• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam82
Toplam Ziyaret731900
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.13077.1592
Euro8.67138.7060
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
“TESPİT” İLE “İTHAM” ARASINDAKİ FARK?
03/06/2019

Sevgili Okuyucularım,

Sizlerle sürdürdüğüm yazı yolculuğumda, Çerkes Halkına yönelik eleştiriler, tespitler, karşılaştırmalar yapmaya çalışırım. Çerkes kimliğini muhafaza ederek, dünya insanı olmayı başarmamız gerektiğine inanırım. Çerkes Meselesinin tüm insanlığa mal edilerek, insanlıkla birlikte bir çözüm bulunması için çalışırım. Ülkemizde yaşayan tüm halklarla birlikte, çoğulcu bir iklim yaratılarak Çerkeslerin de varlığını sürdürebileceği demokratik ve mutlu bir ülke yaratılmasının mücadelesini veririm.

Eleştirinin, hele toplumsal eleştirinin çok değerli olduğuna inanırım. Bu yüzden hiç kimsenin dokunmak istemediği konulara dokunurum. Herkesin gördüğünü değil, kimsenin görmediğini veya görmek istemediğini görmeye çalışırım. Bu yüzden, sevenim kadar sövenim de çoktur. Bir hareketlenme ve tartışma ortamı yaratmak beni mutlu eder. "Nerede hareket varsa, orada bereket vardır" sözünden hareket ederek, toplumumuzun hareketlendirilmesinden yana eylemliliklerin içerisinde bulunur ve tetikleyicisi olurum. Yılların okumaları ve araştırmalarının sonucu olarak yeni tespitler, sentezler ve güncellemeler yaparım.

17 Nisan 2019 tarihinde Özgür Çerkes web sitesinde yayınlanan "Xabze ve Xase ile bir yere varılır mı?" isimli makalemden tek bir cümleyi alan Nail Sönmez kardeşimiz, yazıda isimleri dahi geçmeyen 11 Mayıs 1918’de kurulan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti kurucu liderlerine çamur atmakla itham etmiştir şahsımı.

Bu anlayış, “tespit” ile “itham” arasındaki farkı anlayamamaktır.

Bu ithamları, 11 Mayıs’ın sadece bir mezar ziyareti ile sınırlı kalmayıp, tüm Kuzey Kafkasyalıların Bağımsızlık Bayramı olmasını önermiş ve bu fikri de Çerkes-Fed'e kabul ettirmiş birine yapılmış haksızlık olarak görürüm.

"Hiç kimse doğduğu köye peygamber olamazmış" sözünden yola çıkarak, benim tespitimi değersiz bulan Nail Sönmez kardeşime, Aleksandr Toumarkine'nin tespitleri ile cevap vererek sözlerimi noktalayacağım.

 

“DERNEK KURMA FAALİYETLERİNİN ORTAYA ÇIKIŞI, İDEOLOJİK ÇERÇEVESİ VE SİYASAL OLARAK ARAÇSALLAŞTIRILMASI.

Türkiye'de göçmenlerin yardımlaşma dernekleri 1946'dan itibaren ortaya çıkmaya başlasa da, devlet ancak 1954'ten itibaren 7 dernek tarafından 'Türk Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyonu'nun kurulması ile birlikte bu dernekleri sultası altına alır. Bu derneklerden biri Kuzey Kafkas Türk Kültür ve Yardımlaşma Derneği'dir. Diğerleri ise 'Batı Trakya Göçmenleri Derneği' (Bulgaristan Türklerini kapsayan), Göçmenlere Yardım Derneği ve Yugoslavya göçmenlerinin toplandığı önceleri adı Vardarlılar Dayanışma Derneği olan, daha sonra Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği'ne 3 tane Balkan göçmen derneği, 70'li yılların başında Rodop Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği adı altında kurulan, birkaç yıl sonra da bir başka Bulgaristan göçmen derneğiyle birleşerek, Rodop-Tuna Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği adını alan bir Balkan Derneği’dir.

Bu federasyonun çizgisi, pantürkizmin ve komünist ve Yunan egemenliği altındaki bölgelere karşı Türkiye'nin devlet politikasının bir benzeriydi. 1962'den itibaren finasmanını devlet sağladı. Bu dernekler soğuk savaşın ideolojik çerçevesinde (sadece Türk kökenli üyelerden oluşmadıkları halde) Türk kimliğini öne çıkartıyorlar ve sözkonusu ülkelerde yaşayan soydaşlarını yani esir milletleri gündeme getirerek komünist sistemi bir çeşit "milletlerin esareti" olarak ilan ediyorlardı. Bu derneklerin bayraktarlığını yapanlar genellikle derneklerin ortaya çıkmasından önce komünizme karşı aktif mücadele yürütmüş olan insanlardı. Basit bir göçmen olmaktan daha çok siyasi mülteci olarak nitelendirilebilirler. Dernekleri aynı çatı altında toplama faaliyeti, bu bayraktarlar arasında sadece bölgeleriyle ilgili sorunları değil, bir çeşit milletlerarası pantürkizmi canlandıran diğer kardeş derneklerin sorunlarını da duyurabilecek bir bağlantı kurulmasına katkıda bulunuyordu. Sözcülüğünü yaptıkları göçmen topluluklara özgü meseleler ise sümen altı edilmediği takdirde arka plana atılıyordu.

TÜRKÇÜLÜKTEN KOPUŞ VE ÇERKES HAREKETİNDE DEVLET TARAFINDAN KULLANILMANIN REDDİ.

İlk "Çerkes" yardımlaşma derneği, "Dost Eli Yardımlaşma Derneği" adıyla 1946'da kurulmuştur. Eleştrilerden korunmak için Türk görüntüsü veriyorlar ve aralarında birkaç Azeri'de bulunuyordu. Dernek eski savaş esirlerine yardım ediyordu. 1953'te Azeri unsurlardan arınarak Kafkas Derneği'ne dönüşmüştür. Dernek her ne kadar antikomünist ve Sovyet karşıtı olsa da Çerkeslerin kendi geleneklerini, isimlerini, tarihlerini, göçten önceki Kuzey Kafkasya Kültürünü unutmamaları ve iyice öğrenmeleri için canla başla çalışıyordu. Türk kültürü, tarihi ve kimliği içinde kaybolmayacak bir kültüre yöneliyorlardı."

(ALINTI: ‘Türkiye'de Sivil Toplum ve Milliyetçilik,  Aleksander Toumarkine, İletişim Yayınları-2001, s. 426, 427)

                                       ***

Ramazan Bayramınızı kutluyorum.


1181 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ONUNCU YILDÖNÜMÜNDE ÇHİ (ÇERKES HAKLARI İNİSİYATİFİ) - 06/02/2021
ÇHİ’nin Çerkes Halkına bıraktığı en büyük miras, talep edebilme kültürü, itiraz ve görünürlüğün sağlanmasıdır. Bu özel dönem kitaplarının yazılmasını ve belgesellerinin çekilmesini bekliyor.
TARİH, NEDEN “ETHEM’İN İHANETİYLE” BESLENMEK ZORUNDA? - 16/01/2021
Türkiye Cumhuriyeti’nde meşruiyet arayan her yazar, çizer, şair, tarihçi, düşünür geçinen herkes Kemalist ideolojiye hizmet için mutlaka hain Çerkes Ethem yalanına sarılır.
İNÖNÜ ZAFERİ BİR YALAN MIDIR? - 10/01/2021
Refet Paşa İnönü Zaferi için pek inançlı görünmüyor. Bu açık. Bir başka Kurtuluş Savaşı Komutanı da çok dikkatli fakat çok anlamlı ifadeler kullanıyor.
MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE KAHRAMANI OLABİLİR Mİ? - 27/12/2020
Mustafa Kemal’in Çanakkale Destanı’nı yazdığını düşünür herkes. Oysa Çanakkale bir deniz savaşıdır ve orada Mustafa Kemal hiç yoktur. Kara savaşları Gelibolu Yarımadası’nda geçmektedir. Gallipoli Savaşı olarak bilinir bütün dünyada.
ÇERKEZLİK GAYRETİNİ KİMLER UYANDIRDI? - 23/12/2020
Samimiyetle söyleyeyim ki verecek cevap bulamadım. Şaşırdım. İşte bu halet-i ruhiye içinde olan bana, ÇERKEZ ETHEM denildi.
DİASPORA ÇERKES EDEBİYATI NASIL YARATILIR? - 06/12/2020
Son dönemde Türkçe yazan Çerkes yazarların bir hayli artmış olması umut vericidir. Ama onlar Türkçe yazan yazarlardır. Bizim varlığımızı geleceğe taşıyacak olan yazarlar Çerkesce yazanlar olacaktır.
TSİPİNE BAHATTİN ZABUN’UN ARDINDAN… - 30/11/2020
Okumuşu çok, aydını yok Çerkes Halkının okumuşlarından çok daha fazla,gerçek bir Çerkes Aydınıydı Tsipine Bahattin Zabun.
ÇERKESLER AZINLIK HAKLARINDAN NEDEN YARARLANAMIYOR? - 22/11/2020
Türkiye azınlıklarını koruyacağına ve onlara destek olacağına dair, uluslararası bir sözleşme de taahhütte bulunmuştur. Türkiye’nin taahhüdünü yerine getirmesini istemek en tabi hakkımızdır.
ÇERKESLERİN MİLLİ SİYASETİ NASIL OLUŞTURULMALIDIR? - 14/11/2020
İçimizdeki Türkçü, Arapçı, ve Rusçulara karşı amansız bir ideolojik mücadele vermeden Çerkes Milli siyasetini oluşturamayız. Onların halkımızın önünde oluşturdukları seti yıkıp, Çerkes milletinin kafasını karıştırmalarının önüne geçmeliyiz.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi