• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam134
Toplam Ziyaret622161
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.74305.7660
Euro6.33076.3561
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
YANLIŞ TEŞHİSLE, DOĞRU TEDAVİ YAPILAMAZ
28/10/2019

Sevgili Okuyucularım,

Benim en önemli merak konularımdan biri de, dünyadaki etnik problemleri izlemek, bir çözüme ulaşmışsa bunun nasıl sonuca ulaştığını anlamaya çalışmaktır. Bunu, içinde yaşadığımız Türkiye'nin etnik problemine nasıl bir katkı sunabileceğine kafa yormak için yaptığım gibi, etnik bir mesele olan Çerkes Davası içinde nasıl bir ders çıkarabileceğimizi anlamak içinde yaparım.

Osmanlı İmparatorluğu’nun enkazı üzerine kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti çok milletli, çok dilli, çok dinli, çok mezhepli, çok renkli  bir devletti. Ancak bu renkliliğin ve zenginliğin yerine ikame edilen "Tek millet, tek dil, tek devlet" anlayışı bugün yaşadığımız bütün problemlerin kaynağıdır.

Üniter devleti bir kadermiş gibi dayatanlar, toplumda bilgi kirliliği yaratarak gerçeğin görülmesini engellemektedirler. Dünyada büyük ekonomik refah sağlamış devletler, birbirleriyle çatışarak, birbirlerini yok etmeye çalışan devletler değildir. Tam tersine farklılıklarını kabul ederek bir arada yaşamayı başarmış devletlerdir. Yani federal ve özerk yönetimlerini oluşturabilmiş devletlerdir. Örneğin ABD federal bir devlettir. Birleşik Krallık yani İngiltere dört milletli (İngiliz, İskoç, Gal ve İrlandalı) federal bir devlettir. Almanya federal bir devlettir. İsviçre dört ayrı dilin resmi dil kabul edildiği federal bir devlettir. Bunun gibi onlarca örneği burada sıralayabiliriz.

Dünyanın neredeyse hiç bir ülkesi tek dilli, tek etnisiteli, tek dinli değildir. Dünyanın bir çok ülkesinde de etnik problemler yaşanmaktadır. Bu mesele yüzünden dünyanın bir çok ülkesinde kanda dökülmektedir. Ama bir gün akıl mantık üstün gelmekte bir çözüm bulunmaktadır.

Türkiye'yi yönetenlerin akıl ve mantığı devre dışında bırakarak, zoru ve şiddeti çözüm olarak görmeleri, problemin kaynağı ve hastalığın tedavisinin önündeki en büyük engeldir.

***

Türkiye'deki sağ, milliyetçi, dindar ve liberal çevreler, kendilerine Osmanlı İmparatorluğunu örnek almakta ve onunla övünmektedirler. Ama cehaletin iliklerine işlediği bu çevreler, övündükleri Osmanlı Devletinin Eyalet sistemi üzerine kurulmuş federal bir devlet olduğundan bihaber olduklarından şiddetle üniter devleti savunurlar. Üniter devleti ise en katı ve ırkçı bir biçimde savunarak halklar arasında barışın, kardeşliğin ve dayanışmanın önünü tıkarlar.

Çok etnisiteli, çok dilli, çok dinli ve çok mezhepli Osmanlı Devletinin bitiş döneminde ortaya çıkmış olan İttihat-Terakki yönetimi Türkçülüğe sarılmıştı. "Anadolu'nun bir Türk yurdu olabilmesi için, gayr-ı müslimlerden arındırılması, Türk olmayan müslüman unsurların Türkleştirilmesi" fikri ideolojik olarak benimsendi ve harekete geçildi. Doğuda Ermenilerin, Karadeniz'de Rumların tenkiline başlandı. 1915 yılında "Ermeni Tehciri" diye adlandırdıkları olaylarla Anadolu'daki Ermeni varlığını kuruttular.

İttihat-Terakki'nin B takımı tarafından kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti kadroları da aynı politikaları harfiyen uyguladı. 1923 yılının mayıs ayında Kemalistler ilk ittihatçı uygulamayı Çerkeslere karşı gerçekleştirerek Gönen-Manyas Çerkes sürgününü uygulamaya koydular. Yeni Cumhuriyetin Çerkeslere yönelik bu operasyonu, Çerkeslerle birlikte batı bölgesindeki tüm halkları sindirdi. Lozan anlaşmasına ilave edilen mübadele maddesi ile Hıristiyan ve Rumlar Yunanistan'a gönderilerek, İttihatçıların Anadolunun gayrı müslimlerden arındırılması operasyonu tamamlandı.

1924 yılında Şeyh Sait isyanı ile başlayan "Türk olmayan müslüman unsurların Türkleştirilmesi" savaşı ise bütün hızıyla devam ediyor. Bu amacı gerçekleştirmek için, Türk olmayan müslüman unsurların aşağılanması, inkarı, imhası ve asimilasyon politikaları da kesintisiz olarak sürdürülmektedir. Çerkeslerle birlikte, Anadolu’da yaşayan tüm halklara ve dini topluluklara karşı uygulanan politikalara karşı çıkmak da bir insanlık borcudur. Bu politikalara karşı sessiz kalanlar ve destekleyenler tarih önünde sorumlu olacaklardır.

Bir halkın fiziki olarak yok edilmeye yeltenilmesine soykırım diyorlar. Bu Çerkeslerin başına Anavatan Kafkasya’da Çarlık Rusya'sının saldırıları ile geldi. Bir Halkın dilinin, kültürünün, kimliğinin, ulusal varlığının baskıcı ve asimilasyoncu politikalarla yok edilmeye çalışılmasına da "Kültürel Soykırım" diyorlar. Bu da Çerkeslerin başına ikinci vatan olarak belledikleri Türkiye'de geldi. Soykırım ve kültürel soykırım birer insanlık suçudur. Bu suçlar hangi halka karşı işlenirse işlensin bunlara karşı çıkmak da bir insanlık borcudur.

***

Geçtiğimiz günlerde, Türkiye Hükümeti Suriye'nin kuzeyinde bir terör koridoru ve  muhtemel bir Kürt Devleti kurulacağı gerekçesi ile "Barış Pınarı" adını verdiği bir askeri harekat başlattı. Türkiye'deki bütün televizyonlar alarma geçerek bu askeri harekatı dakika dakika anlattı. Türkiye televizyonlarını izleyenler bu harekatın mutlaka yapılması gerektiğine inandılar; Türkiye teröristleri dağıtmış, terör koridoruna izin vermemiş ve büyük başarı kazanmıştı.

Oysa meseleyi dünya televizyonlarını izlediğinizde, Türkiye Kürtleri yok etmek isteyen bir “işgalci” olarak gösteriliyordu. Türkiye’nin yok etmek istediği ve terörist olarak tanımladığı Kürt siyasi oluşumu PYD-YPG ise “özgürlük savaşçıları” olarak görülüyordu. Türkiye Amerika ve Rusya ile yapılan mutabakatlara PYD-YPG'yi terörist olarak yazdırmayı başaramıyordu. Yapılan harekatı dünyanın hiç bir ülkesi desteklemediği gibi, Filistin ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bile kınıyordu.

Türkiye bu harekatta bütün dünyada yapayalnız kaldı ve haksız görüldü. Bu sürecin sonunda büyük maddi ve manevi kayıpları olacak. Çünkü meselelere doğru teşhis koyamıyor, din sosuna batırılmış ırkçı bir anlayışla hareket ederek herkesi ve her şeyi terörle suçluyor, asıl sorunları gözden kaçırıyor.

Türkiye'nin problemi terör değil, etnik sorundur. Problemin kaynağına inmeden terörü asla çözemezsiniz. Sizin terör olarak gördüğünüz sonuçtur. Bunun çözümü ise siyasi ve demokratik yöntemlerle mümkündür.

Bir meseleyi yok farz etmekle o mesele yok olmuyor. Yüzyıldan bu yana  Türkiye'de Türk'ten başka kimse yoktur denildi ama görüyorsunuz Türkiye'de yaşayan Çerkesler, Kürtler, Lazlar, Ermeniler, Gürcüler, Yahudiler, Pomaklar, Aleviler, Süryaniler yok olmadı.

Estirilen devlet şiddetinden sakınmak için sustular, sindiler, kendilerini gizlediler ama hiç bir zaman yok olmadılar ve yok olmayacaklar. Tam tersine bugüne kadar gasp edilen haklarını talep ediyorlar. Çerkesler de anadil eğitimi, Çerkes televizyonu ve asimile edilip yok edilmiş ulusal varlıklarını geri istiyorlar.

Buzul karlar üzerinde yürürken kart-kurt diye ses çıkardıkları için “Dağ Türkleri” olarak adlandırılan Kürtler "siyasi statü" istiyorlar.

Yok edildiği zannedilen Pontuslular Trabzon'da ve Türkiye'de hak temelli bir mücadele arayışındalar.

Anadolu'dan arındırıldığını zannedilen Ermeniler bütün dünyada Türkiye ile bir hesaplaşmaya girdiler.

Lazlar, Pomaklar, Süryaniler, Aleviler, Romanlar Türkiye'nin renkleri ve zenginliği olan Tüm Halklar, en doğal hakları olan dilleri, kültürleri ve ulusal varlıklarının yaşatılması için pozitif ayrımcılık istiyorlar. Bu devlete ödedikleri alın teri olan vergilerden ve bu toprağa akıttıkları kanlarından paylarına düşeni istiyorlar.

Bu talepleri dile getirenlere terörist, bölücü, vatan haini denilirse Türkiye'nin meselelerine yanlış teşhis koyulur. Bu talepleri dile getirenler Türkiye'nin güzelleşmesi, zenginleşmesi, çoğulculaşması ve demokratikleşmesi için emek veren gerçek yurtseverlerdir.  

Yüz yıldan bu yana ortaya koyulan tekçi politikalarla toplum hasta edildi. Doğru olan, çoğulcu politikalarla toplumu barışa ve refaha kavuşturup tedavi etmektir.



551 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÇERKES DAVASI, RUSYA ve RUSYA VESAYETİ ALTINA GİRENLERİN AYAK OYUNLARINA FEDA EDİLEMEZ! - 13/11/2019
Abhazya'nın ve Abhazya adına konuşanların Rusya'nın vesayeti altında olduklarını düşünemeyenlerle bizim de yürüyecek yolumuz olamaz zaten.
"KAFFED DEĞİŞİM HAREKETİ" ÜZERİNE DÜŞÜNCELER - 04/11/2019
Kaffed bunun gibi onlarca Çerkeslerin aşağılandığı ve hak ihlaline uğradığı bir çok olayda ses çıkarmamış ve meseleleri ört bas etmeyi tercih etmiştir .
SEÇİMSİZ ZAMANDA SİYASET ÜRETMEK - 29/09/2019
ÇDP bu seçimsiz döneme dair eğitim, kadro ve örgütlenme çalışmalarına yönelik programını açıklamalı ve halkımızı bu programa dahil etmenin yollarını bulmalıdır.
ZAZA PARTİSİ, DEZA-PAR ÜZERİNE DÜŞÜNCELER - 16/09/2019
"Adğeğer cifiğer eri- Çerkeslik insanlıktır" diyen Çerkes halkının çocukları, Türkiye'ye İnsanlık vadeden diğer halklarla buluşmalı ve güç birliği yapmalıdır.
‘TEYZEMİZ İTİBARLI VE NÜFUZLU BİRİYDİ HERHALDE?’ - 01/09/2019
Cumartesi Annelerine, Galatasaray meydanını çok gören, onlara gaz, cop ve tazyikli su ile her türlü eziyeti reva gören bugünün nüfuz ve iktidar sahiplerini de Kenan Evren'in akıbeti gibi bir son bekliyor.
HASAN SEYMEN VE ÇERKESLERE SİYASET DERSLERİ - 20/08/2019
Ancak ÇDP yönetimi kadrolarının da, kendilerini bir Çerkes Derneğinden farklı konumlandırarak, Çerkes Halkıyla birlikte, Tüm Türkiye Halklarını kucaklayacak bir enerji ve fikri açılım ortaya koymaları gerekmektedir..
GEÇMİŞTE YAŞAYANLAR, BUGÜNÜ GÖREMEZ, YARINI KURAMAZLAR - 12/08/2019
Halkımız için elini taşın altına sokan güzel insanlar; gelin geçmişte yaşamaktan vazgeçip, bugünü doğru yorumlayarak, yarını kuracak mücadele yöntemlerini hep birlikte bulalım
ADĞE-ABAZA AYRILIĞINI KÖRÜKLEYENLER RUSYA’NIN HİZMETKÂRIDIR! - 01/08/2019
Her halkın diline ve kültürüne en büyük saygıyı duyarak, bize soykırım uygulamış olan Rusya'ya karşı birlikte mücadeleyi savunacağız.
ANADİLİNDE DUA ETMEK - 12/07/2019
Eğer şehirde Çerkes kalmayı başaracaksak, acı günlerimizde kendi dilimizde Allah'a yalvarmaktan (birileri ne der, demeden) çekinmeyeceğiz. 21 Mayıslarda okutulan duaları atalarımızın bildiği dil olan Çerkesçe ile yapacağız.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi