• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam136
Toplam Ziyaret732802
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.36577.3952
Euro8.93578.9715
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Soykırım Rehabilitasyonu, Siyasi Mücadeleyle Sağlanır
17/08/2014

Kişiler ve toplumlar büyük acılarla ve fiziki baskılarla karşılaştıklarında, fiziki yapılarında ve davranış biçimlerinde kalıcı hasarlar meydana gelir. Artık o kişileri ve toplumları tanımakta zorlanırsınız. Onlar eski davranış biçimlerini gösteremezler. Çünkü psikolojik bir travma içindedirler.

Çok büyük bir iflasla karşılaşmış bir işadamının "bir gecede saçları bembeyaz oldu, ya da şekeri aniden dörtyüze çıktı, artık günde dört insülin iğnesi vurularak yaşıyor" dendiğini duymuşsunuzdur.

Cezaevinde ya da poliste yapılan ağır işkencelerde, psikolojik depresyona girmiş insanları ya tanırsınız, ya da duymuşsunuzdur. Bu tür insanların eski cesur, girişimci, atılgan hallerinden eser kalmadığını görürsünüz. Eski hallerine dönebilmeleri için uzun bir ruhi ve fiziki rehabilitasyondan geçmeleri gerekmektedir.

Çok büyük baskılara,sürgünlere ve katliamlara maruz kalmış toplumlar da, tıpkı kişiler gibi toplumsal travmalar yaşarlar. Bu tür toplumlar da kendilerini rehabilite edemedikleri takdirde korkak, çekingen ve pısırık tavırlar gösterirler.

Dünyanın en ağır sürgün ve soykırımlarından birini yaşamış olan Çerkes Halkı da sürgünün 150. Yılını yaşıyor. Toplumların belleklerinde onuncu, yirmibeşinci, ellinci, yüzüncü yılları çok önemlidir. Toplumsal belleğin yenilenmesi ve yaşananların hafızalara kazınması anlamında bu yıldönümlerinde çok daha fazla etkinlikler ve kalıcı etkiler bırakacak eylemler organize edilir.

Sürgün ve soykırımın 150. yılında, Çerkes Halkı uluslararası anlamda ses getirecek hangi eylemeleri gerçekleştirebilmiştir?

Sadece "hiç" diyebiliyoruz.

Son yıllarda yürütülmüş olan, Çerkes meselesini "görünür kılma" ve "siyasallaştırma" eylemleri bazı kesimlerde duyarlılıklar yaratmıştır. Bazı kazanımlar da elde edilmiştir. Ancak bunlar asla yeterli değildir.

Bütün mesele Çerkes halkının kendi özündedir. Çerkes Halkı kendi ulusal politikalarını belirleyememiş, dostunu ve düşmanını tarif edememiştir. Yazımızın başında belirttiğimiz gibi, toplumsal olarak yaşadığı travmayı rehabilite edememiştir.
Psikolojik travmaların tedavi yöntemi öncelikle konuşmak, travmayı yaratan nedenlerle yüzleşmek ve travmayı yaratan şeyle mücadele etmektir. Kişisel travmalarda geçerli olan bu tedavi yöntemi, toplumsal travmalar için de aynen geçerlidir.

Yaşadığı soykırım ve sürgün nedeniyle, vatanını, dilini, kültürünü ve ulusal varlığını tamamen kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olan Çerkes Halkı hiçbir şey olmamış gibi tavırlar sergilemektedir.

Oysa travmasını yenip mücadele bayrağını açan Filistinlilerin, Güney Afrikalıların, İrlandalıların, Kürtlerin, Tamillerin, Ermenilerin, Baskların, İrlandalıların yaptığı gibi yapması, mücadele bayrağını açması gerekmektedir Çerkes Halkının.

Çerkes Halkının yaşadığı dram ve acı, dünyada yaşanan en büyük acılardan biridir. Buna rağmen Çerkes Halkının bir bölümü ve ona önderlik ettiğini söyleyenler "bakın ne güzel oynuyoruz, dilimizi konuşabiliyoruz, halüj yiyoruz, ne sıkıntımız var" diyebilmektedirler.

Türkiye Diasporasının en eski kurumu olan İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nde, bugün anavatandan ithal edilmiş dans hocası gözetiminde sayısız dans ekibi oynamaktadır. Bu ekiplerde oynayan akıl baliğ olmuş arkadaşlarımız "biz böyle çok mutluyuz" diyebilmektedirler. Çerkeslerin oynamaktan daha önemli bir sorunu yokmuş gibi. Türkiye’nin en eski ve en köklü olan bu kurumunda, eğitilmiş insan kapasitemiz en yüksek düzeydedir. Yönetim kurulu avukatlardan, doktorlardan, mimarlardan ve üniversite mezunlarından oluşmaktadır. Ancak üyesi olduğum Türkiye’nin en eski kurumu, Çerkes Halkının zihinsel dönüşümü ve siyasal mücadeleye katılımı anlamında hiçbir çaba harcamamakta, yürütülen siyasi mücadeleyi müstehzi edalarla izlemektedir.

Diyasporanın en eski federasyonu, soykırımla ve soykırımcılarla yüzleşmemek adına, 21 Mayısları ısrarla Rusya temsilciliklerinin önünden kaçırmakta ve soykırımcı Rusya’nın günahlarını perdelemeye çalışmaktadır.

Yaşamakta olduğumuz bu hastalığın adına "toplumsal şizofreni"  denilmektedir. Şizofreni bir yalan söyleyip, söylediği yalana kendini ve çevresini inandırma hastalığıdır.

Tedavisi ise; soykırımla ve soykırımcılarla yüzleşmek, ona karşı mücadele bayrağını açmakla giderilecek bir hastalıktır.

Çerkesleri izole edip, dünyayla temas kurmasını engelleyen en önemli hastalıklarımızdan biri de "toplumsal narsizm" hastalığıdır. Narsizm kendine aşık olma hali olup, hiç kimseyi ve hiç birşeyi beğenmeme olarak tezahür eder.

"Asaletin ve nezaketin timsali Çerkesler" diye yalan söyleyip, buna toplumun birçok kesiminin inanmasıdır acınacak olan.

Dünyada asil kabul edilebilmek için yürekli olmak gerekmektedir. Korkakların asil kabul edildiği bir yer ise henüz dünyada yok.

Başkaları için aslan kesilen Çerkeslerin, kendi davaları için fare kadar yürekli olamamaları, ne denli asaletten uzak olduklarının bir göstergesidir. 150 yıllık diyaspora tarihinde Çerkesler kendi adlarına dişe dokunur bir mücadele ve kazanım ortaya koyamamışlardır.

Kulübe gibi evlerde yaşayan kızlarımız kendilerini saraylara layık görmekte, yanındaki ve yöresindeki emekçi ve çiftçi gençleri beğenmemekte, ya evde kalıp kuruyup gitmekte, ya da zengin başka milletlerden kimselerle evlenerek neslimizin kurumasına neden olmaktadırlar.

Bu tavırların hiçbiri normal kabul edilebilecek tavırlar değildir. Halkımız yaşamakta olduğu soykırım travması nedeniyle, kendisine yakışmayan bu tavırları sergileyebilmektedir.

2011 yılında ÇHİ'nin başlattığı süreçle, Çerkesler ilk defa kendi adlarına talepler dile getirerek, Çerkes Halkının Devrimini başlatmışlardır.

Bu süreçte, Rusya’nın Çerkes Halkı üzerinde oynamakta olduğu oyunlar deşifre edilmiş, işbirlikçilerinin maskeleri düşürülmüştür.

İttihatçı ve  ırkçı Türkiye’nin Çerkes Halkına ve diğer halklara yönelik asimilasyoncu politikaları deşifre edilerek, Çerkes Halkının ve diğer halkların demokratik talepleri dile getirilmiştir.

ÇHİ'nin başlattığı bu süreç Demokrat Türkler, Kürtler, Lazlar, Gürcüler, Pomaklar, Boşnaklar, Ermeniler, Araplar tarafından sempatiyle karşılanmış ve desteklenmiştir.
Çerkes Halkı korku duvarını aşıp özgürlük ve demokrasi mücadelesinde emin adımlarla yol alamaya başlamıştır. Başlatılan bu yolculuk soykırımın 150. yılında siyasi bir parti ile taçlandırılmıştır.

15 Agustos 2014 tarihinde, Çerkeslerin tarihinde bir ilk daha hayata geçirilmiştir. 15 Ağustos Cuma günü "ÇOĞULCU DEMOKRASİ PARTİSİ"nin kuruluş dilekçesi İçişleri bakanlığına verilerek mazbatası alınmıştır.

Artık Çerkes Davasının ve Çerkes Halkının siyasi bir temsilcisi ve sahibi var!
Artık Çerkes Halkının mücadele tarihinde yeni bir sayfa var!

Artık Umut var!

Artık Çare var!

Artık  "ÇOĞULCU DEMOKRASİ PARTİSİ" var!

Partimizin açılış gününde bizlerle birlikte olan Ankaralı dostlara, Ankara Abhaz Derneği yöneticilerine, Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen dostlarımıza şükranlarımızı sunuyoruz.

Telefonlarla arayıp kutlayanlara, mesaj gönderenlere, gelemese de gönlü bizlerle olan binlerce taraftarımıza da teşekkür ediyoruz.

Artık yeni bir yol var!

Artık görmezden gelinenlerin, yok farz edilenlerin umudu "ÇOĞULCU DEMOKRASİ PARTİSİ" var!



1814 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

İNÖNÜ, MUSTAFA KEMAL’İN ÜSTÜNÜ ÇİZMEK İSTEMİŞTİ - 28/02/2021
1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti, üç yıl içerisinde anıt mezarı tamamlayarak 1953 yılında büyük bir törenle Atatürk’ü bugünkü yerine taşıdı. Koruma kanunu çıkartarak, İnönü tarafından unutturulmak istenen Atatürk kültü yeniden inşa edildi.
ONUNCU YILDÖNÜMÜNDE ÇHİ (ÇERKES HAKLARI İNİSİYATİFİ) - 06/02/2021
ÇHİ’nin Çerkes Halkına bıraktığı en büyük miras, talep edebilme kültürü, itiraz ve görünürlüğün sağlanmasıdır. Bu özel dönem kitaplarının yazılmasını ve belgesellerinin çekilmesini bekliyor.
TARİH, NEDEN “ETHEM’İN İHANETİYLE” BESLENMEK ZORUNDA? - 16/01/2021
Türkiye Cumhuriyeti’nde meşruiyet arayan her yazar, çizer, şair, tarihçi, düşünür geçinen herkes Kemalist ideolojiye hizmet için mutlaka hain Çerkes Ethem yalanına sarılır.
İNÖNÜ ZAFERİ BİR YALAN MIDIR? - 10/01/2021
Refet Paşa İnönü Zaferi için pek inançlı görünmüyor. Bu açık. Bir başka Kurtuluş Savaşı Komutanı da çok dikkatli fakat çok anlamlı ifadeler kullanıyor.
MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE KAHRAMANI OLABİLİR Mİ? - 27/12/2020
Mustafa Kemal’in Çanakkale Destanı’nı yazdığını düşünür herkes. Oysa Çanakkale bir deniz savaşıdır ve orada Mustafa Kemal hiç yoktur. Kara savaşları Gelibolu Yarımadası’nda geçmektedir. Gallipoli Savaşı olarak bilinir bütün dünyada.
ÇERKEZLİK GAYRETİNİ KİMLER UYANDIRDI? - 23/12/2020
Samimiyetle söyleyeyim ki verecek cevap bulamadım. Şaşırdım. İşte bu halet-i ruhiye içinde olan bana, ÇERKEZ ETHEM denildi.
DİASPORA ÇERKES EDEBİYATI NASIL YARATILIR? - 06/12/2020
Son dönemde Türkçe yazan Çerkes yazarların bir hayli artmış olması umut vericidir. Ama onlar Türkçe yazan yazarlardır. Bizim varlığımızı geleceğe taşıyacak olan yazarlar Çerkesce yazanlar olacaktır.
TSİPİNE BAHATTİN ZABUN’UN ARDINDAN… - 30/11/2020
Okumuşu çok, aydını yok Çerkes Halkının okumuşlarından çok daha fazla,gerçek bir Çerkes Aydınıydı Tsipine Bahattin Zabun.
ÇERKESLER AZINLIK HAKLARINDAN NEDEN YARARLANAMIYOR? - 22/11/2020
Türkiye azınlıklarını koruyacağına ve onlara destek olacağına dair, uluslararası bir sözleşme de taahhütte bulunmuştur. Türkiye’nin taahhüdünü yerine getirmesini istemek en tabi hakkımızdır.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi