• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam146
Toplam Ziyaret559582
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.32205.3433
Euro6.05296.0772
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Unutmak ve Unutturmak İhanettir, Hatırlamak ve Hatırlatmak Soylu Ulusal Kimliğimizle Buluşmaktır
19/12/2011

Yaşlılarımızın, biz o zamanın gençlerini okullara gönderirken "Aman Çerkes olduğunuzu belli etmeyin (mec şüzereadğer yeşümğaş)" tembihlerini bir türlü anlayamaz, bu korkunun ve çekingenliğin sebebini çözemezdim.
Çünkü travma nedir, toplumsal travma nedir bilmiyordum.
Genç aklımla Çerkeslerin bu kadar korkak ve ürkek olmasını bir türlü yorumlayamıyordum.
Korku nedir bilmeden yüzyıllarca vatanını kahramanca savunup teslim olmamış ve sonunda vatanını terketmek zorunda bırakılmış bir halkın, bugünkü bu korkak ve ulusal kimliğini inkar eden tavrı normal olabilir miydi?
Hayır olamazdı.
Öyleyse, normal olmayan bu durumu sağlıklı bir şekilde analiz edemezsek sorunların kaynağına inemez, dolayısıyla doğru çözümleri de geliştiremeyiz.
***
Osmanlı'nın Çerkeslerle ilgili iskan politikalarını gözden geçirdiğimizde, Çerkesler'in asimile hedefli bir yerleşime tabi tutulduğunu rahatlıkla anlayabiliriz. Yani niyet yok etmekti.
Yüzyıllardır pek çok etnik toplulukla birlikte yaşamış Osmanlı Devleti çökme sürecinde gayrımüslim tebaasına operasyonlar yapmış, sıra Çerkesler'e gelmeden de dağılıp gitmiştir.
Osmanlının enkazı üzerine İttihat terakkinin B takımı tarafından kurulan Türkiye Cumhuriyeti -artık herkesin malumu- şoven milliyetçi bir anlayışla tek ulus yaratmayı hedefliyordu. Bu da tüm farklılıkları yok etme ve bir değirmen gibi öğütmeyi gerektiriyordu pek tabiî.
Vatandaş Türkçe konuş kampanyaları ve Türkçe'den başka dil konuşanlara verilen para cezaları ile anadillerin konuşulması engellenmiştir.
Kılık kıyafet kanunuyla milli ve yöresel elbiselerin giyilmesi yasaklanmış ve tektipleştirmeye katkı sağlanmıştır.
Çerkes Ethem'in kişiliğinde bütün Çerkesler hain olarak damgalanmış ve aşağılanmıştır.
Cumhuriyet tarihi bir sürgünler tarihidir de aynı zamanda.
1914-15 olaylarında 1,5 milyon Ermeni Anadolu'dan sürülmüş ve kökü kurutulmuştu zaten.
Mübadele anlaşmasıyla 1 milyon 250 bin Rum ve Hıristiyan da Anadolu'dan Yunanistan'a sürülmüştür.
Kürtler uğradıkları katliamlardan başka sürekli sürgünlere maruz kalmışlardır.
Trakya Yahudileri 1934'te devlet destekli saldırılarla Trakyadan sürülmüşlerdir.
Marmara Bölgesi Çerkesleri de  bu sürgün ve sindirme politikasından payına düşeni almış ve Doğu Anadolu'ya sürülmüşlerdir.
Takrir-i sükun kanunuyla her türlü muhalif sesin acımasızca bastırılacağı ortam oluşturulmuştur.
Tekke ve zaviyeler kanunuyla  hertürlü dini inanış ve Alevi Cemaati baskı altına alınmıştır.
Jandarmanın köylüler üzerindeki acımasız dipçiği korkunun ve devlet terörünün simgesi olmuştur.
Vergi tahsildarlarının acımasızca talanı insanları kendi mallarını çalar ve saklar hale getirmiştir.
Varlık vergisiyle gayrımüslimlerin malvarlıklarına el konmuş, yoksullaştırılmışlardır.
Ormancılar Orman köylülerine öyle eziyetler etmişlerdir ki, ormancılarda devletin korku sembollerinden biri haline gelmiş, türkülere konu olmuştur.
Tütün kolcuları, köylülerin kendi ektikleri tütünü içmelerini  engellemek ve sigara satışını arttırmak için köylere baskınlar düzenlemişlerdir.
...
Tabiî ben bu baskıların tamamını görecek yaşta olmadığım ve travmanın ne demek olduğunu bilmediğim için gençliğimde korkuların nedenini anlayamıyordum. Nedenleri öğrendikçe anlayışla karşılamaya başladım.
Ancak bu travmayı atlatmanın ve korkuyu yenmenin bir yolu olması gerektiğini hep düşündüm ve bugün de halâ düşünüyorum.
1950'lere gelen Türkiye'de artık dernekler kurulabiliyordu. Nitekim 1952'de İstanbul Kafkas Kültür Derneği kuruldu.
Bu derneklerin kurucuları, bu toplumsal travmayı yaşayan ve görenlerdi. Bu derneklerde devletin politikaları dışında birşey söylenmesi mümkün olmadı.
1952'den 2011 yılına gelene kadar hep devletin dümen suyunda gidilip, devletin rahatsız olacağı söylem ve taleplerde bulunmaktan kaçınmıştır Kafkas Kültür Dernekleri.
Dernekler sosyal ve kültürel çevreler olarak kalmış, Çerkesler'in gelecek politikalarının üretildiği yerler olamamıştır maalesef.
Halk dansları, müzik, halüj, kaşen, şeşenle Türkiyedeki herhangi bir il derneğinden farklı olmayan anlayışlar hakim olmuştur derneklerimize.
Kimlik bilincini geliştirecek, talep edecek anlayışlar vebalı muamelesi görmüş, dışlanmış ve halâ da dışlanmaya devam edilmektedir.
...
Soğuk savaş yıllarında Bağımsız Kafkasya için savaşma fikri, komünizme karşı bir başka cepheden mücadele olduğu için hoşgörüyle karşılanıyordu.
"Bizim zaten Türkiyeden bir talebimiz yok, biz sadece anavatanımıza dönmek istiyoruz" diyen anlayış da Çerkesleri eylemsiz kılıp, asimilasyonuna çanak tuttuğundan bir tehdit olarak görülmüyordu.
Türkiye'de devrim olduğu zaman zaten Çerkeslerin sorunlarının da çözüleceğini söyleyen anlayışların da içi doldurulamamış ve talep eden yapılar ortaya çıkarılamamıştı.
Kafkas Türkleri, Çerkes Türklerinden Çerkes kavramına; göçten, sürgünden soykırım kavramına ulaşabilmemiz için 147 yıl geçmesi gerekmiştir. Ancak istemenin, talep etmenin haynepe (ayıp) olmadığını hâlâ da öğrenebilmiş değiliz.
***
Yaptıkları çalışmaları son derece değerli bulduğum Demokratik Çerkes Platformu ve DİÇEG de talep edemeyenler sınıfında yerlerini aldılar. Demokratik Çerkes Platformu 21 Mayıs programlarıyla Çerkes soykırımını görünür kılarak son derece tarihi önemde bir fonksiyon yerine getirmiştir. Ancak, Çerkesleri asimile eden sisteme karşı bir eleştri ve talep dile getirememiştir.
İçinde son derece birikimli insanların olduğuna inandığım DİÇEG de Türkiyenin demokratikleşmesine katkı sunmak iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla direkt Çerkeslerin taleplerini dile getirememiştir. Sözcülerinden Hulusi Üstün'ün belirttiği gibi, doğrudan Çerkesler için hak talep eden bir Çerkes hareketi olarak Çerkes Hakları İnisiyatifi (ÇHİ) ilk olmuştur.
Çerkes Hakları İnisiyatifi, sistemi eleştiren ve Çerkesler için hak talep eden çıkışıyla hem Çerkesler'in, hem de Türkiye Cumhuriyeti devletinin ezberlerini bozmuştur. Çerkes Hakları İnisiyatifi'nin mitinglerini engellemek ve küçültmek için Çerkes kurumlarının gösterdiği çabalar Türkiye ve Rusya tarafından takdirle karşılanmıştır mutlaka. Engellenemeyen Ankara ve İstanbul mitingleri, Eskişehir'de başarıyla engellenmiştir. Tarih de bunu biryerlere kaydetmiştir mutlaka.
Dünyanın ve Türkiye'nin yeni bir döneme girdiğini doğru okuyan ÇHİ, Çerkesler için hak talep ederek Türkiye'nin demokratikleşmesine önemli bir katkı sunmuştur.
Türkiye'nin yeni anayasa sürecine girmesi üzerine ÇHİ dersini iyi çalışmış ve uzun tartışma ve araştırmalar sonucu özlü bir dosya oluşturmuştur. Çok daha önceden sağlanmış bağlantılarla 14 aralık 2011 Çarşamba günü de TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek, Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Burhan Kuzu, CHP Grup Başkan Vekili Sayın Emine Ülker Tarhan, MHP Grup Başkanvekili
sayın Mehmet Şandır, BDP Anayasa Komisyonu Üyesi Sayın Hasip Kaplan'a Çerkesler'in sorunları ve talepleri anlatılarak, dosyamız takdim edilmiştir.


***

Aynı günün akşamı yeni seçilen KAFFED yönetimi ve Ankara Çerkes Derneği ziyaret edilmiş, tebrik edilmiş, birlik beraberlik için iyi niyet beyanında bulunulmuştur.
15 Aralık 2011 Perşembe günü yani ertesi gün KAFFED'in sitesinden Anayasa çalışmalarına katkı isteyen bir davet yayınlandı. İnanın buna biz de çok memnun olduk. Çünkü Demokratik Açılım sürecinde hiç birşey yapmayan, tam tersine yapılanları engellemeye çalışan eski KAFFED yönetimine göre son derece  olumlu bir gelişmeydi bu bizim için. Toplumdaki çok sesliliğin sağlık işareti olduğuna inanıyoruz. Anayasa çalışmalarına her kişi ve kurum katkı sunabilir. Bunun önünde hiçbir engel yoktur.
Ancak uyutulmaya ve unutturmaya endeksli kurumlarımız mitingler sürecinde olduğu gibi yine hemen harekete geçtiler: "Siz kim oluyorsunuz?", "Gümrükten mal mı kaçırıyorsunuz?", "Biz dururken bu iş size düşmez?" türü nağmeler...
Hepsine cevabımız şudur: Siz durmaya devam edin, biz yürümeye ve Çerkesler'in taleplerini haykırmaya devam edeceğiz.
***
Örgüt fetişizminden çıkıp şöyle soğukkanlılıkla bir şekilde düşünelim artık...
KAFFED bir kültür dernekleri federasyonudur.
Kültür dernekleri federasyonunun siyasi talepler dile getirmesi ise mümkün değildir. Eğer KAFFED siyasi tepki verebilecek bir kurum olsaydı, ÇHİ'nin yaptığı mitinglerden daha büyüklerini yapar, daha keskin talepler ortaya koyardı.
Ancak gelinen şu aşamada KAFFED'in, ÇHİ'nin ortaya koyduğu talepleri tekrarlamaya başladığını görüyoruz, ki bu halkımız adına önemli bir kazançtır.
Ömründe dernekten daha ileri bir örgütlenmeyi düşünememiş olanların, Çerkesler için siyasi bir örgütlülük ve politika üretilmiş olmasını anlamaları ve hazmetmeleri kolay olmayacaktır elbette.
Ama başka çareleri de yok, bunu ya öğrenecekler, ya da öğreneceklerdir.
***
Türkiye'de hakları için mücadele eden Kürtler'e ve Aleviler'e dönüp bir bakın... Aleviler'in biçok derneği, federasyonu, vakfı, televizyonları, gazeteleri, dergileri ve politikalarının oluşturulduğu platformları mevcut.
Kürtlerin ise BDP, DTK, KCK, PKK  ve daha birçok siyasi partileri mevcut. Politika üreten kurumlar siyaseti belirler; dernekler, vakıflar, televizyonlar, radyolar, gazeteler, dergiler, internet siteleri ve kadrolar belirlenen bu siyaseti hayata geçirirler.
Biz Çerkesler de böyle sağlıklı bir gelişmeye doğru evriliyoruz.
Unutmak ve unutturmak isteyenlere inat, ısrarla hatırlayarak ve hatırlatarak soylu ulusal kimliğimize doğru bir yolculuk başlattık.
Bu yolculuğa omuz verenlere ne mutlu!
Şüphe edilmesin, onlar Çerkes tarihinin altın sayfalarında şimdiden yerlerini almışlardır.
...
Bu arada bir de haber iletelim...
25 Aralık 2011 Pazar günü İstanbul'da ÇHİ dostlarıyla genişletilmiş bir iştişare kurulu toplantısı gerçekleştireceğiz. 2011 yılının değerlendirilmesi, 2012 nin projelerini ve eylem takvimini tartışacağız. En önemlisi ÇHİ'nin gönül dostlarının önerilerini alacağız.
Yolumuz aydınlık olsun !



Paylaş | | Yorum Yaz
2216 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Çerkesler’in Atatürk’le Münasebeti Üzerine - 17/11/2018
Çerkes kalma mücadelesi veren Çerkesler “dayatılmış ataları” ata olarak kabul etmezler. Övüneceklerse, pek ala övünebilecekleri kendi ataları var.
Çerkeslerin Eylemle ve Sokakla İmtihanı - 29/10/2018
Ulusal reflekslerini ortaya koyarak ve sokağa çıkarak, Türkiye'de ve dünyada bir kamuoyu oluşturma başarısı gösterebilirse Çerkesler, var olma sınavından başarıyla çıkacaklardır.
Ulusal Onuru Olanlar, Ulusal Refleks Gösterirler - 15/10/2018
Her şey "Çerkes Halkını tepki verebilen dinamik bir toplum haline getirdiğimizde" yeniden başlayacaktır.
Hacı Bayram, Nazmi, Adnan, Tarık ve Muammer - 08/10/2018
Anavatanımıza yerleşmiş olan herkes çok değerlidir. Zaman, birbirimizle uğraşma zamanı değil, kenetlenme ve birbirimize sahip çıkma zamanıdır.
Bu Coğrafyada "Birlikte Yaşam" Mümkün mü? - 29/09/2018
İçtenliğimiz ve sözlü olarak verdiğimiz mesajlar seyircileri daha program başlamadan kucaklamıştı ve en gariban grup olan Çerkes müzikleri en fazla alkışı almıştı. Sahneden indikten sonra onlarca kişinin tebrik etmesi beni gerçekten umutlandırdı.
Yükselen Tarih ve Kimlik Bilinci Korkutuyor - 24/09/2018
Çünkü Çerkeslerde kimlik ve tarih bilincinin gelişmesi durumunda Kafkasya coğrafyasında tutunmasının mümkün olmadığını çok iyi biliyor Rusya'nın devlet aklı.
Kayseri Çerkesleri 2. Şeref Madalyasına Hazırlanıyor - 09/09/2018
Çerkeslerin istediği "Pozitif Ayrımcılık"tır. Devletin, hukuki ve maddi olarak hem anadil eğitimine, hem de Çerkesce yayın yapan televizyon talebimize cevap vermesidir.
Çerkesler İttihatçı mıdır? - 03/09/2018
Sarayla ve İstanbul’la evlilik yoluyla ilişki kurmuş olan Çerkes ailelerin çocukları askeri okullarda okuyor ve zamanın ruhu gereği ittihatçı oluyorlardı.
Toplumsal Korku Üzerine - 25/08/2018
Ya korku duvarlarını yıkıp özgür ve demokratik bir ülke yaratacağız, yada böylesine rezilce, korka korka yaşamaya devam edeceğiz.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi