• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam112
Toplam Ziyaret681625
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.84666.8741
Euro7.72557.7564
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Çerkeslerin İç Mücadelesi ve Adige Dil Derneği Kurultayı
20/12/2012

Siyasallaşma ve siyasi mücadele belirli hesaplaşmalar sağlanmadan gerçekleşemez.
Çerkeslerin de siyasallaşması bu genel kuralın dışında değildir.
Geçen yazımızda Çerkeslerin hesaplaşmasının üç cephede gerçekleşeceğini yazmıştık:
1- Çerkeslerin iç mücadelesi
2- Çerkeslerin asimilasyoncularla mücadelesi
3- Çerkeslerin soykırımcılarla mücadelesi.
Bu yazımızda Çerkeslerin iç mücadelesindeki gelişmelere bir projeksyion tutup, 15-16 Aralık tarihlerinde Adige Dil Derneği’nin gerçekleştirdiği Adige Dil Kurultayı’na bir bağlantı yapacağız. Çerkeslerin soykırımcılarla ve asimilasyoncularla mücadelesinin yol haritasını gelecek yazılarımızda vereceğiz.

***

1800'lü yılların iki emperyalist devletinin arasında sıkışan Çerkeslerin yapabilecek fazla şeyleri de yoktu. Rusya 1800'lü yılların hızla gelişen emperyalist gücüydü. Genişlemek, yeni topraklar ve ticaret yolları elde etmek istiyordu. Rusya’nın dünyayla bağlantısı deniz üzerinden olabilirdi. Oysa Karadeniz kıyıları Çerkeslerin ve Tatarların ülkesiydi. Karadeniz’in kenarının güvenli hale getirilebilmesi için Çerkeslerin ve Tatarların buralardan temizlenmesi gerekiyordu.

Çerkeslerin soykırıma ve sürgüne uğramalarının özet hikayesi budur.
Eşitsiz gelişim yasası gereği kapitalist üretim ilişkilerine ulaşmış Rusya ile köleci ve feodal üretim ilişkileri içinde olan Çerkeslerin baş etmesi mümkün olamazdı.
Dini sebeplerle de Çerkesler çağın hasta adamı, çökmekte olan Osmanlı'ya yönlendirildi. Her ne kadar “Osmanlı bize kucağını açtı, onlara minnettarız” diyorsak da, Osmanlı Çerkesleri Balkanlar, Anadolu’nun dört bir yanı,  Suriye, Filistin ve Irak'a kadar geniş bir yelpazeye yayarak tavrını baştan belli etmişti. Çok küçük birimler olarak ve birbirine uzak mesafelere yerleştirerek başından itibaren Çerkesleri etkisizleştirmeyi ve eritmeyi hedefledi Osmanlı da.
Bugün Rusya’nın ve Türkiye’nin çıkarları, Çerkesler’in yok olması konusunda nasıl kesişiyorsa; Çarlık Rusyası’nın ve Osmanlı İmparatorluğu’nun çıkarları da Çerkeslerin yok olması noktasında kesişiyordu.

Diasporik bir halk haline gelen Çerkeslerin kendi benliklerini bulmaları ve örgütlenmeleri için 54 yıl geçmesi gerekecekti. !864'ten 1908 meşrutiyetinin ilanı ve Çerkes Teavün Cemiyeti’nin kurulmasıyla birlikte Çerkeslerin uyanışı da başlamıştır.
Alfabeler hazırlanmış, gazeteler çıkarılmış, okullar açılmıştır. Bu süreç ancak 15 yıl sürebilmiştir.
Yıkılan Osmanlı imparatorluğu’nun yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti tam bir halklar hapishanesi olmuş ve farklı olan her kesime cehennem azabı yaşatmıştır.  Bu süreçte, Çerkesler, Kürtler ve diğer azınlıklar, gayr-i müslimler, dindarlar, solcular, Aleviler alabildiğine baskı görmüştür.
İnkar, imha ve asimilasyon politikaları tüm şiddetiyle uygulanmıştır.
Bu süreçten Çerkesler de payına düşeni fazlasıyla almıştır. Çerkes köyleri sürülmüş, 150'liklerin çoğu Çerkeslerden oluşmuş, Şark-ı-Karib Çerkesleri Temini Hukuk Cemiyeti’nin şubeleri olan Çerkes Kulüpleri yöneticileri idam edilmiştir. Her türlü baskı, tehdit ve yasaklarla toplum sindirilmiş ve kendini inkar eder hale getirilmiştir.
Çok partili döneme geçişle birlikte Türkiye'de Çerkeslerde de bir örgütlenme hareketi başlamıştır. Ancak bu örgütlenmeye izin verilmesi, komünizme karşı Çerkesler tarafından da bir cephe açılması içindi.

***

1952'de kurulan bugünkü Bağlarbaşı Kafkas Kültür Derneği 60. yılını doldurdu. 1974 yılından beri Bağlarbaşı Kafkas Kültür Derneği’nin üyesiyim. Benim üyeliğimden önce de, sonra da ne Bağlarbaşı Derneği’nde, ne de başka bir dernekte, ne Rusya’yı, ne de Türkiye’yi rahatsız edecek bir eylem ya da söylem gerçekleşmemiştir.
Biz sadık olmakla, bağlı olmakla övünecek kadar aptal bir milletiz. Temel insan haklarını talep etmenin yıkıcılık, bölücülük olmayacağını düşünemeyecek kadar korkutulmuş ve sindirilmiş bir halkız.
Uygulanmış olan tüm baskı yöntemlerine ve psikolojik savaş tekniklerine rağmen Çerkes Halkı da küllerlerinden doğmaya ve canlanmaya başlıyor. Çerkes halkının üzerine sinmiş korku paranoyası yırtılarak açılıyor. Bu dönemde ortaya çıkan ÇHİ, soykırımcılara, asimilasyonculara ve onların işbirlikçilerine karşı bir isyan hareketidir.
ÇHİ 150 yıldır yapılamayanları yapmaya, söylenemeyenleri söylemeye ve toplumu sarsmaya devam edecektir. Travmasını atlatamamış, narkozdan kurtulamamış Çerkes halkını, yiğit, mücadeleci yılmaz dönemine taşınacaktır. Çerkes halkı ve tüm dünya, Çerkeslerin çok  daha nitelikli eylemlerine şahit olacaktır. ÇHİ Çerkes halkı için kim yararlı bir adım atarsa yanında olacaktır. Hangi kurum ya da kişiler yanlış işlerin içinde olurlarsa en acımasız eleştirilerini yapacak ve teşhir edecektir.

***
Bu cümleyle bağlantılı olarak 15-16 Aralık tarihlerinde Ankara'da Tes-İş Sendikası toplantı salonunda yapılan ADDER (Adige Dil Derneği)’in Adige Dil Kurultayı’ndan bahsetmek istiyorum. ÇHİ bu kurultayı kalabalık bir heyetle izlemiş ve etkin bir katkı sunmuştur.
ADDER- Adige Dil Derneği’nin oluşum öyküsünü de paylaşalım isterseniz.
Ali İhsan Tarı'yı ve  www.danef.com’u  birçoğunuz gibi biz de internet ortamında tanıdık önce. Tarı, derneklere gidip ne yapmak istediğini anlatmaya çalışıyordu mütevazi bir biçimde. Tanıyana tanımayana bir şeyler söylüyordu. O İTÜ'yü birincilikle bitirmiş üstün zekalı bir inşaat mühendisiydi. Bir bilgisyar programcısıydı. Hızlı düşünen, hızlı konuşan, hızlı hareket eden bir iş adamı ve müteahhitti aynı zamanda. Çerkes dilinin ve halkının aşığı ve yılmaz bir hizmetkarıydı. Onun başardığı iş dahilikle delilik arasında olanların cesaret edebileceği bir şeydi. Yarattığı Adigece sesli sözlük dünyada eşi benzeri olmayan bir eserdir. Belki başka dillerde buna benzer sözlükler vardır. Ancak 108.000 kelimeyi Adigece, Türkçe, İngilizce ve Arapça olarak tek başına araştırıp seslendirebilmiş bir başka insan yeryüzünde yok şu anda. Bence Ali İhsan Tarı, Tanrının Çerkeslere bir lütfudur. Eğer günümüzde Çerkes davasına hizmet etmiş birinin heykeli dikilecekse bu Ali İhsan Tarı olmalıdır.
İşte bu mütevazi ve çalışkan insan, dijital dünyada olmayan bir dilin var olma şansının olmayacağı kanaatine ulaşmış yaptığı çalışmalar sonucunda. Dijital dünyada var olabilmenin ise latin esaslı alfabe ile olabileceğini hesaplamış. İşte zurnanın zırt dediği yer de burasıdır. Latin esaslı bir alfabenin Rusya tarafından onaylanması mümkün değildir. Kapısını aşındırdığı Çerkes kurumlarının, üniversitelerinin onu küçümseyen, görmezden gelen, zaman zaman tehdit eden tavırlarına aldırmadan 10 yıl boyunca çalışmalarını sürdürdü. 14 Mart 2012 tarihinde Adige Dili Günü’nde, Adige Dil Derneği’ni Adige dilinin sevdalıları ile birlikte kurdu. 2012 Haziran ayında normal genel kurullarını yaptılar ve Adige Dil Kurultayı yapma kararı aldılar. Çatı örgütü, en büyük örgüt olma iddiasında olan Kaffed'e gittiler. Ancak ipe un serip, projesi ve enerjisi olan kişi ve kurumları dışlama konusunda pek mahir olan Kaffed'imiz yine yaptı Kaffed'liğini. Önce birlikte yapmayı; sonra önce Kaffed'in ardından ADDER’in yapmasını önerip oyaladı, ancak mani olamadı; sadece geçtiğimiz hafta sonuna kadar geciktirebildi bu Kurultayı Kaffed.
Kaderin garip bir cilvesi, kurultayın yapıldığı Tes-iş ile Kaffed ve Ankara Çerkes Derneği’nin binaları karşılıklı birbirine bakıyordu. Aralarında yirmi metre mesafe bile yoktu. Çerkeslerin yok olmakta olan dillerinden daha önemli ne sorunları var biz bilemiyoruz. Ama Kaffed ilkeleri gereği böyle bir toplantıya katılamazmış. Çerkes dilinin emekçileri ve sevdalıları Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından toplanıp dil kurultayı yapıyorlar ve en büyük olduğunu iddia eden Çerkes kurumunu bu mesele ilgilendirmiyor(!). Hiç kimse kusura bakmasın, bu Çerkes kurumu, Çerkes halkının nezdinde meşruiyetini yitirmiştir. Kaffed genel kurulunda 350 oy kullanılmış, Adige Dil Derneği’nin kurultayında ise 402 oy kullanılmıştır.
Adige Dil Derneği’nin Ankara’ya taşımayı başardığı nitelikli topluluk Kaffed'den çok daha fazla Çerkes halkını temsil etmektedir.
Ve bir kez daha Çerkes kurumları olduğunu iddia eden paralize kurumlar, Çerkeslerin taleplerini görmezden gelerek tarihe bir ibret vesilesi olarak geçmişlerdir.



2613 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

TİMRAŞ POMAK DEVLETİ VE KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE - 20/06/2020
Rusya ve Rusya borazanlarına inat 11 Mayıs 1918 özgürlük meşalesi olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
İKİNCİ SÜRGÜN :BALKAN ÇERKES ETNİK TEMİZLİĞİ - 07/06/2020
13 Temmuz tarihinin, Çerkeslerin ikinci sürgünün yıldönümü olarak tarih hafızamızda yerini alması gerekmektedir.
SİLİNEN TARİH HAFIZAMIZ: 11 MAYIS 1918 - 11/05/2020
Rusya’nın devlet aklı unutmuyor. Ama Çerkes Halkı olarak biz de 11 Mayıs’ta gerçekleştirdiğimiz bağımsızlık idealini hayata geçirecek irade ve güce sahibiz. Biz de unutmuyoruz.
İSMET İNÖNÜ ANKARA’YA “SERSERİLER “ DEMİŞTİ. - 22/04/2020
İsmet İnönü 9 Nisan 1920 tarihinde Ankara’ya geçmek zorunda kaldı. Batı cephesi komutanı oldu. On ay içerisinde Çerkes Ethem’i tasfiye etti.
ALDIRMA GÖNÜL, ALDIRMA - 06/04/2020
Bu linç iklimini alt edebilmemizin yolu, hoş görülü olabilmekten, farklı olanı anlamaya çalışmaktan geçiyor.
ÇERKES-FED ÖNDERLİK EDİYOR - 30/03/2020
Tüm bu tepkileri gösteren Çerkes-Fed yönetimi 19 Mart 2020 tarihinde genişletilmiş olağanüstü toplantı yaparak Rusya’da yapılacak anayasa değişikliğine yönelik bir eylem planı hazırladı.
RUSYA ÜNİTERLEŞİRSE, BİZ MUTLU OLUR MUYUZ? - 15/03/2020
Türkiye Çerkesleri, kökleri Rusya’da bulunan diğer Türki halklarla birlikte büyük bir tepki ve protesto kampanyası başlatmalıdır.
MİRALAY BEKİR SAMİ GÜNSAV ve BİR HAYAL KIRIKLIĞI - 09/03/2020
Miralay Bekir Sami'nin Müdafayi Milliye Vekili Köprülü Kazım Paşa’ya 11 Ağustosta yazdığı, kurtuluş savaşına katılmasını sağlayıp, şehit olan Çerkeslerin yakınlarının bu sürgünden muaf tutulmasını rica eden mektubu dışında bir karşı çıkış olmamıştır.
STRATEJİK ATAK: TBMM'YE ÇERKES SOYKIRIMININ TAŞINMASI - 02/03/2020
Bu metni TBMM'ye verilmiş herhangi bir dilekçe olmaktan çıkarıp, Çerkes soykırımın tanındığı bir yasa haline getirmek için hepimize çok görev ve sorumluluk düşmektedir.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi