• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam37
Toplam Ziyaret780878
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar9.45089.4887
Euro10.973511.0175
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
‘Abdülhamit, Çerkez Tarihi Yazılmasına İzin Vermemişti’
08/07/2018

Öncelikle yazının başlığında kullandığım "Çerkez" tanımı bana ait değidir. Bu yazıda uzun bir alıntı yapacağımız tescilli Çerkes düşmanı, Çerkesleri ve Çerkes Ethem'i hain gösterme çabası içinde olan, "Çerkez Ethem" ve "Efsaneden Gerçeğe Kuşçubaşı Eşref" isimli kitapların yazarı Ahmet Efe'ye aittir. Yazının başlığını Ahmet Efe'nin "Efsaneden Gerçeğe Kuşçubaşı Eşref" kitabından aldım.

İnsanın kendisini hain ilan eden, düşmanından da öğreneceği çok şeyin olduğunu bir kez daha öğrenmiş oldum. Ahmet Efe, Abdülhamit'in bir Çerkes Tarihi yazmak isteyen Çerkes Paşaları ve Çerkes ileri gelenlerini nasıl sürgün edip dağıttığını, İttihatçı muhalif yazar Ahmet Bedevi Kuran'a dayandırarak anlatıyor. 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanından 1923'e kadar geçen dönemi de "Osmanlı Çerkezlerinin Altın Çağı" olarak değerlendiriyor.

Hep savuna geldiğimiz, ülkemiz demokratikleştiğinde Çerkeslerin de, tüm Türkiye Halklarının da hak ve özgürlüklerinin genişleyip geliştiğini pek güzel anlatmış tescilli Çerkes Düşmanı Ahmet Efe.

Sözü Ahmet Efe'nin "Efsaneden Gerçeğe Kuşçubaşı Eşref" kitabının 18, 19 ve 20. sahifelerine bırakalım.

"ABDÜLHAMİT ÇERKEZ TARİHİ YAZILMASINA İZİN VERMEMİŞTİ

Oysa 1908'de İttihatçılara karşı Çerkez unsurunu kullanmaya kalkışan Abdülhamit, bundan yaklaşık on yıl önce sadık bendelerinin bir Çerkez Tarihi yazma girişimine asla izin vermemiş, buna yeltenenleri de -Fuat Paşa da dahil- sürgün etmişti.

Son derece ilginç bu olayın ayrıntılarını Ahmet Bedevi Ku ran'ın eserinde buluyoruz: Sultan Abdülhamit, Paris'te yuvalanan Jön Türkleri davalarından vazgeçirip İstanbul'a dönmelerini sağlamak için Yusuf Ziya Paşa ile Ebuzziya Tevfik'i göndermiş ancak adı geçenler hiç bir başarı elde edemeden dönmüşlerdi. Bunun üzerine  Sultan Abdülhamit aynı görevi Ferik Ahmet Celalettin Paşa'ya vermek ister. Fakat bir zamanlar "Çerkezlerden oluşan bir muhafız alayı" kurmayı arzu eden Abdülhamit, bu münasebetle bazı ümeranın  "Çerkez Tarihi Yazılması" fikrinde olduklarını haber alınca, ayrılık gayesi güdülüyor fikrine kapılarak, -A.Bedevi Kuran'a göre- şiddet gösterisini hilafet şanına çok layık bulduğu için Ahmet Celalettin Bey'i Çit Köşküne hapsettirir. Mehmet Fazıl Paşa gibi bazılarını da sürgüne gönderir. A.Bedevi Kuran şöyle devam eder:

"Yeni bir itaatsizliğe şahit olmak endişesiyle çok sevdiği bu sadık bendesine karşı şiddetli davranmak vesilesi ihdas etmek istemiyordu...

Bu fırsatla şunu da ifade edeyimki, "Çerkez Tarihi"meselesi Sultan Abdülhamit'in canını çok sıkmıştı. Zannederim bilahare nefy (sürgün) edilen meşhur Nazım ve Kuleli Askeri İdadisi Ders Nazırı Çerkes Hasan Fuad Paşaların ve evvela Trabzon'a nefyedilen ve sonra Jön Türklerle münasebattardır bahanesi ile askerlikten tardla Erzincan'a sürülen yaverandan Çerkes İshak Paşa'nın maruz kaldığı akıbetler bu his ve düşünce tahtındandır ve Sultan Abdülhamit'in dimağında yer eden endişlerden ileri gelmiştir. Hatta Deli Fuat Paşa'nın nefyinde bile bu his, izhar edilemeyen belli başlı amillerden biri olmuştur.

1.             Dünya harbi yıllarında firari olan -İngiliz Muhibi-Prens Sebahattin'in ekibi arasında gördüğümüz A. Bedevi Kuran, ilerleyen sayfalarda verdiği bilgiye göre prens bir ara münferit sulh girişimi için Yunanistan'a gelir. Kuran, bu sırada Selanik'te bulunan "ademi merkeziyetçi" arkadaşlarını sayarken şu adları verir: Natık Paşa, Kurmay Yarbay Yusuf Rasih, Şair Hüseyin Siyret, Söz gazetesi Yazarı Asaf Muammer, Gümülcineli İsmail ve Karzek Süleyman Paşa-zade Adil. Kuran, Karzek Süleyman Paşa'nın da Çerkez Tarihi sorunu ilgili Çerkez Ümerasından olduğunu, Çerkez Tarihi yazımının, Süleyman Paşa'nın Nişantaşı'ndaki konağında kararlaştırıldığını ve kitabın bu sebeple Fizan'a sürülen Hacı Mustafa Reşit Bey tarafından kaleme alındığını belirtir.

 

OSMANLI ÇERKEZLERİNİN ALTIN ÇAĞI

Abdülhamit'in bu yaklaşımının aksine, 2. Meşrutiyet'in ilanı Türkiye'deki Kuzey Kafkas topluluğunun tarihinde "altın çağ"ın başlangıcı olarak adlandırılır. Çünkü Kuzey Kafkasyalıların Türkiye'ye göç etmelerine kadar sadece 1841'de kurulan bir Çerkez Komitesi mevcut iken, ve yukarıda değinildiği gibi Abdülhamit döneminde bir Çerkez Tarihi yazmalarına izin verilmeyip buna girişenlerin sürgün edilmelerine karşın, 2. Meşrutiyetten sonra peş peşe Çerkez örgütlenmeleri ortaya çıkar. Bunların ilkinin Çerkez İttihat ve Teavün Cemiyeti olduğu belirtilmişti. Kültürel aydınlanmacı amaçlar taşıyan ÇİTC (Çerkes İttihat ve Teavün Cemiyeti), bir dizi okul kitabı ve alfabe yayınlamıştı. Çerkez Alfabesinin hazırlanması ile ilgili Şemsettin Tleseruk Paşa, 81 Harf ve işaretten oluşan bir projeyi önermesine karşın, ÇİTC Alfabe Komisyonu, Çerkez alfabesi için 42 Harf öngören bir proje üzerinde duruyordu.

ÇİTC, ilk Çerkez gazetesi olan ve yazı işleri müdürlüğünü Mehmet Şemsettin Paşa'nın yaptığı "Guaze"yi, Arap Alfabesi ile Türkçe ve Kabartayca yayınlamaya başlar. Mehmet Şemsettin Paşa, ÇİTC'ye zengin bir kütüphane kurulması ile Adigece kitap yayınlanmaya da önayak olur. ÇİTC, yine 1911 yılında Çerkezce eğitim veren ilk okul olan Özel Çerkez Örnek Okulu'nu da açmıştı. Yine bu sıralarda ÇİTC dışında Çerkez Kadınları Teavün Cemiyeti'de kurulur.

1910-12 yılları arasında da Muhacir Komisyonu olarak adlandırılan bir Abaza-Çerkez komitesi kurulur. ÇİTC ile Muhacir Komisyonu temel alınarak 1914'te de Şimali Kafkasya Cemiyeti Siyasiyesi adıyla bir örgüt kurulur.

Ancak çalışmamız Osmanlı dönemindeki Çerkez örgütlenmeleri olmadığından bu konuyu burada kesiyoruz. Fakat görüldüğü gibi Meşrutiyetin getirdiği özgürlükçü ortamdan yararlanarak gayr-ı siyasi  amaçlarla kurulan anılan Çerkez örgütleri, yaptıkları faaliyetlerden açıkça anlaşılacağı gibi milli haklarını elde etmek gibi siyasi faaliyetlere de girişiyordu." diyerek Ahmet Efe'nin sözlerine nokta koyalım.

Görüldüğü gibi baskı ve istibdat dönemlerinde her türlü talep ve örgütlenme bastırılıp yok edilir. Demokrasi ve özgürlük dönemlerinde ise diller, kültürler, okullar, gazeteler, şarkılar çiçek açar.

Yeni bir Abdülhamit dönemine girdiğimiz şu günlerde, Çerkeslerin ve Tüm Türkiye Halklarının kazanımlarını korumak için, uyanık ve dirençli olmaları gerekmektedir.



3103 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

HAUTİ VE ŞÜREKASI, RUSYA’YA HİZMETTE SINIR TANIMIYOR - 17/10/2021
DÇB (Dünya Çerkes Birliği) adını taşıyan bir kurum, biz “Kabrdeydik ve Kaberdey kalacağız” diyerek mikro milliyetçiliğe halkı saptırarak bölünmenin kitabını yazıyor.
DÜNYA ÇERKES KONGRESİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER - 03/10/2021
Netleşmemekle birlikte, isminin “DÜNYA ÇERKES KONGRESİ” olması hususunda bir anlayış birliğinin olduğu söylenebilir.
ITC=CHP=DP=AP=MHP=MSP=AKP - 20/09/2021
Cumhuriyet tarihi içerisinde kurulmuş olan bütün düzen partileri İslam soslu Türk ırkçısıdırlar. Farklılıklara hoşgörüleri ve tahammülleri yoktur. Hiç birinin diğerinden farkı yoktur.
ÇERKES ETHEM, DERSİM, KILIÇDAROĞLU VE CHP ÜZERİNE - 12/09/2021
Oturduğu koltuk İçin, kendi soydaşları, akrabaları ve yakınları adına tek kelam edememiş Kılıçdaroğlu Çerkes Ethem ve Çerkesler adına tek kelime edemez.
ALİ SEYİT PAŞA KOLLEKTİF YALANINA İNANACAKMIYIZ? - 30/08/2021
Çerkeslere ağır baskıların startı verilip, askeri okullarda okuyan çocuklar atılırken, rütbesi ferikliğe (Korgeneral) yükseltilmiş bir kimsenin Çerkesler için kılını kıpırdatmış olması mümkün müdür?
ASLAN ARI ANISINA - 24/08/2021
Gıyaben tanıştığımız Aslan Arı ağabeyimizle mahkemede izleyeceğimiz tavrı konuşmak İçin bir araya geldiğimizde “sakın mahkemede korkup geri adım atmayasın” dediğinde nasıl sevindiğimi anlatamam.
ÇERKES ETHEM KAZANSAYDI NASIL OLURDU? - 14/08/2021
Eğer Milli Mücadeledeki iç savaşı bir askeri bürokrat olan Mustafa Kemal değil de bir Bolşevik olan Çerkes Ethem kazansaydı, Türkiye Halkları bugün çok daha özgür, çok daha kardeş çok daha mutlu olurlardı.
MUSTAFA KEMAL DİKTATÖRLÜK TARTIŞMASININ NERESİNDEDİR ? - 01/08/2021
İstiklal Mahkemeleri de Kemalist yönetimin cellatlarıydı. Hiç bir üyesi hukukçu olmayan İstiklal Mahkemelerinde avukat ve savcı da yoktu. Mahkeme iddiaları sıralıyor ve hükmünü veriyordu. Mahkeme kararlarına itiraz da mümkün değildi.
İSMAİL CANBULAT, ETHEM’DEN DAHA BÜYÜK ZULÜM GÖRDÜ - 17/07/2021
Böylesine hukuksuz ve ahlak yoksunu yüzlerce kararla İstiklal Mahkemeleri, Mustafa Kemal’in diktatörlüğünü pekiştirmişlerdi.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi