• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam221
Toplam Ziyaret680261
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.83746.8648
Euro7.68057.7113
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Çözüm Süreci Suikaste Uğrar mı?
18/10/2014

Evet uğrayabilir.

Ama  çözüm süreci kendisine sıkılacak kurşunlardan etkilenmeyecek bağışıklığı kazanmıştır.

Artık Türkiye Halklarının ne savaşa verecek çocukları, ne de kaynakları kalmıştır.

Son günlerde Kobani protestoları nedeniyle yaşanan olaylar, hem moralleri bozmuş, hem de sinirleri germiştir. “Çözüm süreci sona mı eriyor?” soruları sorulmaya başlanmış, 12 Eylül’den bu yana uygulanmamış olan sokağa çıkma yasağı tekrar devreye girmiş, antidemokratik yasaların çıkması için düğmeye basılmıştır.

***

Türkiye Cumhuriyeti’nin 90 yıllık tarihi, ırkçı İttihat Terakki zihniyetinin yaratmak istediği tek tip insanı oluşturmak için, farklılıkları yok etmeyi ve eritmeyi amaçlıyordu. Bu amacı gerçekleştirmek için, devlet terörü uygulanarak toplum dizayn edilmeye çalışıldı. Yapılmaya çalışılan bu toplum mühendisliği büyük acılara neden oldu.

Yaratılan devlet terörü ile Ermeniler ve Rumlar fiilen yok edildi. Çerkesler, Lazlar, Gürcüler, Yahudiler, Aleviler korkutularak kişiliksizleştirildi ve sindirildi. Solcular, Müslümanlar ve devletten farklı düşünen tüm kesimler işkencelere, hapislere ve yasal takiplere uğradılar.

Bu süreçte Kürtler ve Müslüman kesimler teslim alınamadı ve devletin oyununu bozdu.

Yaşanan süreç, ordunun halka ve iktidara çevirdiği silahlar sayesinde yürütülüyordu.

***

2002 yılında yapılan seçimleri kazanan AKP'nin iktidar olabilmesi kolay olmadı. Muhafazakar Demokrat olarak kendini tanımlayan AKP kadrolarının İslamcı geçmişi, Kemalist seçkincileri rahatsız etmiş ve AKP'ye bir çok tuzak kurulmuştu. Ergenekon, Balyoz, Sarıkız darbe teşebbüsleri, AKP'ye kapatma davasının açılması bunun en somut örnekleridir.

AKP'de milli görüş gömleğini çıkararak ve Avrupa Birliğinin ipine sarılarak bu süreci savuşturmuştu. AKP'nin AB'ye yönelmesi toplumun çok önemli bir bölümünde, ona kredi açılmasını beraberinde getirdi. AB'nin istediği yasaları çıkaran AKP, bu arada orduyla hesaplaşacak yasaları da çıkardı. 2007'de de seçimleri kazanan AKP 2008 yılında Ergenekon soruşturması ve davasını başlattı.

2009 yılında  Avrupa Birliğinin baskıları ve iç dinamiklerin etkisiyle başlatılan Demokratik açılım süreci ve TRT ŞEŞ'in açılması, toplumun büyük bir bölümünde heyecanla karşılandı. Kürt, Alevi, Roman Çalıştayları merakla takip edildi.

Sıranın ne zaman Çerkeslere geleceği ise beyhude olarak beklendi. Çünkü ne devletin, ne de Çerkes kurumlarının bu konuda bir çalışması yoktu.

Demokratik açılım sürecine en ciddi eleştiri ve kitlesel tepki Çerkeslerden geldi. Demokratik açılım süreci, Devleti silahlı olarak tehdit edenlere, Avrupa insan hakları mahkemesine şikayet edenlere, kriminal vakalar olarak toplumu rahatsız edenlere uygulandı. Yani Kürtler, Aleviler ve Romanlarla görüşmeler yapılarak demokratikleşme görüntüsü sağlamaya çalışan hükümete yanlış yolda olduğunu söyleyen ÇHİ öncülüğündeki Çerkesler oldu.

Hükümetin derdinin, ülkenin demokratikleşmesi değil de terörü bitirmek olduğu net olarak ortaya çıkmıştır. TRT ŞEŞ'in açılması tamamen güvenlikçi anlayışla yapılmıştır. Güneyoğuda yaşayan insanların çok önemli bir bölümünün çanak antenle ROJ TV'yi izlemesini önlemek ve PKK'nın görüşlerine karşı devletin görüşlerini anlatmak için kurulmuş bir kanaldır TRT ŞEŞ.

Kürtler tarafından izlenmese de, güvenlikçi bir anlayışla kurulmuş olsa da biz TRT ŞEŞ'in açılmış olmasını çok önemsiyoruz.

Ayıca seçmeli ders ve özel okullarda anadil eğitimi yapabilirsiniz anlayışı da tam bir kandırmacadır. Bunun adına bugün artık "negatif ayrımcılık" diyorlar.

Toplumun demokratikleşmesi demek, bugüne kadar hakları gasp edilmiş topluluklara gerçek anlamda "pozitif ayrımcılık" uygulanması ve parasal kaynak aktarılması demektir.

2009 yılından bu yana beş yıl geçmiş olmasına rağmen, oyalamadan başka hiçbir şey yapılmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti, hakları gasp edilmiş halklara kaynak aktarmak yerine 30 yıldan bu yana yetmişbin korucuya maaş vermektedir.

Kürtçe, Çerkesce, Lazca öğretmenlerine kadro verilmezken, bin tane Kürt melle maaşa bağlanıvermiştir. Artuklu Üniversitesinde Kürtçe Lisans eğitimi almış ikibin öğrenci söz verildiği halde Kürtçe öğretmeni olarak atanmamıştır. Alevi din adamlarına kadro verilmemiş, cem evlerinin statüsü konusunda bir arpa boyu yol alınamamıştır. Çerkes kültür enstitüleri ve kültür merkezlerinin oluşturulması için kaynak aktarılmamış, Çerkes TV meselesi ise gündeme alınmamıştır.

İttihatçıların Müslüman versiyonu olan AKP gerçek bir demokratikleşme yerine, oyalama ve mümkün olan en az hakkı verme, mümkünse hiçbir hak vermeme üzerine kurulu stratejisi ile beş yılı heba etmiştir. İyi niyetle çalışılmış beş yılda çok daha fazla yol alınabilirdi.

1959 yılında kurulan ETA örgütü (Euskadi Ta Askatasuna – Bask vatanı ve Özgürlük) faaliyette bulunduğu 52 yıl içerisinde 850 siyasi suikast düzenledi. İspanyanın 1979 yılında Avrupa Birliğine girmesi ile Bask, Katalan ve Galiçya bölgesine çok geniş özerklikler verildi. Bugün artık İspanya’da Bask ve Katalan bölgesinde İspanyolca eğitim veren okul kalmamıştır. Sadece Baskça ve Katalanca eğitim veren okullar ile karma eğitim veren okullar kalmıştır. Bu kadar demokratik gelişme olmasına rağmen ETA 2011 yılında silah bırakmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Terörün olmadığı, demokratik bir ülke olmak istiyorsa, önce devlet terörüne son verecek ve terörü yaratan şartları ortadan kaldıracaktır. Tıpkı İspanyanın yaptığı gibi.

Kobani protestoları oyalamadan bıkan kitlelerin patlamasıdır. Bu patlamaya son benzini döken de Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır.

Müzakere yürüttüğün örgütü, terör örgütü diye dünyaya şikayet edersen, o görüşme yürütülemez hale gelir. Kobani’de akarabaları öldürülen insanların gözünün içine baka baka "Kobani düştü, düşecek"diye sevinç çığlıkları atarsan, ateşin üzerine benzin dökmüş olursun.

Kobani protestoları, yakıp yıkmadan ve ölümlere sebebiyet vermeden yapılabilseydi çok daha anlamlı olurdu.

Ayrıca bu süreçte sosyal medyada Çerkeslerin yürüttüğü Kürt Düşmanı kampanyalar da utanç vericidir. Hiçbir halk diğer bir halkın düşmanı değildir ve olmamalıdır. Ne Türkler bizden üstündür, ne de Kürtler bizden aşağıdadır. Bütün halkların eşit ve kardeş olduğu bir dünya için mücadele etmeliyiz. Unutmayalım ki, bugün Çerkes Derneği diye kurumlar açabiliyorsak, Çerkes Bayrakları ile sokaklara çıkıp protestolar yapabiliyorsak, bunu "Kürt Hareketi"nin yürüttüğü mücadeleye borçluyuz.

Her halkın eşit ve kardeşçe yaşadığı bir ülkeyi hedefleyen halklar olarak, Çözüm sürecine karşı kurulacak tuzakları ve suikastleri boşa çıkarmalıyız.

Ve hep birlikte,

"Yaşasın halkların kardeşliği ve dayanışması"  demeliyiz.


2311 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

TİMRAŞ POMAK DEVLETİ VE KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE - 20/06/2020
Rusya ve Rusya borazanlarına inat 11 Mayıs 1918 özgürlük meşalesi olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
İKİNCİ SÜRGÜN :BALKAN ÇERKES ETNİK TEMİZLİĞİ - 07/06/2020
13 Temmuz tarihinin, Çerkeslerin ikinci sürgünün yıldönümü olarak tarih hafızamızda yerini alması gerekmektedir.
SİLİNEN TARİH HAFIZAMIZ: 11 MAYIS 1918 - 11/05/2020
Rusya’nın devlet aklı unutmuyor. Ama Çerkes Halkı olarak biz de 11 Mayıs’ta gerçekleştirdiğimiz bağımsızlık idealini hayata geçirecek irade ve güce sahibiz. Biz de unutmuyoruz.
İSMET İNÖNÜ ANKARA’YA “SERSERİLER “ DEMİŞTİ. - 22/04/2020
İsmet İnönü 9 Nisan 1920 tarihinde Ankara’ya geçmek zorunda kaldı. Batı cephesi komutanı oldu. On ay içerisinde Çerkes Ethem’i tasfiye etti.
ALDIRMA GÖNÜL, ALDIRMA - 06/04/2020
Bu linç iklimini alt edebilmemizin yolu, hoş görülü olabilmekten, farklı olanı anlamaya çalışmaktan geçiyor.
ÇERKES-FED ÖNDERLİK EDİYOR - 30/03/2020
Tüm bu tepkileri gösteren Çerkes-Fed yönetimi 19 Mart 2020 tarihinde genişletilmiş olağanüstü toplantı yaparak Rusya’da yapılacak anayasa değişikliğine yönelik bir eylem planı hazırladı.
RUSYA ÜNİTERLEŞİRSE, BİZ MUTLU OLUR MUYUZ? - 15/03/2020
Türkiye Çerkesleri, kökleri Rusya’da bulunan diğer Türki halklarla birlikte büyük bir tepki ve protesto kampanyası başlatmalıdır.
MİRALAY BEKİR SAMİ GÜNSAV ve BİR HAYAL KIRIKLIĞI - 09/03/2020
Miralay Bekir Sami'nin Müdafayi Milliye Vekili Köprülü Kazım Paşa’ya 11 Ağustosta yazdığı, kurtuluş savaşına katılmasını sağlayıp, şehit olan Çerkeslerin yakınlarının bu sürgünden muaf tutulmasını rica eden mektubu dışında bir karşı çıkış olmamıştır.
STRATEJİK ATAK: TBMM'YE ÇERKES SOYKIRIMININ TAŞINMASI - 02/03/2020
Bu metni TBMM'ye verilmiş herhangi bir dilekçe olmaktan çıkarıp, Çerkes soykırımın tanındığı bir yasa haline getirmek için hepimize çok görev ve sorumluluk düşmektedir.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi