• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam72
Toplam Ziyaret709935
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.75397.7849
Euro9.21339.2502
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Hrant
18/01/2015

“19 Ocak 2011 Çarşamba, Saat 13.10.

Tıpkı bir güvercin gibiyim...

Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım.

Başım onunki kadar hareketli. Ve anında dönecek denli de süratli.

Ne diyordu dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ne diyordu adalet Bakanı Cemil Çiçek?: "Canım 301’in bu kadar abartılacak bir yanı yok. Mahkum olup hapse girmiş biri var mı?

Sanki bedel ödemek sadece hapse girmekmiş gibi...

İşte size bedel...

İnsanı güvercin ürkekliğine hapsetmenin nasıl bir bedel olduğunu bilir misiniz ey bakanlar?

Bilir misiniz?

Siz hiç mi güvercin izlemezsiniz?

Kolay bir süreç değil yaşadıklarım. Ve ailece yaşadıklarımız.

Ciddi ciddi, ülkeyi terk edip uzaklaşmayı düşündüğüm anlar dahi oldu.

Özellikle de tehditler yakınlarıma bulaştığında...

O noktada çaresiz kaldım.

"Ölüm-kalım" dedikleri bu olsa gerek.

Bütün bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.

Evet, kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim. Ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.

Güvercinler kentin ta içlerinde insan kalabalıklarında yaşamlarını sürdürürler.

Evet, biraz ürkekçe ama bir o kadarda özgürce...”

Arkadan vurulup Halaskargazi Caddesinde Agos Gazetesinin önüne uzanmadan çok kısa süre önce yazmıştı yukarıdaki satırları Hrant Dink. Bu ülkede iyi insanlar vardı. Ama bir güvercine kıymaya çekinmeyecek insan kılığında yaratıklar da vardı. Bunu düşünüp tedbir almayacak kadar da saftı Hrant.

Yazmak, hatırlamak ve hatırlatmaktır.

Okumak hatırlamak ve hatırlatmaktır.

Anmak, hatırlamak ve hatırlatmaktır.

Tuba Çandar’ın büyük emek vererek yazdığı Everest Yayınlarından çıkan Hrant isimli kitabı okudum.

İçim burkuldu.

Üzüldüm.

Hayranlık duydum.

Ve hatırladım. Hatırlatmak istedim.

Savrulmuş ve kavrulmuş bir halkın çocuğuydu o. Kumar yüzünden dağılmış bir ailenin Ermeni yetimhanesinde büyümüş bir ferdiydi. Patrik Kalutsyan’ın manevi evladı olmuştu. İyi bir Ermeni olarak yetişmişti. Anadolu’daki kayıp Ermenilerin izini sürmüştü. Ve eşi Rakel’i de öyle bulmuştu. Türkçe ve Ermenice bilmeyen, Kürtçe konuşan bir Ermeni aşiretinin, Varto aşiretinin mensubuydu Rakel. Bu aşiretten çocukları okutmak ve Ermenice öğretmek için İstanbul’a getirmişlerdi.

Hrant çocuk denecek yaşta evlenmiş, solcu olmuş, Üniversite eğitimini yarım bırakmış, Türkiye’nin en büyük kitabevi Beyaz Adam ı kurmuş, Ermenice Romanları Türkçeye kazandırmak için Aras yayınevini kurmuş ve nihayet Ermenilerin farklı sesi Agos Gazetesini kurmuştu.

Televizyonlara çıkıp bütün ezberlerimizi bozmuş, yüreklerimize dokunmuş Türkiye’nin Ermeni meselesi diye bir meselesinin olduğunu bizlere anlatmıştı.

Anlatsam roman olur dedikleri cinsten bir yaşamdı Hrant’ın öyküsü.

Ancak anlattıkları ve yazdıklarıyla çizmeyi aşmıştı. Tehdit edilmiş, cezalar verilmiş ve kalemi kırılmıştı. Güvercine arkadan ateş eden insan kılıklı bir yaratık hayatına son noktayı koymuştu.

Bu yaşamda bende travma yaratan en önemli şey Hrant’ın ismini değiştirip Fırat ismiyle 20 yıl yaşamış olmasıdır.

Türkiye solunda Ermeni kimliğiyle bulunmalarının ve onların solcu kimliklerinin Ermenilere zarar vermesinden çekindikleri için, arkadaşı Armenak’la birlikte isimlerini değiştiriyorlar. TİKKO’nun önderlerinden “Armenak Bakır” “Orhan Bakır” oluyor.

Hrant Dink de Fırat Dink oluyor.

Ve 30 yıldır görmediğim üniversiteden Ermeni arkadaşım Varujan Çam’ ı hatırladım. Varujan son derece yoksul ailenin çocuğuydu.

Babası Kurtuluş'ta bir apartmanda kapıcıydı. Varujanla birlikte bütün Ermenilerin, Rumların, Yahudilerin çok zengin olduğuna dair ezberimiz de bozulmuştu. Çok çalışkan, sıkı devrimci olan ve bedelini 12 Eylül’de ağır bir biçimde ödemiş olan Varujan, birgün olsun Ermenilerin de sorunları var dememişti. Biz de hiç merak etmemiştik. Çünkü bilmiyorduk.

Ne zaman ki Asala Türk diplomatlara suikastler düzenlemeye başladı, “sözde Ermeni soykırımı” diyerek önce Türk Devleti kabul etti; sonra da bütün dünya.

Biz de böylece Ermeni soykırımı diye bir şeyin olduğunu öğrenmiş olduk.

Varujan belki de benim çıkışlarımdan etkilenmişti. Bu ülkede sadece Kürt sorunu yok, Çerkes sorunu da var dedikçe, Çerkes şovenisti olmakla suçlanıyordum, yarı şaka yarı ciddi.

Devrimci mücadele içerisinde en fazla uğraştığım şey, Türkiye soluna Çerkes meselesini kabul ettirebilme çabası olmuştur. Bunu başarma yönünde çok önemli adımlar atmıştık. Ama 12 Eylül darbesi her şeyi altüst etti.

1980 yılının Mayıs ayında İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin, Tepebaşı Gazinosu’nda yapılan genel kurulunda 640 kişi oy kullanmıştı. Bu sayının en az 350 kişisi Çerkes devrimcisiydi. Ama bugün o insanlardan geriye Çerkes meselesinin içinde görebildiğimiz bir elin parmakları kadar insan kalmıştır.

Bu insanlara ne olmuştur?

Bu arkadaşlarımız Türk solunun şovenist bakış açısına karşı, Hrant gibi direniş göstermemiş ve yok olmuşlardır.

İnsan hangi konuya ağırlık verirse, o konuda yol alabiliyor.

Ermeni Devrimcisi Hrant, Ermeni meselesini Türkiye’ye ve dünyaya farklı bir bakış açısıyla taşımıştı.

Çerkes meselesini farklı bir bakış açısıyla Türkiye’ye ve dünyaya taşımak Çerkes devrimcileri ve yurtseverlerine düşmektedir.



2082 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÇERKESLER AZINLIK HAKLARINDAN NEDEN YARARLANAMIYOR? - 22/11/2020
Türkiye azınlıklarını koruyacağına ve onlara destek olacağına dair, uluslararası bir sözleşme de taahhütte bulunmuştur. Türkiye’nin taahhüdünü yerine getirmesini istemek en tabi hakkımızdır.
ÇERKESLERİN MİLLİ SİYASETİ NASIL OLUŞTURULMALIDIR? - 14/11/2020
İçimizdeki Türkçü, Arapçı, ve Rusçulara karşı amansız bir ideolojik mücadele vermeden Çerkes Milli siyasetini oluşturamayız. Onların halkımızın önünde oluşturdukları seti yıkıp, Çerkes milletinin kafasını karıştırmalarının önüne geçmeliyiz.
ÇERKESLER NEDEN “STATÜ TALEBİ“ DİLE GETİREMİYORLAR? - 08/11/2020
Ancak korkutulmuş, tehdit altında olan ve kimlik bilincini yitirmiş olanların bu taleplerden rahatsız olmalarını normal karşılıyoruz. Zaten onların da bir statü talebi dile getirmeleri mümkün değildir.
ÇERKESLERİN STATÜ TALEBİ VE GELECEK TASAVVURU - 29/10/2020
Diasporalarda en geniş kapsamlı azınlık haklarını bir statü olarak dile getirmeli ve demokratik yollardan mücadelesini vermeliyiz.
ÜÇÜNCÜ SÜRGÜN KİTABININ OLUŞUM SÜRECİ - 24/10/2020
Üçüncü Sürgün-Gönen Manyas Çerkes Sürgünü kitabında, Çerkesler’e mevcut sistemin giydirmek istediği şablonu tersine çevirme gayretini göreceksiniz.
GÖNEN MANYAS ÇERKES SÜRGÜNÜ KİTABINDAN… - 06/10/2020
Kendisine Çerkes diyemeyen Kuşçubaşı Eşref ile askerlerine Çerkesce konuşmayı şiddetle yasaklayan Ethem’in, geri getirmek için Anadolu İhtilal Komitesi’ni kurarak soydaşlarının mahvolmasına sebep oldukları Enver Paşa neredeydi ve ne yapıyordu?
MARTİN KOÇESOKO DERSLERİ - 07/09/2020
Martin Koçesoko, davasının sonucu ne olursa olsun kazanan Çerkes Halkı olacaktır. Martin Koçesoko berat etse de, bin yıl hapis cezası alsa da, Halkının kalbinde en değerli altın madalyayı kazanmış bulunuyor.
TÜRKLEŞMEK, ARAPLAŞMAK, RUSLAŞMAK ZORUNDA MIYIZ? - 01/08/2020
Korku iklimi ister istemez kimlik inkarını ve gönüllü asimilasyonu beraberinde getirdi. Şimdi Çerkesler Türk’ten fazla Türkçü, Arap’tan fazla Arapçı ve Rus’tan fazla Rusçudurlar.
TİMRAŞ POMAK DEVLETİ VE KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE - 20/06/2020
Rusya ve Rusya borazanlarına inat 11 Mayıs 1918 özgürlük meşalesi olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi