• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam88
Toplam Ziyaret559998
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.35965.3811
Euro6.07216.0965
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Darbeli Hayatımız ve Demokrasi Bayramı
20/07/2016
"Kaba kuvvetle ilişkiye maruz
bırakılan her şey alçalır.
Darbeyi indiren de,
darbeyi yiyen de
aynı kirlenmeyi yaşar."
SİMONE WEİL

Türkiye halkının darbeleri tevekkülle kabullenen bir yapısının olduğunu peşin olarak kabullenmek zorundayız. "Gelen ağam, giden paşam" gibi bir halk deyişini geliştirmiş olan Türkiye halkının tarihsel anlamda darbelerle bir barışıklığı ve darbe seviciliği var.

Osmanlı döneminde iktidar(padişahlık), kardeşlerin kanlı boğazlaşmaları sonucu el değiştiriyordu. Kardeşler, baba-oğul ve annelerin çevirdikleri entirikalar sonucu gerçekleşen saray darbeleri sonucu saltanatın devamı sağlanıyordu. Yaşanan tüm bu kuralsızlıklar, "Fatih kanunnamesi" ile Devlet-i Osmani'nin Ali menfaatleri için kardeş katlinin vacip olduğunun kabul edilmesi ile halledildi. Bu kural şehzadelerin kardeşleri tarafından, her an öldürülecekleri korkusuyla yaşamalarına ve birçoğunun delirmesine neden oluyordu.

Darbecilik geleneği Türk ordusunun tarihsel genetiğinde mevcuttur. Osmanlı dönemindeki saray darbelerinde yeniçeriler kime destek verirse o padişah oluyordu. Onun için padişahlar yeniçerilere göre ayaklarını denk alıyordu.

Devlet bürokrasisinde ve yeniçeri ocağında birtakım değişiklikler ve yenilikler yapmak isteyen Sultan Genç Osman (2. Osman) yeniçeriler tarafından Yedikule Zindanları’nda feci şekilde boğularak öldürülmüştü.

Yeniçeriler istemedikleri yöneticileri ve sadrazamları, kazan kaldırarak sarayı basmak suretiyle padişahı sıkıştırıp, sadrazam kellesi ile birlikte haraçlarını alarak darbe yapmaktaydılar. Yeniçerilerin sadrazam kellesi alması, Osmanlı sarayının sıradan vakalarındandı.

İyi eğitilmiş ve yenilikçi bir padişah olan 3. Selim'de en çok yeniçerilerle uğraşmak zorunda kalmıştı. Selimiye Kışlası’nı yaptırarak Nizam-ı Cedit adında yeni bir ordu kurmuştu. 3. Selim ayaklanan yeniçeriler nedeniyle Nizam-ı Cedit'i dağıtmak ve padişahlıktan çekilmek zorunda kalmıştı. Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa 3. Selim'i yeniden padişah yapmak için saraya yaklaşırken, yeniçeriler tarafından sarayda boğularak öldürülmüştür.

Osmanlı Devletinde 2. Mahmut döneminde önemli adımlar atılabilmiştir. Bu dönemde başlatılan yenilikler Tanzimat Fermanı’nın, 1. ve 2. Meşrutiyet’in yolunu açmış ve batılı birtakım reformlar yapılabilmiştir. Ancak çok kan kaybetmiş ve bitik durumdaki Osmanlıyı bunlar da kurtaramamıştır.

Ordudaki darbeci geleneğin en mümtaz örneği İttihat ve Terakki Partisi2dir. Yaptıkları Bab-ı Ali baskınları ve darbelerle Osmanlı Devletini zorla ele geçirmiş olan İttihat Terakki Osmanlının sonunu hazırlamıştır. ittihat Terakki'nin fiili lideri Enver Paşa Padişahın, hükümetin ve meclisin haberi olmadan Osmalıyı 1. dünya savaşı’na sokarak Osmalı'yı batırmıştır.

***

Kendisi de bir ittihatçı olan Atatürk döneminde neden hiç darbe yapılamamıştır ?

İktidar oyununu çok iyi oynayan Mustafa Kemal, bu konuda olağanüstü tedbirler almış ve hayata geçirmiştir. Şimdi bunlara kısaca bir göz atalım.

Mustafa Kemal halk tarafından çok sevilen ve popüler olan en yakın silah arkadaşlarını, birlikte kurtuluş savaşını yürüttüğü en yakın dostlarını acımsızca tasfiye ederek işe başladı. Bugünkü Ergenekon davasına çok benzeyen, İzmir Suikastı davasına dahil ettirdiği Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele gibi yüksek profilli komutanları idam cezalarıyla yargılatarak itibarsızlaştırmış ve tasfiye etmiştir.

Atatürk siyasi cepheyi ikinci adam olmakla kifayet edecek, düşük profilli İsmet İnönü'ye teslim etti. Kendi sağlığında heykellerini Avusturyalı Ressam ve heykeltıraş Heinrich Krippel'e yaptırarak ülkenin her tarafına diktirdi. Her şeyin üstünde tanrısal bir lider gibi kendini tasvir ettirmeye başladı.

Askeriye cephesini ise yine düşük profilli bir Osmanlı subayı olan Fevzi Çakmak'a emanet etti. Dindar bir kişiliği olan Fevzi Çakmak Atatürk'ü eski patronu padişah gibi görüp biat ediyordu. 23 yıl boyunca kesintisiz Genekurmay Başkanlığı yapmış olan Fevzi Çakmak, hiçbir siyasi ihtirası olmamasına rağmen sürekli gözetim altında tutuluyordu. Atatürk Genelkurmay 2. Başkanlığına tayin ettiği okul arkadaşı Orgeneral Asım Gündüz vasıtası ile Fevzi Çakmak'ın nefes alış verişini izliyordu. Orgeneral Asım Gündüz 17 yıl süreyle Genelkurmay İkinci Başkanlığını yürütmüş ve Atatürk'ün ölümünden sonra bu görevden ayrılmıştır.

Atatürk dönemi bir askeri darbe yaşanmadan bu şekilde atlatılmıştır.

***

Buraya kadar anlattıklarım okumalarıma dayanan dönemin kısa bir özetidir. Bundan sonra anlatacaklarım, benim gözümden yaşadığım darbelerdir. Çünkü kişilerin yaşadıklarının bileşkesi, ortak toplumsal tarihimizi oluşturuyor.

27 Mayıs 1960 darbesi gerçekleştiğinde 5 yaşındaydım. 17 eylül 1961 tarihinde İmralı Adası’nda asıldığında altı buçuk yaşındaydım. Babam ve arkadaşları antenli kocaman bataryaları olan, cızırtılı sesler çıkaran radyodan zaman zaman kulaklarını dayayarak Yassıada duruşmalarını dinliyorlarmış. Sonra birgün Menderesir pel'eğ (menderesi astılar) diye birbirlerine haber veren komşu kadınlarla birlikte annemin ağladığını gördüm. Nedense kim olduklarını bilmediğim, annemi ağlatan bu kötü adamlara çok kızmıştım. İlk darbe karşıtlığım böyle başlamıştı.

Menderes için meydanlara doluşup, ona oy vererek iktidara getiren halk, darbe karşısında Menderes'i yapayalnız bırakmış, asılışına seyirci kalmıştı. Darbecilerin hazırladığı Anayasaya % 61 oy vererek darbesever olduğunu göstermişti.

Darbecilerin 27 Mayıs’ı "Hürriyet ve Anayasa Bayramı"ilan ederek 20 yıl boyunca kutlattıkları bayrama siyah önlüğümle çok katılmışlığım oldu. Neyse ki o bayramı bir başka darbeci olan Kenan Evren kaldırdı da kurtulduk.

1970 yılına geldiğimizde 15 yaşındaydım."Kafkasya Kültürel Dergi"yi okuyarak Çerkes Milliyetçisi olmuştum. Çerkeslere ve Türkiye'ye her türlü kötülüğün Rusya'dan, komünistlerden ve anarşistlerden geldiğine inanıyordum. 12 Mart 1971 Muhtırası’nın anarşistlerin kafasını ezerek ülkemizi refaha çıkaracağına inanmıştım ilk zamanlar. Ancak çok kısa zamanda Deniz Gezmişlerin asılmasına karşı çıkacak dönüşümü yaşamıştım. 12 Mart Muhtırası’nın da muhalifiydim.

Muhtıraya karşı bir tek laf edememiş olan Demirel şapkasını alıp arkasına bakmadan çekip gitmişti. Ona oy vermiş olan milyonlarca kişi "biz sana oy verdik, çekip nereye gidiyorsun?" dememişti.

Ama aynı Demirel, kendisine darbe yapan darbecilerin asmak istediği Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asılmasına, Meclis’te iki elini birden kaldırarak onay vermişti.

Menderes’in ve Demokrat Parti’nin devamı olan Demirel ve Adalet Partisi darbe sevici olduğunu ispatlamıştı.

12 Eylül 1980 tarihine gelindiğinde 25 yaşındaydım. Yaşanmış olan olayların tam anlamıyla içindeydim. 650 bin kişiyi gözaltına alarak işkence eden, binlerce kişiyi işkencede sakat bırakan ve öldüren, 55 kişiyi asarak öldüren 12 Eylül askeri darbesini Türkiye Halkı alkışlarla karşılamıştı.

Ancak 12 Eylül öncesinde sağcı ve solcu diye ikiye bölünerek 5 bin gencin ölümüne neden olanlar 12 Eylül askeri darbesinin taşlarını döşemişlerdir. “Darbeyi iki yıl öncede yapabilirdik ama şartların olgunlaşmasını bekledik” demişti, darbenin lideri Kenan Evren.

12 Eylül darbecilerinin yaptığı Anayasa’ya % 92 oy vererek ne derece darbesever olduğunu göstermişti Türkiye halkı. 12 Eylül’ün zindanlarında hapis yatarak ve “Anayasa’ya hayır” diyen % 8'in içinde yer alarak darbe karşıtı cephede yer almıştım.

***

Genetik olarak darbe geleneği olan Türk Ordusu, 15 Temmuz 2016 tarihinde kanlı bir darbe denemesine daha girişti. Türkiye darbeler tarihinde ilk defa farklı bir şey oldu. Bugüne kadar yapılmış olan askeri darbeleri can-ı gönülden desteklemiş Türkiye Halkı, darbecilere karşı sivil iktidarın yanında yer aldı. Solcuların beğenmediği Ak Parti tabanı meydanlara, havaalanlarına, askerlerin ele geçirmeye çalıştığı devlet dairelerine ve köprülere giderek darbeyi engelledi.

İki yüz kırk kişi hayatını kaybetti, binlercesi yaralandı. Ama sivil seçilmiş iktidar kurtarıldı.

Darbeyi önlemiş olan bu sivil direniş övgüyü hak ediyor. Türkiye tarihinde bir ilki oluşturuyor.

En kötü demokrasi bile, darbeden kat kat iyidir.

Ancak darbe önlendikten sonra başlatılmış olan Demokrasi Bayramı geleceğe umutla bakabilmemi engelliyor. Abdullah Öcalan yargılanırken idam cezasını kaldırmış bir ülkede, insanlar "idam isteriz" diye bağırtılıyor. Devletin en tepesindekiler de “tabii neden olmasın” diye buna yeşil ışık yakıyor. Türkiye'nin demokrasi liginden düşmesi için her şey yapılıyor.

FETÖ'cü avı diye, tıpkı ergenekon davasında olduğu gibi, tüm muhalif kesimleri ezmeye yönelik bir dalganın ayak sesleri duyuluyor maalesef.

"Demokrasi, tüm kesimlerin kendini özgürce ifade edebildiği rejimin adıdır."

"Demokrasi, çoğunluk diktası değil, çoğulculuktur."

Bize düşen, demokrasi için mücadele etmektir. Ehven-i şere razı olmak değil.



Paylaş | | Yorum Yaz
1606 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Çerkesler’in Atatürk’le Münasebeti Üzerine - 17/11/2018
Çerkes kalma mücadelesi veren Çerkesler “dayatılmış ataları” ata olarak kabul etmezler. Övüneceklerse, pek ala övünebilecekleri kendi ataları var.
Çerkeslerin Eylemle ve Sokakla İmtihanı - 29/10/2018
Ulusal reflekslerini ortaya koyarak ve sokağa çıkarak, Türkiye'de ve dünyada bir kamuoyu oluşturma başarısı gösterebilirse Çerkesler, var olma sınavından başarıyla çıkacaklardır.
Ulusal Onuru Olanlar, Ulusal Refleks Gösterirler - 15/10/2018
Her şey "Çerkes Halkını tepki verebilen dinamik bir toplum haline getirdiğimizde" yeniden başlayacaktır.
Hacı Bayram, Nazmi, Adnan, Tarık ve Muammer - 08/10/2018
Anavatanımıza yerleşmiş olan herkes çok değerlidir. Zaman, birbirimizle uğraşma zamanı değil, kenetlenme ve birbirimize sahip çıkma zamanıdır.
Bu Coğrafyada "Birlikte Yaşam" Mümkün mü? - 29/09/2018
İçtenliğimiz ve sözlü olarak verdiğimiz mesajlar seyircileri daha program başlamadan kucaklamıştı ve en gariban grup olan Çerkes müzikleri en fazla alkışı almıştı. Sahneden indikten sonra onlarca kişinin tebrik etmesi beni gerçekten umutlandırdı.
Yükselen Tarih ve Kimlik Bilinci Korkutuyor - 24/09/2018
Çünkü Çerkeslerde kimlik ve tarih bilincinin gelişmesi durumunda Kafkasya coğrafyasında tutunmasının mümkün olmadığını çok iyi biliyor Rusya'nın devlet aklı.
Kayseri Çerkesleri 2. Şeref Madalyasına Hazırlanıyor - 09/09/2018
Çerkeslerin istediği "Pozitif Ayrımcılık"tır. Devletin, hukuki ve maddi olarak hem anadil eğitimine, hem de Çerkesce yayın yapan televizyon talebimize cevap vermesidir.
Çerkesler İttihatçı mıdır? - 03/09/2018
Sarayla ve İstanbul’la evlilik yoluyla ilişki kurmuş olan Çerkes ailelerin çocukları askeri okullarda okuyor ve zamanın ruhu gereği ittihatçı oluyorlardı.
Toplumsal Korku Üzerine - 25/08/2018
Ya korku duvarlarını yıkıp özgür ve demokratik bir ülke yaratacağız, yada böylesine rezilce, korka korka yaşamaya devam edeceğiz.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi