• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam160
Toplam Ziyaret742875
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar8.04588.0780
Euro9.67359.7122
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Kürtler Anadilleri İçin Savaşırken, Çerkesler ve Diğer Halklar Seyrediyor
20/09/2014

"Meclis-i alimizi teşkil eden zevat, yalnız Türk değildir, yalnız Çerkes değildir, yalnız Kürt değildir, yalnız Laz değildir, fakat hepsinden mürekkep anasır-ı islamiyedir, samimi bir mecmuadır (islam unsurları samimi bir topluluktur). Bu mecmuayı teşkil eden bir unsur-u islam, bizim kardeşimiz, ortak çıkarımız olan vatandaşlarımızdır. Yek diğerine hürmet-i mukabele (karşılıklı saygıyla) riayetkardırlar ve diğerinin her türlü hukukuna, etnik, toplumsal, coğrafi hukukuna hürmetkar olduğunu tekrar ettik ve teyit ettik" derken Mustafa Kemal, tarihler 1 Mayıs 1920 tarihini gösteriyordu. Yani TBMM'nin açılışının üzerinden sadece bir hafta geçmişti.

Meclisin gözünün içine baka baka yalan söylüyor ve takiyye yapıyordu Mustafa Kemal. Türkler dışında hiçbir toplumun hukukuna saygısı olmayan Mustafa Kemal bir ittihatçıydı. İttihatçıların, "Anadolunun Hristiyanlardan arındırılıp, Müslümanlaştırılmalı ve Türkleştirilmeli" tezini benimsiyordu. Sadece gücü ve iktidarı ele geçirmek için şimdilik Türk olmayan diğer halklara ihtiyacı vardı. Zamanı geldiğinde ise hepsinin defteri teker teker dürülecekti.

Meclisin dokuz ay üzerinde çalışarak 20 Ocak 1921’de kabul ettiği Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası olan Teşkilat-ı Esasi’nin hiçbir yerinde Türk kelimesi geçmiyordu.

Çerkes Ethem kuvvetleri isyanları bastırıp, Yunan kuvvetleri karşısında ilk cepheyi oluşturuyordu. Çerkes Ethem'in ağabeyleri mecliste mebustu. Kürt vekiller ve Lazistan mebusları da mecliste görev yapıyordu.

Düzenli ordu kurulup Çerkes Ethem tasfiye edildikten sonra, Mustafa Kemal adım adım diktatörlüğe gidiyor ve ittihat terakkinin Anadolu’nun Hristiyanlardan arındırılması ve Türkleştirilmesi politikasını hayata geçiriyordu.

Cumhuriyet öncesi 1915 yılında bir milyon beş yüz bin Ermeni sürülerek ve kırılarak Anadolu’dan gönderilmişti.

30 Ağustos 1922'de Yunanlıları alt edip, zafer kazanan Ankara hükümeti, dünyada daha hiçbir devlet tarafından tanınmadan, ilk hesaplaşma ve yok etme operasyonunu Çerkeslere uyguladı.

1922'nin Aralık ayında Manyas'ın Mürvetler Çerkes köyü sürülüyordu. Tepki gelmeyince 1923 Haziranı’nda Gönen ve Manyas'ın ondört köyü daha sürüldü. Ve bu sürgün bütün Marmara bölgesi Çerkeslerine yönelik olarak planlanıyordu. 150'lilikler listesinin yarıdan fazlası Çerkesler tarafından doldurularak, Çerkes toplumu tam anlamıyla sindiriliyordu.

1924'te imzalanan Lozan barış anlaşmasına ilave edilen mübadele maddesiyle, Anadoluda yaşayan 1 milyon 200 bin Rum ve Hristiyan Yunanistan'a gönderildi.

Aleviler, gayrımüslimler, solcular ve müslümanlığı devletin dayattığı şekilde yaşamak istemeyen kesimlere acımasızca saldırılmış ve baskılar uygulanmıştır.

İttihatçıların ve onların devamı olan Kemalistlerin Anadoluyu Türkleştirme operasyonunu Kürtler bozdular. 1924 yılında Şeyh Sait, Ağrı, Van, Dersim gibi bilinenlerle birlikte tam yirmi beş Kürt isyanında on binlerce Kürt katledildi, sürüldü, işkenceye uğradı ve hapsedildi. Ancak Kürtlerin varlıklarını sürdürme iradesi söndürülemedi ve bastırılamadı.

1984 yılında PKK'nın başlattığı isyan, Türkiye tarafından 30 yıl bastırılamamış, Kürt Halkının varlığı ve diğer etnik toplulukların varlığı mecburen kabul edilmiştir.

İttihatçıların ve Kemalistlerin islamcı versiyonu olan AKP'nin başlatmış olduğu çözüm süreci ya da demokratik açılım sürecinin de tam bir kandırmacaya dönüştüğü açığa çıkmış bulunuyor.

2009 yılında devlet tarafından finanse edilen TRT ŞEŞ'in açılmasını olumlu bir gelişme olarak gördük. Ancak TRT ŞEŞ'i devletin açması Kürtleri ve kürt kültürünü çok sevdiğinden değildi. Güneydoğuda halkın çok büyük bir bölümünün uydu antenlerle ROJ TV'yi izlemesi ve PKK'nın yanında durmasını engellemek ve devletin görüşlerini anlatmak üzere MİT'in verdiği rapor üzerine kuruldu. Sakarya-Fırat gibi Kürt nefreti içeren TRT dizilerinin Kürtçe dublajlarıyla yayınlanması, Kürtlerin TRT ŞEŞ'ten nefret etmesini getirdi.

TRT ÇERKES'in açılması için ÇHİ olarak devlet ve hükümet yetkilileriyle defalarca yaptığımız temaslarda "şimdi siz problem çıkarmıyorsunuz, problemli olanları bir çözelim, size sonra bakarız" diye oyalayan tavırlar, demokrasi ile bağdaşan davranışlar değildir.

Demokrasi tüm toplum kesimlerinin kendilerini özgür bir biçimde ifade edebildikleri rejimin adıdır. Demokratikleşmeyi "terörü bitirmek" olarak gören bir anlayıştan demokratik açılım beklenemez.

Kürtleri silahlı mücadele verdikleri için, Alevileri Avrupa insan hakları mahkemesine gittikleri için, Romanları kriminal vakalar olarak toplumu rahatsız ettikleri için muhatap aldı devlet. Çerkeslerin, Lazların, Pomakların, Gürcülerin de haklarını elde etmek için silaha başvurmaları gerekiyor herhalde. Devlet terörü uygulayarak sorunlarını çözen Türkiye Cumhuriyetinin anladığı tek dil şiddet maalesef.

Kürtçe, Çerkesce, Lazca, Süryanice, Pomakça artık yasak değil, kendi kendinize öğrenebilirsiniz diyorlar. Bunun adına uluslararası literatürde "negatif ayrımcılık" diyorlar. Yetişmiş öğretmeni olmayan, yeterli materyeli olmayan, eğitim için gerekli fiziki mekanları olmayan bir dil nasıl öğrenilebilir? Eğer bir dil böyle öğrenilebiliyorsa, Türkçe bilen çocuklara, Türkçe dilbilgisi kurallarını öğretmek için yüz bin Türkçe öğretmeni neden devletten maaş alıyor?

Etnik meselelerin demokratik yöntemler içerisinde çözümünün olmazsa olmaz şartı "anadil eğitimi"dir. Kemalizmin islamcı versiyonu olan AKP hükümeti, anadil eğitimi ile ilgili somut adımları atmamakta inat ediyor. Meseleyi sonsuza kadar oyalayarak asimilasyonun tamamlanmasından sonra bir şeyler yaparmış gibi görünerek bir yere varılamaz.

Seçmeli ders, ya da özel okullarda kendi anadilinizi öğrenebilirsiniz diye oyalamalar devam ediyor.

Devlet Türkçenin öğretilmesi için nasıl kaynak  ayırıyorsa, Çerkesce, Kürtçe, Lazca, Pomakça, Gürcüce için de kaynak ayırarak çözüm üretmek zorundadır. Yetmişbin korucuya maaş veren, bin tane melleye maaş bağlayan devlet,  Artuklu Üniversitesi’nde lisans eğitimi alan gençlere kadro vermeyerek samimi olmadığını göstermiştir. Aynı şey Çerkesler ve diğer etnik topluluklar için de geçerlidir.

Bir halkın nasıl kendisi olacağına karar veren Kürt Halkı kendi çözümünü üretti. Yerel yönetimlerin ve halkın desteği ile anadil eğitimini gerçekleştirecek kendi okullarını kurdular.

Kürt çocukları "Rojbaş mamoste" (günaydın öğretmenim) diyerek eğitim dönemini başlattı. Ancak daha açılır açılmaz gaz, çevik kuvvet, toma ve mühürlerle Kürtçe eğitime devlet tarafından saldırıldı.

Televizyonlar ve gazeteler de beraberinde saldırıya geçti. "Bu devlet hukuk devletidir. Kürtçe eğitim görmek isteyenler açar özel okulunu, görür Kürtçe eğitimini" diyerek bastırdılar. Türkiye Devletinin 90 yıldır uyguladığı hukuksuzlukları ve insan hakları ihlallerini görmezden gelerek.

Kürtler canlarını dişlerine takarak anadilleri için mücadele ederlerken, Çerkesler ve diğer halklar bu süreci seyredemezler!

Bu sürecin içinde ve yanında olmak, Tüm Türkiye Halklarının boynunun borcudur.



3023 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ROMANLAR GÜNÜ KABUL EDİLİRKEN, ÇERKESLER DE ÖZÜR BEKLİYOR - 17/04/2021
Yapılan bu büyük haksızlıkla ilgili olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti özür dilemelidir. Bu özür Türkiye’yi küçültmez, tam tersine büyütür. Toplumsal barışa katkı sağlar, ülkemizi zenginleştirir.
DEVLET, GÖNEN-MANYAS ÇERKES SÜRGÜNÜ İÇİN ÖZÜR DİLEMELİDİR - 09/04/2021
Gönen-Manyas Çerkeslerine sürgün tebligatının yapıldığı 2 Mayıs 1923 tarihinin yıldönümüne yaklaşırken, Devletin kuruluşunda kanı, teri ve emeği olan Çerkeslere bir özür borcunun olduğuna inanıyoruz.
NEDİM ŞENERLERİ YARATAN KEMALİST TARİH ANLAYIŞIDIR - 18/03/2021
Malesef bugüne kadar Ethem Beyle ilgili olarak onlarca kitap yazılırken, Çerkeslerden bu konuyu yazabilmiş bir tek kişinin çıkmamış olması acı vericidir.
İNÖNÜ, MUSTAFA KEMAL’İN ÜSTÜNÜ ÇİZMEK İSTEMİŞTİ - 28/02/2021
1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti, üç yıl içerisinde anıt mezarı tamamlayarak 1953 yılında büyük bir törenle Atatürk’ü bugünkü yerine taşıdı. Koruma kanunu çıkartarak, İnönü tarafından unutturulmak istenen Atatürk kültü yeniden inşa edildi.
ONUNCU YILDÖNÜMÜNDE ÇHİ (ÇERKES HAKLARI İNİSİYATİFİ) - 06/02/2021
ÇHİ’nin Çerkes Halkına bıraktığı en büyük miras, talep edebilme kültürü, itiraz ve görünürlüğün sağlanmasıdır. Bu özel dönem kitaplarının yazılmasını ve belgesellerinin çekilmesini bekliyor.
TARİH, NEDEN “ETHEM’İN İHANETİYLE” BESLENMEK ZORUNDA? - 16/01/2021
Türkiye Cumhuriyeti’nde meşruiyet arayan her yazar, çizer, şair, tarihçi, düşünür geçinen herkes Kemalist ideolojiye hizmet için mutlaka hain Çerkes Ethem yalanına sarılır.
İNÖNÜ ZAFERİ BİR YALAN MIDIR? - 10/01/2021
Refet Paşa İnönü Zaferi için pek inançlı görünmüyor. Bu açık. Bir başka Kurtuluş Savaşı Komutanı da çok dikkatli fakat çok anlamlı ifadeler kullanıyor.
MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE KAHRAMANI OLABİLİR Mİ? - 27/12/2020
Mustafa Kemal’in Çanakkale Destanı’nı yazdığını düşünür herkes. Oysa Çanakkale bir deniz savaşıdır ve orada Mustafa Kemal hiç yoktur. Kara savaşları Gelibolu Yarımadası’nda geçmektedir. Gallipoli Savaşı olarak bilinir bütün dünyada.
ÇERKEZLİK GAYRETİNİ KİMLER UYANDIRDI? - 23/12/2020
Samimiyetle söyleyeyim ki verecek cevap bulamadım. Şaşırdım. İşte bu halet-i ruhiye içinde olan bana, ÇERKEZ ETHEM denildi.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi