• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam46
Toplam Ziyaret703232
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar8.11548.1479
Euro9.59079.6291
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
ÇHİ, Çerkes Halkının Varoluş Projesidir
29/07/2013

Ancak umudu olan halklar karanlık zamanları atlatabilirler.

Ancak mücadele azmi olan halklar karanlık zamanları atlatabilirler.

Ancak direnen halklar karanlık zamanları atlatabilirler.

Ancak yol haritası olan halklar karanlık zamanları atlatabilirler.

Ancak politikası olan halklar karanlık zamanları atlatabilirler.

150 yıldır en karanlık zamanlarını yaşayan Çerkes halkı maalesef ortaya hiçbir varlık koyamıyor.

Ruhsuz, umutsuz, mücadele etmeyen, direnmeyen, yol haritası ve politikası olmayan bir halk Çerkesler.

Soyu kırılmış, sürülmüş, vatansız, dilsiz, kültürsüz ve onursuz bir biçimde yok olmayı bekliyor.

İşin en acıklı tarafı, kendisine yapılmış olanların farkında değilmiş gibi hareket ediyor.

Tıpkı bir şizofreni  hastası gibi… Şizofrenler hastalığı asla kabul etmezler. Bir profesör konuşuyor zannedersin bir şizofreni hastasını dinlerken. Şizofren bir yalan söyler ve o yalana gerçekten inanır ve çevresindekileri de inandırmaya çalışır. Ve asla hasta olduğunu kabul etmez. Verilen ilaçları da yutmaz.

Çerkes halkı da tam bir şizofren refleksi gösteriyor.

"Canım sana kendi aranda Çerkesçe konuşma diyen mi var? Ne güzel halüjlerimizi yiyoruz, çeçenimizi, kafemizi, leperüşümüzü oynuyoruz, daha ne sıkıntımız olsun ki? Ne istiyorsun?" diyor.

"Yok olan dilimiz, kültürümüz, kaybedilen vatanımız" diyorsun, "şimdi sırası mı, keyfimizi ve rahatımızı bozma" diyor sırıtarak.

Sanki hayat sadece yemek, içmek ve oynamaktan ibaretmiş gibi.

Oysa Çerkes soykırımı ve sürgünü tarihin gördüğü en acımasız katliamlardan biridir. Koskoca bir ülke, insanlarından koparılmış ve boynu bükük hale getirilmiştir.

Failler ise kanıtlarıyla birlikte ortada durmaktadır.

Bu haliyle Çerkes Soykırımı ne Filistin meselesinden, ne Yahudi soykırımından, ne Ermeni Soykırımından, ne Kürt meselesinden asla daha önemsiz değildir.

Bir davayı önemli hale getiren ise, davanın sahibi olan halkların davalarına sahip çıkma dereceleri ve halkların gösterdikleri mücadele azmidir.

Çerkes halkının, davasına sahip çıkma  ve meselesini uluslararası öneme sahip bir dava haline getirme konusunda pek de duyarlı davrandığı söylenemez.

Çerkes halkı bu minval üzere yok oluşunun taşlarını döşemeye çalışırken, 2011 yılının Şubat ayında ÇHİ denilen siyasi oluşumu bağrından çıkardı. Türkiye yeni bir yol ayırımındaydı.

İslamcıların ve Kürtlerin verdiği mücadele sonucunda 90 yıllık Kemalist diktatörlükte iktidar el değiştirmişti.

Adı bile söylenmesi yasak olan Kürt kelimesi yasak olmaktan çıkmış, Kürt realitesi tanınmıştı. 24 saat Kürtçe yayın yapan televizyon devlet tarafından kurulmuştu. Aleviler, Romanlar, Lazlar, Pomaklar, Ermeniler, Süryaniler hak talebi dile getiriyor ve meydanlara çıkıyordu. İlk defa askerlerin yapmadığı sivil anayasa talebi gündeme geliyor ve bu konuda ciddi çalışmalar yapılıyordu.

Ancak bu süreçte, soğuk savaş koşullarında oluşmuş, apolitik kültürel kurumlar olan Çerkes örgütlenmeleri derin bir uyku halindeydi.

Türkiye’de demokratik açılım sürecinin başlamasıyla birlikte, bizim kurumlarımızın da harekete geçerek Çerkes Halkının taleplerini ortaya koymasını bekledik. 2009 yılından 2011 yılına kadar geçen süreçte Çerkes Halkının talepleri konusunda en ufak bir kıpırtı bile ortaya koyamadı Çerkes Kurumları.

2011 yılının başında ÇHİ'nin oluşturulması ve Çerkeslerin taleplerinin dile getirilmesi konusunda, tüm Çerkes Kurum ve oluşumlarının kapısı çalındı ve destek istendi. Ancak değil sürece destek vermek, yapılacak eylemleri engelleme ve karalama konusunda birbiriyle yarıştı Çerkes Kurumları.

Ancak, güneşin balçıkla sıvanamayacağı gibi, Çerkeslerin taleplerinin dile getirilmesi de engellenemedi.

Çerkes Kurumları, Çerkeslerin taleplerinin engelleyicisi olarak tarihe geçtiler.

ÇHİ önce asimilasyonculara karşı hak taleplerini dile getirerek, Çerkes kimliğinin ve bilincinin oluşmasını sağladı. Sonraki süreçte soykırımcılara, onların işbirlikçileriyle bir hesaplaşmaya girdi.

İşi bitmiş gözüyle bakılan Çerkes halkından böyle bir çıkış beklemeyen Rusya ve onun işbirlikçileri, psikolojik savaş yöntemlerine başvurarak ÇHİ’yi itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Israrla ÇHİ'nin bir AK Parti projesi olduğu yalanını uydurmaya devam ediyorlar.

ÇHİ'nin kuruluşu ve taleplerini dile getirmesi AK Parti iktidarı dönemine denk gelmiştir. Çünkü dile getirilen talepler suç olmaktan bu dönemde çıkmıştır. Aynı talepleri Demirel, Özal ya da Ecevit iktidarı döneminde dile getirmeye kalksaydık vatanı bölmek ve yıkmak suçundan on yıllara varan hapis cezalarına çarptırılır ve hapislerde çürütülürdük.

Bağımsız bir Çerkesya kurma kararlılığında olan bir siyasi hareket devletlerle görüşür. ÇHİ Türkiye, Rusya, Ürdün, Suriye, İsrail, Gürcistan, Amerika, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve ilgili ne kadar devlet ve kurum varsa hepsiyle merkezine Çerkes Halkının çıkarlarını koyarak görüşebilir. Bundan asla rahatsızlık duymaz. Yapılan görüşmeleri de noktasına, virgülüne kadar da halkıyla paylaşır (Tıpkı Rus konsolosuyla yapılan görüşmenin harfi harfine paylaşıldığı gibi.)

Çerkeslerin asli nüfus unsurunun yaşadığı Türkiye ile geliştirilecek ilişkilerin ve Türkiye’nin Çerkesler lehine taraf haline getirilmesinin son derece önemli olduğuna inanıyoruz. Türkiye devleti adına devletin işletmecisi olan hükümetle ilişkiler yürütüyoruz. Devletin her kademesine ve tüm siyasi partilere Çerkeslerin taleplerini içeren dosyalar sunuyoruz. ÇHİ'nin koyduğu hedefler ve bu doğrultuda verdiği mücadelenin, AK Parti hükümeti ile kesişme noktası sadece budur. Ama ne hükümet, ne de siyasi partiler taleplerimizi dinleyip, sırtımızı sıvazlayıp bizi kandıramazlar. Eğer taleplerimiz dikkate alınmazsa "Hükümet Çerkeslerin talepleriyle ilgili adım at" mitingleriyle tekrar meydanlara dönmemiz çok yakındır. Yürütülen koskoca bir mücadeleyi görmezden gelip, sadece “nasıl gözden düşürürüz” gayretiyle iftiralar üretenlere bizim söyleyecek hiçbir sözümüz yok.

Gezi parkı olaylarında, bazı yazarlarımızın gezi karşıtı yazılar yazmaları nedeniyle AK Parti projesi olduğumuz yalanı ısıtılıp tekrar piyasaya sürüldü. Ülkenin doğusunda yıllar yılı binlerce insanın öldürülmesine alışmış, toplumsal olaylar karşısında uyurgezer hale getirilmiş batı toplumu gezi olaylarıyla bir türbülansa tutuldu. Aynen uzun süreli bir türbülansa yakalanmış uçak yolcularının panik hali gibiydi Türkiye. Devlet de, hükümet de, ana muhalefet de, yavru muhalefet de, göstericiler de böyle bir sonuç beklemiyorlardı Gezi Parkı’ndan.

Devlet ve hükümet panik halinde aşırı şiddet kullanarak olayların üzerine sürekli benzin döktü. Oysa diyalog kanalları işletilerek, insanlar ölmeden, bu kadar çok insan yaralanmadan, bu kadar çok maddi hasar olmadan ve ekonomi bu kadar zarar görmeden uzlaşı sağlanabilirdi.

Göstericiler ve sözcüleri de taleplerini Gezi Parkı meselesinden çıkarıp inanılmaz derecede yaymışlar, eylemi çok fazla uzatarak yormuşlar, ilginin azalmasına  sebep olmuşlar ve haklılıklarına yer yer gölge düşürmüşlerdir.

Gezi olayları, Türkiye’nin demokrasi tarihinde önemli dönemeçlerden biri olarak anılacaktır. Bu olaylar iktidar olanın her şeyi yapabilme hakkını kendinde görmesinin mümkün olmadığını göstermiştir. İstanbul Belediye Başkanı’nın "Artık bir otobüs durağının yerini bile değiştirecek olsak, o bölge halkına soracağız" sözü demokratik devletlerin nasıl işlemesi gerektiğinin güzel bir örneği olmuştur. Bu Türkiye demokrasisi için kazanımdır.

Bizler daha demokratik bir Türkiye istiyoruz!

Ve hükümete diyoruz ki:

Sivil anayasa için daha fazla ayak sürüme!

Barış süreci ile ilgili çalışmaları sudan sebeplerle yavaşlatma!

Kürtlerle birlikte, Çerkeslerin ve tüm azınlıkların demokratik haklarını teslim et!

Seçim barajını indir!

YÖK'ü kaldır!

Avrupa Birliği ile ilgili tıkadığın görüşmeleri derhal başlat!

Bir süreç hem desteklenip, hem de eleştirilebilir. Bizler Türkiye’nin demokratikleşme adımlarını destekliyoruz ve desteklemeye devam edeceğiz. Ancak kim haksızlık yaparsa eleştireceğiz ve karşısında duracağız.

Dün de, bugün de, yarın da.

Çerkeslerin asimilasyon yoluyla yok olmasında önemli pay sahibi olan Türkiye’den de haklarımızı alıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

Çerkeslerin varoluş projesi olan ÇHİ'nin önündeki hedef bir diaspora politikası oluşturmak ve mücadelenin merkezini diasporada oluşturmaktır.



3596 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÜÇÜNCÜ SÜRGÜN KİTABININ OLUŞUM SÜRECİ - 24/10/2020
Üçüncü Sürgün-Gönen Manyas Çerkes Sürgünü kitabında, Çerkesler’e mevcut sistemin giydirmek istediği şablonu tersine çevirme gayretini göreceksiniz.
GÖNEN MANYAS ÇERKES SÜRGÜNÜ KİTABINDAN… - 06/10/2020
Kendisine Çerkes diyemeyen Kuşçubaşı Eşref ile askerlerine Çerkesce konuşmayı şiddetle yasaklayan Ethem’in, geri getirmek için Anadolu İhtilal Komitesi’ni kurarak soydaşlarının mahvolmasına sebep oldukları Enver Paşa neredeydi ve ne yapıyordu?
MARTİN KOÇESOKO DERSLERİ - 07/09/2020
Martin Koçesoko, davasının sonucu ne olursa olsun kazanan Çerkes Halkı olacaktır. Martin Koçesoko berat etse de, bin yıl hapis cezası alsa da, Halkının kalbinde en değerli altın madalyayı kazanmış bulunuyor.
TÜRKLEŞMEK, ARAPLAŞMAK, RUSLAŞMAK ZORUNDA MIYIZ? - 01/08/2020
Korku iklimi ister istemez kimlik inkarını ve gönüllü asimilasyonu beraberinde getirdi. Şimdi Çerkesler Türk’ten fazla Türkçü, Arap’tan fazla Arapçı ve Rus’tan fazla Rusçudurlar.
TİMRAŞ POMAK DEVLETİ VE KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE - 20/06/2020
Rusya ve Rusya borazanlarına inat 11 Mayıs 1918 özgürlük meşalesi olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
İKİNCİ SÜRGÜN :BALKAN ÇERKES ETNİK TEMİZLİĞİ - 07/06/2020
13 Temmuz tarihinin, Çerkeslerin ikinci sürgünün yıldönümü olarak tarih hafızamızda yerini alması gerekmektedir.
SİLİNEN TARİH HAFIZAMIZ: 11 MAYIS 1918 - 11/05/2020
Rusya’nın devlet aklı unutmuyor. Ama Çerkes Halkı olarak biz de 11 Mayıs’ta gerçekleştirdiğimiz bağımsızlık idealini hayata geçirecek irade ve güce sahibiz. Biz de unutmuyoruz.
İSMET İNÖNÜ ANKARA’YA “SERSERİLER “ DEMİŞTİ. - 22/04/2020
İsmet İnönü 9 Nisan 1920 tarihinde Ankara’ya geçmek zorunda kaldı. Batı cephesi komutanı oldu. On ay içerisinde Çerkes Ethem’i tasfiye etti.
ALDIRMA GÖNÜL, ALDIRMA - 06/04/2020
Bu linç iklimini alt edebilmemizin yolu, hoş görülü olabilmekten, farklı olanı anlamaya çalışmaktan geçiyor.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi