• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam238
Toplam Ziyaret742953
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar8.09558.1279
Euro9.76499.8041
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
YANLIŞ TEŞHİSLE, DOĞRU TEDAVİ YAPILAMAZ
28/10/2019

Sevgili Okuyucularım,

Benim en önemli merak konularımdan biri de, dünyadaki etnik problemleri izlemek, bir çözüme ulaşmışsa bunun nasıl sonuca ulaştığını anlamaya çalışmaktır. Bunu, içinde yaşadığımız Türkiye'nin etnik problemine nasıl bir katkı sunabileceğine kafa yormak için yaptığım gibi, etnik bir mesele olan Çerkes Davası içinde nasıl bir ders çıkarabileceğimizi anlamak içinde yaparım.

Osmanlı İmparatorluğu’nun enkazı üzerine kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti çok milletli, çok dilli, çok dinli, çok mezhepli, çok renkli  bir devletti. Ancak bu renkliliğin ve zenginliğin yerine ikame edilen "Tek millet, tek dil, tek devlet" anlayışı bugün yaşadığımız bütün problemlerin kaynağıdır.

Üniter devleti bir kadermiş gibi dayatanlar, toplumda bilgi kirliliği yaratarak gerçeğin görülmesini engellemektedirler. Dünyada büyük ekonomik refah sağlamış devletler, birbirleriyle çatışarak, birbirlerini yok etmeye çalışan devletler değildir. Tam tersine farklılıklarını kabul ederek bir arada yaşamayı başarmış devletlerdir. Yani federal ve özerk yönetimlerini oluşturabilmiş devletlerdir. Örneğin ABD federal bir devlettir. Birleşik Krallık yani İngiltere dört milletli (İngiliz, İskoç, Gal ve İrlandalı) federal bir devlettir. Almanya federal bir devlettir. İsviçre dört ayrı dilin resmi dil kabul edildiği federal bir devlettir. Bunun gibi onlarca örneği burada sıralayabiliriz.

Dünyanın neredeyse hiç bir ülkesi tek dilli, tek etnisiteli, tek dinli değildir. Dünyanın bir çok ülkesinde de etnik problemler yaşanmaktadır. Bu mesele yüzünden dünyanın bir çok ülkesinde kanda dökülmektedir. Ama bir gün akıl mantık üstün gelmekte bir çözüm bulunmaktadır.

Türkiye'yi yönetenlerin akıl ve mantığı devre dışında bırakarak, zoru ve şiddeti çözüm olarak görmeleri, problemin kaynağı ve hastalığın tedavisinin önündeki en büyük engeldir.

***

Türkiye'deki sağ, milliyetçi, dindar ve liberal çevreler, kendilerine Osmanlı İmparatorluğunu örnek almakta ve onunla övünmektedirler. Ama cehaletin iliklerine işlediği bu çevreler, övündükleri Osmanlı Devletinin Eyalet sistemi üzerine kurulmuş federal bir devlet olduğundan bihaber olduklarından şiddetle üniter devleti savunurlar. Üniter devleti ise en katı ve ırkçı bir biçimde savunarak halklar arasında barışın, kardeşliğin ve dayanışmanın önünü tıkarlar.

Çok etnisiteli, çok dilli, çok dinli ve çok mezhepli Osmanlı Devletinin bitiş döneminde ortaya çıkmış olan İttihat-Terakki yönetimi Türkçülüğe sarılmıştı. "Anadolu'nun bir Türk yurdu olabilmesi için, gayr-ı müslimlerden arındırılması, Türk olmayan müslüman unsurların Türkleştirilmesi" fikri ideolojik olarak benimsendi ve harekete geçildi. Doğuda Ermenilerin, Karadeniz'de Rumların tenkiline başlandı. 1915 yılında "Ermeni Tehciri" diye adlandırdıkları olaylarla Anadolu'daki Ermeni varlığını kuruttular.

İttihat-Terakki'nin B takımı tarafından kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti kadroları da aynı politikaları harfiyen uyguladı. 1923 yılının mayıs ayında Kemalistler ilk ittihatçı uygulamayı Çerkeslere karşı gerçekleştirerek Gönen-Manyas Çerkes sürgününü uygulamaya koydular. Yeni Cumhuriyetin Çerkeslere yönelik bu operasyonu, Çerkeslerle birlikte batı bölgesindeki tüm halkları sindirdi. Lozan anlaşmasına ilave edilen mübadele maddesi ile Hıristiyan ve Rumlar Yunanistan'a gönderilerek, İttihatçıların Anadolunun gayrı müslimlerden arındırılması operasyonu tamamlandı.

1924 yılında Şeyh Sait isyanı ile başlayan "Türk olmayan müslüman unsurların Türkleştirilmesi" savaşı ise bütün hızıyla devam ediyor. Bu amacı gerçekleştirmek için, Türk olmayan müslüman unsurların aşağılanması, inkarı, imhası ve asimilasyon politikaları da kesintisiz olarak sürdürülmektedir. Çerkeslerle birlikte, Anadolu’da yaşayan tüm halklara ve dini topluluklara karşı uygulanan politikalara karşı çıkmak da bir insanlık borcudur. Bu politikalara karşı sessiz kalanlar ve destekleyenler tarih önünde sorumlu olacaklardır.

Bir halkın fiziki olarak yok edilmeye yeltenilmesine soykırım diyorlar. Bu Çerkeslerin başına Anavatan Kafkasya’da Çarlık Rusya'sının saldırıları ile geldi. Bir Halkın dilinin, kültürünün, kimliğinin, ulusal varlığının baskıcı ve asimilasyoncu politikalarla yok edilmeye çalışılmasına da "Kültürel Soykırım" diyorlar. Bu da Çerkeslerin başına ikinci vatan olarak belledikleri Türkiye'de geldi. Soykırım ve kültürel soykırım birer insanlık suçudur. Bu suçlar hangi halka karşı işlenirse işlensin bunlara karşı çıkmak da bir insanlık borcudur.

***

Geçtiğimiz günlerde, Türkiye Hükümeti Suriye'nin kuzeyinde bir terör koridoru ve  muhtemel bir Kürt Devleti kurulacağı gerekçesi ile "Barış Pınarı" adını verdiği bir askeri harekat başlattı. Türkiye'deki bütün televizyonlar alarma geçerek bu askeri harekatı dakika dakika anlattı. Türkiye televizyonlarını izleyenler bu harekatın mutlaka yapılması gerektiğine inandılar; Türkiye teröristleri dağıtmış, terör koridoruna izin vermemiş ve büyük başarı kazanmıştı.

Oysa meseleyi dünya televizyonlarını izlediğinizde, Türkiye Kürtleri yok etmek isteyen bir “işgalci” olarak gösteriliyordu. Türkiye’nin yok etmek istediği ve terörist olarak tanımladığı Kürt siyasi oluşumu PYD-YPG ise “özgürlük savaşçıları” olarak görülüyordu. Türkiye Amerika ve Rusya ile yapılan mutabakatlara PYD-YPG'yi terörist olarak yazdırmayı başaramıyordu. Yapılan harekatı dünyanın hiç bir ülkesi desteklemediği gibi, Filistin ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bile kınıyordu.

Türkiye bu harekatta bütün dünyada yapayalnız kaldı ve haksız görüldü. Bu sürecin sonunda büyük maddi ve manevi kayıpları olacak. Çünkü meselelere doğru teşhis koyamıyor, din sosuna batırılmış ırkçı bir anlayışla hareket ederek herkesi ve her şeyi terörle suçluyor, asıl sorunları gözden kaçırıyor.

Türkiye'nin problemi terör değil, etnik sorundur. Problemin kaynağına inmeden terörü asla çözemezsiniz. Sizin terör olarak gördüğünüz sonuçtur. Bunun çözümü ise siyasi ve demokratik yöntemlerle mümkündür.

Bir meseleyi yok farz etmekle o mesele yok olmuyor. Yüzyıldan bu yana  Türkiye'de Türk'ten başka kimse yoktur denildi ama görüyorsunuz Türkiye'de yaşayan Çerkesler, Kürtler, Lazlar, Ermeniler, Gürcüler, Yahudiler, Pomaklar, Aleviler, Süryaniler yok olmadı.

Estirilen devlet şiddetinden sakınmak için sustular, sindiler, kendilerini gizlediler ama hiç bir zaman yok olmadılar ve yok olmayacaklar. Tam tersine bugüne kadar gasp edilen haklarını talep ediyorlar. Çerkesler de anadil eğitimi, Çerkes televizyonu ve asimile edilip yok edilmiş ulusal varlıklarını geri istiyorlar.

Buzul karlar üzerinde yürürken kart-kurt diye ses çıkardıkları için “Dağ Türkleri” olarak adlandırılan Kürtler "siyasi statü" istiyorlar.

Yok edildiği zannedilen Pontuslular Trabzon'da ve Türkiye'de hak temelli bir mücadele arayışındalar.

Anadolu'dan arındırıldığını zannedilen Ermeniler bütün dünyada Türkiye ile bir hesaplaşmaya girdiler.

Lazlar, Pomaklar, Süryaniler, Aleviler, Romanlar Türkiye'nin renkleri ve zenginliği olan Tüm Halklar, en doğal hakları olan dilleri, kültürleri ve ulusal varlıklarının yaşatılması için pozitif ayrımcılık istiyorlar. Bu devlete ödedikleri alın teri olan vergilerden ve bu toprağa akıttıkları kanlarından paylarına düşeni istiyorlar.

Bu talepleri dile getirenlere terörist, bölücü, vatan haini denilirse Türkiye'nin meselelerine yanlış teşhis koyulur. Bu talepleri dile getirenler Türkiye'nin güzelleşmesi, zenginleşmesi, çoğulculaşması ve demokratikleşmesi için emek veren gerçek yurtseverlerdir.  

Yüz yıldan bu yana ortaya koyulan tekçi politikalarla toplum hasta edildi. Doğru olan, çoğulcu politikalarla toplumu barışa ve refaha kavuşturup tedavi etmektir.



1278 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ROMANLAR GÜNÜ KABUL EDİLİRKEN, ÇERKESLER DE ÖZÜR BEKLİYOR - 17/04/2021
Yapılan bu büyük haksızlıkla ilgili olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti özür dilemelidir. Bu özür Türkiye’yi küçültmez, tam tersine büyütür. Toplumsal barışa katkı sağlar, ülkemizi zenginleştirir.
DEVLET, GÖNEN-MANYAS ÇERKES SÜRGÜNÜ İÇİN ÖZÜR DİLEMELİDİR - 09/04/2021
Gönen-Manyas Çerkeslerine sürgün tebligatının yapıldığı 2 Mayıs 1923 tarihinin yıldönümüne yaklaşırken, Devletin kuruluşunda kanı, teri ve emeği olan Çerkeslere bir özür borcunun olduğuna inanıyoruz.
NEDİM ŞENERLERİ YARATAN KEMALİST TARİH ANLAYIŞIDIR - 18/03/2021
Malesef bugüne kadar Ethem Beyle ilgili olarak onlarca kitap yazılırken, Çerkeslerden bu konuyu yazabilmiş bir tek kişinin çıkmamış olması acı vericidir.
İNÖNÜ, MUSTAFA KEMAL’İN ÜSTÜNÜ ÇİZMEK İSTEMİŞTİ - 28/02/2021
1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti, üç yıl içerisinde anıt mezarı tamamlayarak 1953 yılında büyük bir törenle Atatürk’ü bugünkü yerine taşıdı. Koruma kanunu çıkartarak, İnönü tarafından unutturulmak istenen Atatürk kültü yeniden inşa edildi.
ONUNCU YILDÖNÜMÜNDE ÇHİ (ÇERKES HAKLARI İNİSİYATİFİ) - 06/02/2021
ÇHİ’nin Çerkes Halkına bıraktığı en büyük miras, talep edebilme kültürü, itiraz ve görünürlüğün sağlanmasıdır. Bu özel dönem kitaplarının yazılmasını ve belgesellerinin çekilmesini bekliyor.
TARİH, NEDEN “ETHEM’İN İHANETİYLE” BESLENMEK ZORUNDA? - 16/01/2021
Türkiye Cumhuriyeti’nde meşruiyet arayan her yazar, çizer, şair, tarihçi, düşünür geçinen herkes Kemalist ideolojiye hizmet için mutlaka hain Çerkes Ethem yalanına sarılır.
İNÖNÜ ZAFERİ BİR YALAN MIDIR? - 10/01/2021
Refet Paşa İnönü Zaferi için pek inançlı görünmüyor. Bu açık. Bir başka Kurtuluş Savaşı Komutanı da çok dikkatli fakat çok anlamlı ifadeler kullanıyor.
MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE KAHRAMANI OLABİLİR Mİ? - 27/12/2020
Mustafa Kemal’in Çanakkale Destanı’nı yazdığını düşünür herkes. Oysa Çanakkale bir deniz savaşıdır ve orada Mustafa Kemal hiç yoktur. Kara savaşları Gelibolu Yarımadası’nda geçmektedir. Gallipoli Savaşı olarak bilinir bütün dünyada.
ÇERKEZLİK GAYRETİNİ KİMLER UYANDIRDI? - 23/12/2020
Samimiyetle söyleyeyim ki verecek cevap bulamadım. Şaşırdım. İşte bu halet-i ruhiye içinde olan bana, ÇERKEZ ETHEM denildi.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi