• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam62
Toplam Ziyaret725126
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.37847.4080
Euro8.95348.9893
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Darbeli Hayatımız ve Demokrasi Bayramı
20/07/2016
"Kaba kuvvetle ilişkiye maruz
bırakılan her şey alçalır.
Darbeyi indiren de,
darbeyi yiyen de
aynı kirlenmeyi yaşar."
SİMONE WEİL

Türkiye halkının darbeleri tevekkülle kabullenen bir yapısının olduğunu peşin olarak kabullenmek zorundayız. "Gelen ağam, giden paşam" gibi bir halk deyişini geliştirmiş olan Türkiye halkının tarihsel anlamda darbelerle bir barışıklığı ve darbe seviciliği var.

Osmanlı döneminde iktidar(padişahlık), kardeşlerin kanlı boğazlaşmaları sonucu el değiştiriyordu. Kardeşler, baba-oğul ve annelerin çevirdikleri entirikalar sonucu gerçekleşen saray darbeleri sonucu saltanatın devamı sağlanıyordu. Yaşanan tüm bu kuralsızlıklar, "Fatih kanunnamesi" ile Devlet-i Osmani'nin Ali menfaatleri için kardeş katlinin vacip olduğunun kabul edilmesi ile halledildi. Bu kural şehzadelerin kardeşleri tarafından, her an öldürülecekleri korkusuyla yaşamalarına ve birçoğunun delirmesine neden oluyordu.

Darbecilik geleneği Türk ordusunun tarihsel genetiğinde mevcuttur. Osmanlı dönemindeki saray darbelerinde yeniçeriler kime destek verirse o padişah oluyordu. Onun için padişahlar yeniçerilere göre ayaklarını denk alıyordu.

Devlet bürokrasisinde ve yeniçeri ocağında birtakım değişiklikler ve yenilikler yapmak isteyen Sultan Genç Osman (2. Osman) yeniçeriler tarafından Yedikule Zindanları’nda feci şekilde boğularak öldürülmüştü.

Yeniçeriler istemedikleri yöneticileri ve sadrazamları, kazan kaldırarak sarayı basmak suretiyle padişahı sıkıştırıp, sadrazam kellesi ile birlikte haraçlarını alarak darbe yapmaktaydılar. Yeniçerilerin sadrazam kellesi alması, Osmanlı sarayının sıradan vakalarındandı.

İyi eğitilmiş ve yenilikçi bir padişah olan 3. Selim'de en çok yeniçerilerle uğraşmak zorunda kalmıştı. Selimiye Kışlası’nı yaptırarak Nizam-ı Cedit adında yeni bir ordu kurmuştu. 3. Selim ayaklanan yeniçeriler nedeniyle Nizam-ı Cedit'i dağıtmak ve padişahlıktan çekilmek zorunda kalmıştı. Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa 3. Selim'i yeniden padişah yapmak için saraya yaklaşırken, yeniçeriler tarafından sarayda boğularak öldürülmüştür.

Osmanlı Devletinde 2. Mahmut döneminde önemli adımlar atılabilmiştir. Bu dönemde başlatılan yenilikler Tanzimat Fermanı’nın, 1. ve 2. Meşrutiyet’in yolunu açmış ve batılı birtakım reformlar yapılabilmiştir. Ancak çok kan kaybetmiş ve bitik durumdaki Osmanlıyı bunlar da kurtaramamıştır.

Ordudaki darbeci geleneğin en mümtaz örneği İttihat ve Terakki Partisi2dir. Yaptıkları Bab-ı Ali baskınları ve darbelerle Osmanlı Devletini zorla ele geçirmiş olan İttihat Terakki Osmanlının sonunu hazırlamıştır. ittihat Terakki'nin fiili lideri Enver Paşa Padişahın, hükümetin ve meclisin haberi olmadan Osmalıyı 1. dünya savaşı’na sokarak Osmalı'yı batırmıştır.

***

Kendisi de bir ittihatçı olan Atatürk döneminde neden hiç darbe yapılamamıştır ?

İktidar oyununu çok iyi oynayan Mustafa Kemal, bu konuda olağanüstü tedbirler almış ve hayata geçirmiştir. Şimdi bunlara kısaca bir göz atalım.

Mustafa Kemal halk tarafından çok sevilen ve popüler olan en yakın silah arkadaşlarını, birlikte kurtuluş savaşını yürüttüğü en yakın dostlarını acımsızca tasfiye ederek işe başladı. Bugünkü Ergenekon davasına çok benzeyen, İzmir Suikastı davasına dahil ettirdiği Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele gibi yüksek profilli komutanları idam cezalarıyla yargılatarak itibarsızlaştırmış ve tasfiye etmiştir.

Atatürk siyasi cepheyi ikinci adam olmakla kifayet edecek, düşük profilli İsmet İnönü'ye teslim etti. Kendi sağlığında heykellerini Avusturyalı Ressam ve heykeltıraş Heinrich Krippel'e yaptırarak ülkenin her tarafına diktirdi. Her şeyin üstünde tanrısal bir lider gibi kendini tasvir ettirmeye başladı.

Askeriye cephesini ise yine düşük profilli bir Osmanlı subayı olan Fevzi Çakmak'a emanet etti. Dindar bir kişiliği olan Fevzi Çakmak Atatürk'ü eski patronu padişah gibi görüp biat ediyordu. 23 yıl boyunca kesintisiz Genekurmay Başkanlığı yapmış olan Fevzi Çakmak, hiçbir siyasi ihtirası olmamasına rağmen sürekli gözetim altında tutuluyordu. Atatürk Genelkurmay 2. Başkanlığına tayin ettiği okul arkadaşı Orgeneral Asım Gündüz vasıtası ile Fevzi Çakmak'ın nefes alış verişini izliyordu. Orgeneral Asım Gündüz 17 yıl süreyle Genelkurmay İkinci Başkanlığını yürütmüş ve Atatürk'ün ölümünden sonra bu görevden ayrılmıştır.

Atatürk dönemi bir askeri darbe yaşanmadan bu şekilde atlatılmıştır.

***

Buraya kadar anlattıklarım okumalarıma dayanan dönemin kısa bir özetidir. Bundan sonra anlatacaklarım, benim gözümden yaşadığım darbelerdir. Çünkü kişilerin yaşadıklarının bileşkesi, ortak toplumsal tarihimizi oluşturuyor.

27 Mayıs 1960 darbesi gerçekleştiğinde 5 yaşındaydım. 17 eylül 1961 tarihinde İmralı Adası’nda asıldığında altı buçuk yaşındaydım. Babam ve arkadaşları antenli kocaman bataryaları olan, cızırtılı sesler çıkaran radyodan zaman zaman kulaklarını dayayarak Yassıada duruşmalarını dinliyorlarmış. Sonra birgün Menderesir pel'eğ (menderesi astılar) diye birbirlerine haber veren komşu kadınlarla birlikte annemin ağladığını gördüm. Nedense kim olduklarını bilmediğim, annemi ağlatan bu kötü adamlara çok kızmıştım. İlk darbe karşıtlığım böyle başlamıştı.

Menderes için meydanlara doluşup, ona oy vererek iktidara getiren halk, darbe karşısında Menderes'i yapayalnız bırakmış, asılışına seyirci kalmıştı. Darbecilerin hazırladığı Anayasaya % 61 oy vererek darbesever olduğunu göstermişti.

Darbecilerin 27 Mayıs’ı "Hürriyet ve Anayasa Bayramı"ilan ederek 20 yıl boyunca kutlattıkları bayrama siyah önlüğümle çok katılmışlığım oldu. Neyse ki o bayramı bir başka darbeci olan Kenan Evren kaldırdı da kurtulduk.

1970 yılına geldiğimizde 15 yaşındaydım."Kafkasya Kültürel Dergi"yi okuyarak Çerkes Milliyetçisi olmuştum. Çerkeslere ve Türkiye'ye her türlü kötülüğün Rusya'dan, komünistlerden ve anarşistlerden geldiğine inanıyordum. 12 Mart 1971 Muhtırası’nın anarşistlerin kafasını ezerek ülkemizi refaha çıkaracağına inanmıştım ilk zamanlar. Ancak çok kısa zamanda Deniz Gezmişlerin asılmasına karşı çıkacak dönüşümü yaşamıştım. 12 Mart Muhtırası’nın da muhalifiydim.

Muhtıraya karşı bir tek laf edememiş olan Demirel şapkasını alıp arkasına bakmadan çekip gitmişti. Ona oy vermiş olan milyonlarca kişi "biz sana oy verdik, çekip nereye gidiyorsun?" dememişti.

Ama aynı Demirel, kendisine darbe yapan darbecilerin asmak istediği Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asılmasına, Meclis’te iki elini birden kaldırarak onay vermişti.

Menderes’in ve Demokrat Parti’nin devamı olan Demirel ve Adalet Partisi darbe sevici olduğunu ispatlamıştı.

12 Eylül 1980 tarihine gelindiğinde 25 yaşındaydım. Yaşanmış olan olayların tam anlamıyla içindeydim. 650 bin kişiyi gözaltına alarak işkence eden, binlerce kişiyi işkencede sakat bırakan ve öldüren, 55 kişiyi asarak öldüren 12 Eylül askeri darbesini Türkiye Halkı alkışlarla karşılamıştı.

Ancak 12 Eylül öncesinde sağcı ve solcu diye ikiye bölünerek 5 bin gencin ölümüne neden olanlar 12 Eylül askeri darbesinin taşlarını döşemişlerdir. “Darbeyi iki yıl öncede yapabilirdik ama şartların olgunlaşmasını bekledik” demişti, darbenin lideri Kenan Evren.

12 Eylül darbecilerinin yaptığı Anayasa’ya % 92 oy vererek ne derece darbesever olduğunu göstermişti Türkiye halkı. 12 Eylül’ün zindanlarında hapis yatarak ve “Anayasa’ya hayır” diyen % 8'in içinde yer alarak darbe karşıtı cephede yer almıştım.

***

Genetik olarak darbe geleneği olan Türk Ordusu, 15 Temmuz 2016 tarihinde kanlı bir darbe denemesine daha girişti. Türkiye darbeler tarihinde ilk defa farklı bir şey oldu. Bugüne kadar yapılmış olan askeri darbeleri can-ı gönülden desteklemiş Türkiye Halkı, darbecilere karşı sivil iktidarın yanında yer aldı. Solcuların beğenmediği Ak Parti tabanı meydanlara, havaalanlarına, askerlerin ele geçirmeye çalıştığı devlet dairelerine ve köprülere giderek darbeyi engelledi.

İki yüz kırk kişi hayatını kaybetti, binlercesi yaralandı. Ama sivil seçilmiş iktidar kurtarıldı.

Darbeyi önlemiş olan bu sivil direniş övgüyü hak ediyor. Türkiye tarihinde bir ilki oluşturuyor.

En kötü demokrasi bile, darbeden kat kat iyidir.

Ancak darbe önlendikten sonra başlatılmış olan Demokrasi Bayramı geleceğe umutla bakabilmemi engelliyor. Abdullah Öcalan yargılanırken idam cezasını kaldırmış bir ülkede, insanlar "idam isteriz" diye bağırtılıyor. Devletin en tepesindekiler de “tabii neden olmasın” diye buna yeşil ışık yakıyor. Türkiye'nin demokrasi liginden düşmesi için her şey yapılıyor.

FETÖ'cü avı diye, tıpkı ergenekon davasında olduğu gibi, tüm muhalif kesimleri ezmeye yönelik bir dalganın ayak sesleri duyuluyor maalesef.

"Demokrasi, tüm kesimlerin kendini özgürce ifade edebildiği rejimin adıdır."

"Demokrasi, çoğunluk diktası değil, çoğulculuktur."

Bize düşen, demokrasi için mücadele etmektir. Ehven-i şere razı olmak değil.



1892 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

TARİH, NEDEN “ETHEM’İN İHANETİYLE” BESLENMEK ZORUNDA? - 16/01/2021
Türkiye Cumhuriyeti’nde meşruiyet arayan her yazar, çizer, şair, tarihçi, düşünür geçinen herkes Kemalist ideolojiye hizmet için mutlaka hain Çerkes Ethem yalanına sarılır.
İNÖNÜ ZAFERİ BİR YALAN MIDIR? - 10/01/2021
Refet Paşa İnönü Zaferi için pek inançlı görünmüyor. Bu açık. Bir başka Kurtuluş Savaşı Komutanı da çok dikkatli fakat çok anlamlı ifadeler kullanıyor.
MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE KAHRAMANI OLABİLİR Mİ? - 27/12/2020
Mustafa Kemal’in Çanakkale Destanı’nı yazdığını düşünür herkes. Oysa Çanakkale bir deniz savaşıdır ve orada Mustafa Kemal hiç yoktur. Kara savaşları Gelibolu Yarımadası’nda geçmektedir. Gallipoli Savaşı olarak bilinir bütün dünyada.
ÇERKEZLİK GAYRETİNİ KİMLER UYANDIRDI? - 23/12/2020
Samimiyetle söyleyeyim ki verecek cevap bulamadım. Şaşırdım. İşte bu halet-i ruhiye içinde olan bana, ÇERKEZ ETHEM denildi.
DİASPORA ÇERKES EDEBİYATI NASIL YARATILIR? - 06/12/2020
Son dönemde Türkçe yazan Çerkes yazarların bir hayli artmış olması umut vericidir. Ama onlar Türkçe yazan yazarlardır. Bizim varlığımızı geleceğe taşıyacak olan yazarlar Çerkesce yazanlar olacaktır.
TSİPİNE BAHATTİN ZABUN’UN ARDINDAN… - 30/11/2020
Okumuşu çok, aydını yok Çerkes Halkının okumuşlarından çok daha fazla,gerçek bir Çerkes Aydınıydı Tsipine Bahattin Zabun.
ÇERKESLER AZINLIK HAKLARINDAN NEDEN YARARLANAMIYOR? - 22/11/2020
Türkiye azınlıklarını koruyacağına ve onlara destek olacağına dair, uluslararası bir sözleşme de taahhütte bulunmuştur. Türkiye’nin taahhüdünü yerine getirmesini istemek en tabi hakkımızdır.
ÇERKESLERİN MİLLİ SİYASETİ NASIL OLUŞTURULMALIDIR? - 14/11/2020
İçimizdeki Türkçü, Arapçı, ve Rusçulara karşı amansız bir ideolojik mücadele vermeden Çerkes Milli siyasetini oluşturamayız. Onların halkımızın önünde oluşturdukları seti yıkıp, Çerkes milletinin kafasını karıştırmalarının önüne geçmeliyiz.
ÇERKESLER NEDEN “STATÜ TALEBİ“ DİLE GETİREMİYORLAR? - 08/11/2020
Ancak korkutulmuş, tehdit altında olan ve kimlik bilincini yitirmiş olanların bu taleplerden rahatsız olmalarını normal karşılıyoruz. Zaten onların da bir statü talebi dile getirmeleri mümkün değildir.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi