• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam55
Toplam Ziyaret780731
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar9.72949.7684
Euro11.320411.3657
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Çerkeslerin, Romanlar Kadar Kıymet ve Ağırlığının Olmadığını Öğrendik
03/10/2013

Demokrasiyi, insanların kendilerini özgürce ifade  edebildikleri rejimin adı olarak tarif ediyorlar. İnsanlar kendilerini dini, etnik, siyasi, düşünsel, cinsel, mesleki ve sportif olarak tek başlarına veya örgütlü olarak ifade edebiliyorlarsa bunun adına demokrasi diyorlar.

Böyle düşündüğümüzde, adı Türkiye Cumhuriyeti olan devletin 90 yıllık tarihi, malesef “ cumhuriyet” olamadı hiçbir zaman.

İçinde halkın olmadığı, halkın taleplerinin olmadığı bir ülkeye demokrasi ile yönetilen bir ülkedir demiyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti, dini anlamda eşi benzeri görülmemiş baskılar uygulayarak, gayr-ı Müslimleri yok olma noktasına getirmiştir. Aleviler her zaman aşağılanmış, kendilerini gizlemek zorunda kalmış ve katliamlara uğramıştır. Tarikat mensupları ve devletten farklı düşünen Müslümanlar da ağır baskı ve kovuşturmalara uğramıştır.

İttihat ve Terakki’nin Osmanlı döneminde başlattığı etnik temizlik, Cumhuriyet döneminde de bütün hızıyla devam etmiştir. 1915 yılında bir milyon beş yüz bin Ermeni Anadolu topraklarından sürüldü. 1924’te imzalanan Lozan anlaşmasıyla bir milyon iki yüz bin Rum ve Hıristiyan Yunanistan’a gönderildi. Çerkesler sürgünlere ve idamlara tabi tutularak sindirildi, ses çıkaramaz ve talep dile getiremez hale getirildi. Kürtler defalarca isyan ettiler, her seferinde kanlı katliamlara maruz kaldılar.

Düşünce ve siyasi ifade anlamında kendini sol ve muhalif olarak tanımlayan kesimlere karşı kovuşturmalar, işkenceler, idamlar ve hapis cezaları uygulandı.

Sendikal ve mesleki örgütlenme yönünden de Türkiye’nin durumu içler acısıdır. Sendikal ve mesleki örgütlenme özgürlüğü anlamında Türkiye her geçen gün gerilemektedir.

Tabiî bu şekilde yönetilen ülkelere ne demokrasi, ne de cumhuriyet diyorlar. Ama Türkiye’yi oluşturan sisteme karşı içeride ve dışarıda verilen mücadeleler onu demokrasiye doğru yaklaştırıyor. 90 yıllık Cumhuriyet döneminde İslamcılar ve Kürtler Kemalist diktatörlüğü alt etmeyi başardılar. Demokrasiyi kendi anladıkları biçimde yorumluyorlar ve kendi haklarını genişletmek için kullanıyorlar.

Oysa demokrasi herkesin ve her kesimin hak ve söz sahibi olduğu rejimin adıdır. Çoğunluğun azınlığı ezmesi değildir. 90 yıl boyunca verilen iç ve dış mücadeleler sistemi giderek demokratikleştiriyor.

30 Eylül tarihinde Başbakan Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı demokratikleşme paketi de bu adımlardan biridir.

Bazı kesimlerin paketi tümden reddeden veya bu paketi her şeyin ilacı olarak gören anlayışların hiçbirine katılmıyoruz.

Sadece 'Andımız'ın kaldırılmış olması bile bu paketi desteklememiz için yeterli bir nedendir. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımızı her sabah 'Türküm, doğruyum, çalışkanım' diyerek yalan söyleterek geçirten faşist uygulamanın kalkması, ruhu yaralanmış bizim neslimizi mutlu etmektedir. Bundan sonra çocuklarımız yalan söylemeden büyüyeceklerdir.

Türkiye’nin etnik problemi hariç, diğer konulardaki tüm problemleri kolayca çözülebilecek sorunlardır. Müslümanlar zaten iktidardalar. Başörtüsü meselesi de son paketle birlikte çözümlenmiştir. Sorun artık Müslümanların diğer inanç sahiplerine ve inanmayanlara baskı yapmasının engellenmesidir.

Kendi meselelerini çözüp iktidar olan Müslümanlar, Alevilerin meselelerinin çözümünde ve Heybeliada Ruhban okulunun açılması konusunda ayak diremektedirler.

Düşünce özgürlüğü konusunda gelinen nokta son derece önemlidir. Geçmişte Kürt ya da Çerkes adıyla örgütlenebilmek mümkün değildi. Bugün artık Çerkes adıyla, Çerkes Dernekleri Federasyonu, Maltepe Çerkes Derneği, İstanbul Çerkes Derneği, Çerkes Hakları Derneği gibi dernekleri yasal olarak kurabiliyor ve kocaman tabelalarını asabiliyoruz. Bu önemli bir aşamadır. Ama asla yeterli değildir.

Etnik anlamda kendini ifade edebilmenin olmazsa olmaz şartı anadil eğitimidir. Azınlıklar lehine pozitif ayrımcılık yapılıp anadil eğitimine devlet desteği verilmesi de çok önemlidir. 90 yıldır her türlü baskıya tabi tutulup, asimile edilerek devletin yok olma noktasına getirdiği dilleri, özel okullarda öğretebilirsiniz demek, kelimenin tam anlamıyla ipe un sermektir.

Bu dilleri öğretecek öğretmen mi var?

Bugün iki yüz bin Türkçe öğretmeni, Türkçe bilen çocuklara Türkçenin dilbilgisi kurallarını öğrettiği için devletten maaş alıyor. Türkçe öğretmenliği nasıl bir meslekse, aynı şekilde Çerkesce, Kürtçe, Lazca, Gürcüce, Abazaca öğretmenliği de bir meslek olmalıdır. Türkçe öğretmeni Bin TL maaş alıyorsa, azınlık dilleri öğretmenleri üç bin beş bin TL maaş almalıdır ki, gençler azınlık dillerini meslek olarak seçsinler.

Açıklanan demokratikleşme paketinden sonra, Süryanilerin özel okul açmak için Mardin Milli eğitim Müdürlüğüne başvurmuş olmaları takdire şayandır. Süryanilerin sayısı Mardin’de dört bin kişi kadardır. Bu diğer azınlıklar için bir örnek teşkil etmelidir.

Açıklanan demokratikleşme paketi, 2009 yılında başlatılan demokratik açılım sürecinden bir santim ileriye gitmemiştir. Demokratik açılım süreci Kürt, Roman ve Aleviler üzerinden yürümekteydi. Bu pakette buna sadece Süryaniler ilave edilmiştir.

Roman kültürü ve dilinin araştırılıp öğrenilmesi için bir Roman Enstitüsü’nün kurulması pakette yer almıştır. Bu da önemli bir gelişmedir.

Bu pakette Çerkesler ve diğer Müslüman azınlıkların esamisi bile yer almamıştır. Bu bizim için kabul edilebilir bir şey değildir. Böylece bu devletin kuruluşunda bizim de harcımız var, bu ülke bizim, kimseye böldürmeyiz, biz bu ülkeye kan verdik can verdik diye övünen Çerkesler, Romanlar kadar değerlerinin ve ağırlıklarının olmadığını öğrenmiş oldular.

***

Demokratik açılım sürecinde 2009 yılından, 2011 yılına kadar kurumlarımız harekete geçer mi diye beklemiştik. Kurumlarımız harekete geçmeyince 2011 Şubat ayında ÇHİ’yi oluşturup meydanlara çıkmış, Ankara, İstanbul, Kayseri ve Ahlat mitingleri ve Çerkes Çalıştayı’nı düzenleyerek Çerkesler de haklarını istiyor demiştik. Ancak görüyoruz ki bu eylemler yeterli olmamış ki, hükümet Çerkesleri görmemekte ısrar ediyor.

Çerkes kurumları da yaşanan süreçte, sessizliğini korumaya, hiçbir açıklama yapmamaya, ölü gözleriyle süreci izlemeye devam ediyorlar.

Ancak Çerkes Halkının daha fazla beklemeye tahammülü yoktur. ÇHİ yeniden meydanlara çıkacak ve çok daha fazla ses getirecek eylemleri hayata geçirecektir.

Neden Çerkesler bu denklemde yer almıyorlar diye sormak gerekmez mi?

Çünkü Başbakan 'talebi olanların taleplerini karşılayacağız' demiştir. Çerkesler ortaya güçlü bir talep koyamamıştır. ÇHİ’nin ortaya koymaya çalıştığı talepler bazı kurumlarımız tarafından engellenmeye çalışılmıştır.

Çerkes Halkının çuvaldızı kendine, iğneyi başkalarına batırması gerekmektedir. Çerkes meselesine önce kendisinin inanması, sonra Türkiye’nin, daha sonra da dünyanın meselesi haline  getirilmesi gerekmektedir

Çerkes Halkı kendi adına güçlü bir siyasi irade ortaya koyduğu zaman kaale alınacaktır.

Bu ise siyasi örgütlü bir yapı gerçekleştirdiğinde oluşacaktır.



3503 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

HAUTİ VE ŞÜREKASI, RUSYA’YA HİZMETTE SINIR TANIMIYOR - 17/10/2021
DÇB (Dünya Çerkes Birliği) adını taşıyan bir kurum, biz “Kabrdeydik ve Kaberdey kalacağız” diyerek mikro milliyetçiliğe halkı saptırarak bölünmenin kitabını yazıyor.
DÜNYA ÇERKES KONGRESİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER - 03/10/2021
Netleşmemekle birlikte, isminin “DÜNYA ÇERKES KONGRESİ” olması hususunda bir anlayış birliğinin olduğu söylenebilir.
ITC=CHP=DP=AP=MHP=MSP=AKP - 20/09/2021
Cumhuriyet tarihi içerisinde kurulmuş olan bütün düzen partileri İslam soslu Türk ırkçısıdırlar. Farklılıklara hoşgörüleri ve tahammülleri yoktur. Hiç birinin diğerinden farkı yoktur.
ÇERKES ETHEM, DERSİM, KILIÇDAROĞLU VE CHP ÜZERİNE - 12/09/2021
Oturduğu koltuk İçin, kendi soydaşları, akrabaları ve yakınları adına tek kelam edememiş Kılıçdaroğlu Çerkes Ethem ve Çerkesler adına tek kelime edemez.
ALİ SEYİT PAŞA KOLLEKTİF YALANINA İNANACAKMIYIZ? - 30/08/2021
Çerkeslere ağır baskıların startı verilip, askeri okullarda okuyan çocuklar atılırken, rütbesi ferikliğe (Korgeneral) yükseltilmiş bir kimsenin Çerkesler için kılını kıpırdatmış olması mümkün müdür?
ASLAN ARI ANISINA - 24/08/2021
Gıyaben tanıştığımız Aslan Arı ağabeyimizle mahkemede izleyeceğimiz tavrı konuşmak İçin bir araya geldiğimizde “sakın mahkemede korkup geri adım atmayasın” dediğinde nasıl sevindiğimi anlatamam.
ÇERKES ETHEM KAZANSAYDI NASIL OLURDU? - 14/08/2021
Eğer Milli Mücadeledeki iç savaşı bir askeri bürokrat olan Mustafa Kemal değil de bir Bolşevik olan Çerkes Ethem kazansaydı, Türkiye Halkları bugün çok daha özgür, çok daha kardeş çok daha mutlu olurlardı.
MUSTAFA KEMAL DİKTATÖRLÜK TARTIŞMASININ NERESİNDEDİR ? - 01/08/2021
İstiklal Mahkemeleri de Kemalist yönetimin cellatlarıydı. Hiç bir üyesi hukukçu olmayan İstiklal Mahkemelerinde avukat ve savcı da yoktu. Mahkeme iddiaları sıralıyor ve hükmünü veriyordu. Mahkeme kararlarına itiraz da mümkün değildi.
İSMAİL CANBULAT, ETHEM’DEN DAHA BÜYÜK ZULÜM GÖRDÜ - 17/07/2021
Böylesine hukuksuz ve ahlak yoksunu yüzlerce kararla İstiklal Mahkemeleri, Mustafa Kemal’in diktatörlüğünü pekiştirmişlerdi.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi