• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam88
Toplam Ziyaret559998
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.35965.3811
Euro6.07216.0965
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Çerkeslerin, Romanlar Kadar Kıymet ve Ağırlığının Olmadığını Öğrendik
03/10/2013

Demokrasiyi, insanların kendilerini özgürce ifade  edebildikleri rejimin adı olarak tarif ediyorlar. İnsanlar kendilerini dini, etnik, siyasi, düşünsel, cinsel, mesleki ve sportif olarak tek başlarına veya örgütlü olarak ifade edebiliyorlarsa bunun adına demokrasi diyorlar.

Böyle düşündüğümüzde, adı Türkiye Cumhuriyeti olan devletin 90 yıllık tarihi, malesef “ cumhuriyet” olamadı hiçbir zaman.

İçinde halkın olmadığı, halkın taleplerinin olmadığı bir ülkeye demokrasi ile yönetilen bir ülkedir demiyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti, dini anlamda eşi benzeri görülmemiş baskılar uygulayarak, gayr-ı Müslimleri yok olma noktasına getirmiştir. Aleviler her zaman aşağılanmış, kendilerini gizlemek zorunda kalmış ve katliamlara uğramıştır. Tarikat mensupları ve devletten farklı düşünen Müslümanlar da ağır baskı ve kovuşturmalara uğramıştır.

İttihat ve Terakki’nin Osmanlı döneminde başlattığı etnik temizlik, Cumhuriyet döneminde de bütün hızıyla devam etmiştir. 1915 yılında bir milyon beş yüz bin Ermeni Anadolu topraklarından sürüldü. 1924’te imzalanan Lozan anlaşmasıyla bir milyon iki yüz bin Rum ve Hıristiyan Yunanistan’a gönderildi. Çerkesler sürgünlere ve idamlara tabi tutularak sindirildi, ses çıkaramaz ve talep dile getiremez hale getirildi. Kürtler defalarca isyan ettiler, her seferinde kanlı katliamlara maruz kaldılar.

Düşünce ve siyasi ifade anlamında kendini sol ve muhalif olarak tanımlayan kesimlere karşı kovuşturmalar, işkenceler, idamlar ve hapis cezaları uygulandı.

Sendikal ve mesleki örgütlenme yönünden de Türkiye’nin durumu içler acısıdır. Sendikal ve mesleki örgütlenme özgürlüğü anlamında Türkiye her geçen gün gerilemektedir.

Tabiî bu şekilde yönetilen ülkelere ne demokrasi, ne de cumhuriyet diyorlar. Ama Türkiye’yi oluşturan sisteme karşı içeride ve dışarıda verilen mücadeleler onu demokrasiye doğru yaklaştırıyor. 90 yıllık Cumhuriyet döneminde İslamcılar ve Kürtler Kemalist diktatörlüğü alt etmeyi başardılar. Demokrasiyi kendi anladıkları biçimde yorumluyorlar ve kendi haklarını genişletmek için kullanıyorlar.

Oysa demokrasi herkesin ve her kesimin hak ve söz sahibi olduğu rejimin adıdır. Çoğunluğun azınlığı ezmesi değildir. 90 yıl boyunca verilen iç ve dış mücadeleler sistemi giderek demokratikleştiriyor.

30 Eylül tarihinde Başbakan Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı demokratikleşme paketi de bu adımlardan biridir.

Bazı kesimlerin paketi tümden reddeden veya bu paketi her şeyin ilacı olarak gören anlayışların hiçbirine katılmıyoruz.

Sadece 'Andımız'ın kaldırılmış olması bile bu paketi desteklememiz için yeterli bir nedendir. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımızı her sabah 'Türküm, doğruyum, çalışkanım' diyerek yalan söyleterek geçirten faşist uygulamanın kalkması, ruhu yaralanmış bizim neslimizi mutlu etmektedir. Bundan sonra çocuklarımız yalan söylemeden büyüyeceklerdir.

Türkiye’nin etnik problemi hariç, diğer konulardaki tüm problemleri kolayca çözülebilecek sorunlardır. Müslümanlar zaten iktidardalar. Başörtüsü meselesi de son paketle birlikte çözümlenmiştir. Sorun artık Müslümanların diğer inanç sahiplerine ve inanmayanlara baskı yapmasının engellenmesidir.

Kendi meselelerini çözüp iktidar olan Müslümanlar, Alevilerin meselelerinin çözümünde ve Heybeliada Ruhban okulunun açılması konusunda ayak diremektedirler.

Düşünce özgürlüğü konusunda gelinen nokta son derece önemlidir. Geçmişte Kürt ya da Çerkes adıyla örgütlenebilmek mümkün değildi. Bugün artık Çerkes adıyla, Çerkes Dernekleri Federasyonu, Maltepe Çerkes Derneği, İstanbul Çerkes Derneği, Çerkes Hakları Derneği gibi dernekleri yasal olarak kurabiliyor ve kocaman tabelalarını asabiliyoruz. Bu önemli bir aşamadır. Ama asla yeterli değildir.

Etnik anlamda kendini ifade edebilmenin olmazsa olmaz şartı anadil eğitimidir. Azınlıklar lehine pozitif ayrımcılık yapılıp anadil eğitimine devlet desteği verilmesi de çok önemlidir. 90 yıldır her türlü baskıya tabi tutulup, asimile edilerek devletin yok olma noktasına getirdiği dilleri, özel okullarda öğretebilirsiniz demek, kelimenin tam anlamıyla ipe un sermektir.

Bu dilleri öğretecek öğretmen mi var?

Bugün iki yüz bin Türkçe öğretmeni, Türkçe bilen çocuklara Türkçenin dilbilgisi kurallarını öğrettiği için devletten maaş alıyor. Türkçe öğretmenliği nasıl bir meslekse, aynı şekilde Çerkesce, Kürtçe, Lazca, Gürcüce, Abazaca öğretmenliği de bir meslek olmalıdır. Türkçe öğretmeni Bin TL maaş alıyorsa, azınlık dilleri öğretmenleri üç bin beş bin TL maaş almalıdır ki, gençler azınlık dillerini meslek olarak seçsinler.

Açıklanan demokratikleşme paketinden sonra, Süryanilerin özel okul açmak için Mardin Milli eğitim Müdürlüğüne başvurmuş olmaları takdire şayandır. Süryanilerin sayısı Mardin’de dört bin kişi kadardır. Bu diğer azınlıklar için bir örnek teşkil etmelidir.

Açıklanan demokratikleşme paketi, 2009 yılında başlatılan demokratik açılım sürecinden bir santim ileriye gitmemiştir. Demokratik açılım süreci Kürt, Roman ve Aleviler üzerinden yürümekteydi. Bu pakette buna sadece Süryaniler ilave edilmiştir.

Roman kültürü ve dilinin araştırılıp öğrenilmesi için bir Roman Enstitüsü’nün kurulması pakette yer almıştır. Bu da önemli bir gelişmedir.

Bu pakette Çerkesler ve diğer Müslüman azınlıkların esamisi bile yer almamıştır. Bu bizim için kabul edilebilir bir şey değildir. Böylece bu devletin kuruluşunda bizim de harcımız var, bu ülke bizim, kimseye böldürmeyiz, biz bu ülkeye kan verdik can verdik diye övünen Çerkesler, Romanlar kadar değerlerinin ve ağırlıklarının olmadığını öğrenmiş oldular.

***

Demokratik açılım sürecinde 2009 yılından, 2011 yılına kadar kurumlarımız harekete geçer mi diye beklemiştik. Kurumlarımız harekete geçmeyince 2011 Şubat ayında ÇHİ’yi oluşturup meydanlara çıkmış, Ankara, İstanbul, Kayseri ve Ahlat mitingleri ve Çerkes Çalıştayı’nı düzenleyerek Çerkesler de haklarını istiyor demiştik. Ancak görüyoruz ki bu eylemler yeterli olmamış ki, hükümet Çerkesleri görmemekte ısrar ediyor.

Çerkes kurumları da yaşanan süreçte, sessizliğini korumaya, hiçbir açıklama yapmamaya, ölü gözleriyle süreci izlemeye devam ediyorlar.

Ancak Çerkes Halkının daha fazla beklemeye tahammülü yoktur. ÇHİ yeniden meydanlara çıkacak ve çok daha fazla ses getirecek eylemleri hayata geçirecektir.

Neden Çerkesler bu denklemde yer almıyorlar diye sormak gerekmez mi?

Çünkü Başbakan 'talebi olanların taleplerini karşılayacağız' demiştir. Çerkesler ortaya güçlü bir talep koyamamıştır. ÇHİ’nin ortaya koymaya çalıştığı talepler bazı kurumlarımız tarafından engellenmeye çalışılmıştır.

Çerkes Halkının çuvaldızı kendine, iğneyi başkalarına batırması gerekmektedir. Çerkes meselesine önce kendisinin inanması, sonra Türkiye’nin, daha sonra da dünyanın meselesi haline  getirilmesi gerekmektedir

Çerkes Halkı kendi adına güçlü bir siyasi irade ortaya koyduğu zaman kaale alınacaktır.

Bu ise siyasi örgütlü bir yapı gerçekleştirdiğinde oluşacaktır.



Paylaş | | Yorum Yaz
3225 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Çerkesler’in Atatürk’le Münasebeti Üzerine - 17/11/2018
Çerkes kalma mücadelesi veren Çerkesler “dayatılmış ataları” ata olarak kabul etmezler. Övüneceklerse, pek ala övünebilecekleri kendi ataları var.
Çerkeslerin Eylemle ve Sokakla İmtihanı - 29/10/2018
Ulusal reflekslerini ortaya koyarak ve sokağa çıkarak, Türkiye'de ve dünyada bir kamuoyu oluşturma başarısı gösterebilirse Çerkesler, var olma sınavından başarıyla çıkacaklardır.
Ulusal Onuru Olanlar, Ulusal Refleks Gösterirler - 15/10/2018
Her şey "Çerkes Halkını tepki verebilen dinamik bir toplum haline getirdiğimizde" yeniden başlayacaktır.
Hacı Bayram, Nazmi, Adnan, Tarık ve Muammer - 08/10/2018
Anavatanımıza yerleşmiş olan herkes çok değerlidir. Zaman, birbirimizle uğraşma zamanı değil, kenetlenme ve birbirimize sahip çıkma zamanıdır.
Bu Coğrafyada "Birlikte Yaşam" Mümkün mü? - 29/09/2018
İçtenliğimiz ve sözlü olarak verdiğimiz mesajlar seyircileri daha program başlamadan kucaklamıştı ve en gariban grup olan Çerkes müzikleri en fazla alkışı almıştı. Sahneden indikten sonra onlarca kişinin tebrik etmesi beni gerçekten umutlandırdı.
Yükselen Tarih ve Kimlik Bilinci Korkutuyor - 24/09/2018
Çünkü Çerkeslerde kimlik ve tarih bilincinin gelişmesi durumunda Kafkasya coğrafyasında tutunmasının mümkün olmadığını çok iyi biliyor Rusya'nın devlet aklı.
Kayseri Çerkesleri 2. Şeref Madalyasına Hazırlanıyor - 09/09/2018
Çerkeslerin istediği "Pozitif Ayrımcılık"tır. Devletin, hukuki ve maddi olarak hem anadil eğitimine, hem de Çerkesce yayın yapan televizyon talebimize cevap vermesidir.
Çerkesler İttihatçı mıdır? - 03/09/2018
Sarayla ve İstanbul’la evlilik yoluyla ilişki kurmuş olan Çerkes ailelerin çocukları askeri okullarda okuyor ve zamanın ruhu gereği ittihatçı oluyorlardı.
Toplumsal Korku Üzerine - 25/08/2018
Ya korku duvarlarını yıkıp özgür ve demokratik bir ülke yaratacağız, yada böylesine rezilce, korka korka yaşamaya devam edeceğiz.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi