yassıada’da yürütülen duruşmalarda Başbakan Adnan Menderes ve iki bakanı mahkum edilerek idam edildi. Çok sayıda Demokrat Partili hapis cezalarına çarptırıldı. Ve 27 Mayıs "Hürriyet ve Anayasa Bayramı" ilan edildi. 1980 yılına kadar devam eden bu bayram, Kenan Evren tarafından kaldırıldı.

1960'da oluşturulan Kurucu Meclis, 27 Mayıs 1961'de Anayasa yaptı. 1961 Anayasası Türkiye’de kuvvetler ayrılığı ilkesinin kabul edildiği ilk Anayasadır. 1961 Anayasası bir darbe anayasası olmasına rağmen Türkiye anayasaları içerisinde en demokratik olanıdır.

1961 Anayasasının getirdiği özgürlükler ve örgütlenme güvenceleri, dünyada esen sol değerlerin yükselmesi Türkiye’yi de etkiledi. Peşpeşe sendikalar, dernekler, partiler kurulmaya başlamış, tüm toplum kesimleri daha iyi bir dünyanın peşine düşmüşlerdi.

Birçok grev ve öğrenci eylemi peş peşe gündeme geldi. 1968’de Fransa’da başlayan gençlik eylemleri Türkiye’yi de etkiledi.
Sol kesimlerdeki gençlik hareketlerinin silahlı mücadeleye yönelmesi askeri müdahaleyi getirdi. Ordu 12 Mart 1971 tarihinde verdiği muhtıra, Demirel hükümetinin istifasıyla sonuçlanırken, Nihat Erim başbakan oluyordu.

12 Mart cuntası Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ı idam etti. Onlarca gençlik önderi silahlı çatışmalarda ve işkencelerde öldürüldü. Binlerce insan hapislere doldurularak toplumsal muhalefet bastırıldı.

Sağ kesimler, 1960'taki üç idama karşılık, soldan da üç idam gerçekleşmesini, Mendersin idamının rövanşı olarak gördüler.
1974'te Ecevit affıyla siyasi mahkumlar cezaevinden çıktılar. Hızla dernekler, sendikalar, siyasi örgütler, siyasi partiler kurulmaya başladı. Ancak devlet ve emperyalist sistem 1968'den gerekli dersini çıkarmıştı. Toplumsal muhalefeti engellemek için sivil faşist güçlerini eğitip örgütlemişti. Ülkü Ocakları da bu amaçla altmışlı yılların sonunda kurdurulmuştu.

12 Eylül öncesini yaşamamış olanların anlaması mümkün değildir. Sol kesimlerin hak talebi dile getirmek için yapmış oldukları eylemlere ülkücü faşistler saldırıyor ve insanlar ölüyordu. Bunun üzerine sol örgütler de kendilerini savunmak için silahlandılar ve Türkiye tam bir kan gölüne döndü. Okullar, yurtlar, fabrikalar, şehirler, mahalleler, camiler bölünmüştü.
Aydınlar, sendikacılar, işçiler, köylüler, öğrenciler, öğretmenler, Aleviler, Kürtler, Çerkesler ve tüm toplum kesimleri saldırıya uğruyor, öldürülüyordu.

Bu kör döğüşünde tam beş bin insanımız hayatını kaybetti.

Üstüne üstlük, ülke bu durumdayken Cumhurbaşkanlığı süresi dolan Fahri Korutürk'ün yerine meclis tam dokuz ay cumhurbaşkanını seçememişti. Türkiye tam bir kaos ve yönetim aczi içindeydi.

Ülkenin çok büyük bir bölümünde, ordunun yönetime el koyması arzulanır hale getirilmişti. Şartlar ölümlerle olgunlaştırıldığı için ordu yönetime el koydu. Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve kuvvet komutanları milli güvenlik konseyini oluşturdu.
650 bin kişi işkenceden geçirildi. Bir buçuk milyon kişi fişlendi. Elli kişi idam edildi. 210 bin siyasi dava açıldı. İşkencelerde insanlar sakat kaldı ve psikolojik travma geçirdi.

Topluma egemen korku duygusundan dolayı, insanlar yapılan işkencelere ilgisiz kaldılar. Milli güvenlik konseyinin hazırlattığı darbe anayasası % 92 gibi bir çoğunlukla kabul edildi. 12 Eylül rejimi, 12 Eylül öncesi yaratılmış olan paranoyadan dolayı toplumun çok önemli bir bölümünün desteğini aldı. 1987 yılında eski siyasileri, siyasi haklarının iadesi için yapılan referandumda toplumun yarısının hayır oyu vermesi de çok ilginçtir. 12 Eylül uygulamaları batıda 1990’ların başlarında gevşerken, doğuda Kürtlere karşı bütün şiddetiyle devam etti.

12 Eylül darbesi yaratıcı, muhalif ve sol düşünceyi yok ederek Türkiye’ye en büyük kötülüğü yapmıştır.

12 Eylül'ün ne 27 Mayıs’la, ne 12 Mart’la, ne de 28 Şubat’la kıyaslanması mümkün değildir.

Türkiye Halkları 12 Eylül 1980'de kendisine kurulan tuzağın içinden hala çıkamamıştır.

1982 darbe anayasası değiştirilemeden yerinde durmaktadır.

YÖK kâbus gibi üniversitenin ve gençliğin üzerinde durmaktadır.

% 10 seçim barajı çoğulcu temsiliyetin önünde en büyük engel olarak durmaktadır.

Türkiye Halklarına düşen görev, 12 Eylül düşüncesini ve kurumlarını tarihin çöplüğüne gönderip, özgür, demokratik bir ülke kurmaktır.



Paylaş | | Yorum Yaz
1301 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Çerkesler’in Atatürk’le Münasebeti Üzerine - 17/11/2018
Çerkes kalma mücadelesi veren Çerkesler “dayatılmış ataları” ata olarak kabul etmezler. Övüneceklerse, pek ala övünebilecekleri kendi ataları var.
Çerkeslerin Eylemle ve Sokakla İmtihanı - 29/10/2018
Ulusal reflekslerini ortaya koyarak ve sokağa çıkarak, Türkiye'de ve dünyada bir kamuoyu oluşturma başarısı gösterebilirse Çerkesler, var olma sınavından başarıyla çıkacaklardır.
Ulusal Onuru Olanlar, Ulusal Refleks Gösterirler - 15/10/2018
Her şey "Çerkes Halkını tepki verebilen dinamik bir toplum haline getirdiğimizde" yeniden başlayacaktır.
Hacı Bayram, Nazmi, Adnan, Tarık ve Muammer - 08/10/2018
Anavatanımıza yerleşmiş olan herkes çok değerlidir. Zaman, birbirimizle uğraşma zamanı değil, kenetlenme ve birbirimize sahip çıkma zamanıdır.
Bu Coğrafyada "Birlikte Yaşam" Mümkün mü? - 29/09/2018
İçtenliğimiz ve sözlü olarak verdiğimiz mesajlar seyircileri daha program başlamadan kucaklamıştı ve en gariban grup olan Çerkes müzikleri en fazla alkışı almıştı. Sahneden indikten sonra onlarca kişinin tebrik etmesi beni gerçekten umutlandırdı.
Yükselen Tarih ve Kimlik Bilinci Korkutuyor - 24/09/2018
Çünkü Çerkeslerde kimlik ve tarih bilincinin gelişmesi durumunda Kafkasya coğrafyasında tutunmasının mümkün olmadığını çok iyi biliyor Rusya'nın devlet aklı.
Kayseri Çerkesleri 2. Şeref Madalyasına Hazırlanıyor - 09/09/2018
Çerkeslerin istediği "Pozitif Ayrımcılık"tır. Devletin, hukuki ve maddi olarak hem anadil eğitimine, hem de Çerkesce yayın yapan televizyon talebimize cevap vermesidir.
Çerkesler İttihatçı mıdır? - 03/09/2018
Sarayla ve İstanbul’la evlilik yoluyla ilişki kurmuş olan Çerkes ailelerin çocukları askeri okullarda okuyor ve zamanın ruhu gereği ittihatçı oluyorlardı.
Toplumsal Korku Üzerine - 25/08/2018
Ya korku duvarlarını yıkıp özgür ve demokratik bir ülke yaratacağız, yada böylesine rezilce, korka korka yaşamaya devam edeceğiz.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi