• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam94
Toplam Ziyaret560004
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.35965.3811
Euro6.07216.0965
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Türk Irkçısı Çerkesler Üzerine-2 ve ÇDP Kongresi
08/08/2016

Geçen hafta başlattığım “Türk ırkçısı Çerkesler üzerine” başlıklı tartışmayı sürdürmek istiyorum. Ancak 31 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen ÇDP 1. Olağan Kongresi notlarımdan kısa bir bölümü paylaşarak konumuza devam edeceğim.

Çerkeslerin tarihteki ilk ve tek partisi olan ÇDP 1. Olağan Kongresi’ni Ankara Marinem Otel’de gerçekleştirdi. 15 Ağustos 2014 tarihinde Çerkes Davasının siyasi muhatabı ve Türkiye siyasetinin çoğulcu yüzü olarak kurulmuş olan ÇDP iki yaşını doldurdu. Bir seçim kampanyası  yürütüp, bu süre zarfında ayakta kalmayı başarabilen ÇDP, tüzüğü gereği, iki yılda bir yapılması gereken olağan genel kurulunu gerçekleştirdi.

Partimizin 13 aydır Genel Başkanlığını  toplumumuzun en kıdemli emekçilerinden değerli Thamademiz Mustafa Saadet yürütüyordu. Kurucu Genel Başkan Kenan Kaplan ve partinin milletvekili adayı olan kurucu üyeleri, bağımsız aday olabilmek için partiden istifa etmişlerdi. Öncelikle partimizi Genel Kurula taşımış olan artık eski genel başkanımız olan Sayın Mustafa Saadet’e toplumumuzun şükran borcu vardır. Bu kongrenin gizli kahramanları İstanbul  İl Başkanımız Cankat Yıldız, kurucu üyelerimizden Mehmet Yıldız ve Bahçelievler İlçe Başkanımız Hatko Osman Yavuz’la birlikte emeği geçen tüm gönül dostlarımıza teşekkür ediyoruz.

Kongremiz Ankara’nın nezih otellerinden Kızılay’daki Marinem Otelin toplantı salonunda gerçekleşti. İkiyüz civarında delege, üye ve konuğun katılımıyla gerçekleşen kongremiz bizlere büyük umutlar verdi. Kongre umutlu, kıpır kıpır, canlı ve alkış tufanı içerisinde geçti. Uyuyan devin uyanışının ayak seslerini hissettik kongremizde. Üyeler ve delegeler söz alabilmek için adeta birbirleriyle yarışarak 30 kişilik parti meclisini seçtiler. Parti Meclisi en kısa zamanda kendi içinde toplanarak partinin MKYK’sını ve yönetim biçimini belirleyecek.

Bugüne kadar Çerkes davası içerisinde yer alan hiçbir aktörün kurmaya cesaret edemediği siyasi partimiz halkımızı aydınlatarak yoluna devam ederken anavatanımız için de umut ışığı oluyor. Anavatanımızdaki yursever kanaat önderlerinin partimize gönderdiği sıcak mesajlar ve bağladıkları umut sorumluluğumuzu kat kat arttırmaktadır.

ÇDP 1.Kongresi halkımıza ve Türkiye demokrasisine hayırlı olsun.

***

Geçen haftaki yazımızda en büyük Çerkes diasporası olan ve dünyada en fazla Çerkes’in yaşadığı Türkiye’de, Çerkeslerin Türk Irkçılığı tarafından sinsice ele geçirilme operasyonunu masaya yatırmıştık.

Yazının çok tartışma yaratacağını biliyordum. Sadece Çerkesler üzerine değil, dünyadaki birçok azınlık ve azınlık mücadeleleri üzerine yaptığım araştırmalarda aynı tip yöntemlerin uygulandığını tespit ettim. Bu örnekleri de sizlerle paylaşacağım.

Kurbağanın soğuk su dolu tencereye atılarak yavaş yavaş ısıtıldığında haşlandığını anlamaması gibi, diğer azınlıklarla birlikte Çerkesler de Türkleştirilmeye alıştırılıyor. Türkiye’deki  Çerkesler Türkleştirildikten sonra dünyada Çerkes Meselesi ve davası diye bir şey de kalmayacak.

Facebook sayfalarında isminin başına Adığe, Çerkes sıfatları eklemiş Türk ırkçısı Çerkesler “Yemek yediğimiz kabı pisleyemeyiz, Türk olsak ne olur” diyerek saldırıya geçiyorlar.

Yahu, Yunanistan’da yaşayan Türkler “Ne mutlu Yunanım diyene” diyorlar mı? Almanyada yaşayan Türkler ”Ne mutlu Almanım” diyorlar mı?

Biz neden “Ne mutlu Türküm diyene” diyelim!

Biz de Türkler gibi, İngilizler gibi, Almanlar gibi, İtalyanlar gibi, İspanyollar gibi, Ruslar gibi, Araplar gibi ayrı bir milletiz.

Bizler Çerkesiz!

Bu ülkede yaşayan tüm halklarla birlikte, eşit ve onurlu yurttaşlar olarak barış içinde bir arada yaşamak istiyoruz.

Verdiğimiz vergilerden, ödediğimiz bedellerden, yaptığımız askerliklerden Türklere ve Türkçeye ne pay ayrılıyorsa, bizim dilimize ve kültürümüze de “pozitif ayrımcılık” yapılarak kaynak aktarılmasını istiyoruz.

Türkçe öğretmenliği nasıl bir meslekse, Çerkesce öğretmenliği de bir meslek olmalıdır diyoruz. 26 dilde yayın yapan TRT’nin bir kanalının 7 gün 24 saat Çerkesce yayın yapmasını istiyoruz.

7 yıldan bu yana TRT’nin bir kanalı 7 gün 24 saat hiç durmadan Kürtçe yayın yapıyor diye bu ülke bölündü mü?

Tam tersine Çözüm Süreci olarak bitirildiği için; Türk, Kürt, Çerkes, Arap, Pomak, Boşnak çocuklarını birbirine öldürtüyorlar.

Bugün Türkiye’de akan kanın yegane sorumlusu ”herkesi zorla Türk yapmaya çalışan” Türk ırkçısı zihniyettir.

İsminin başına Çerkes, Adığe gibi sıfatlar ekleyip Türk milliyetçiliği yapan kardeşlerimiz, bu yaptığınızın adına gönüllü kölelik diyorlar. Biliyoruz “gönüllü köleler, özgürlük isteyenlerden nefret ederler.” Onun için biz özgürlük isteyenlerden nefret ediyor ve çok korkuyorsunuz.

Cesaret korkunun yenilmesi halidir!

Gelin korkularınızı yenin. Yapacaksanız, Türk miiliyetçiliği değil, Çerkes Milliyetçiliği yapın. Çünkü zulme karşı direnen ezilen ulus milliyetçiliği bütün dünyada itibar gören onurlu bir çizgidir. Bu çizgiye gelebilmek için, Türkiye’de Kürt düşmanlığı, Ürdün ve İsrail’de Filistinli düşmanlığı, Rusya’da Tatar düşmanlığı yapmayacaksınız efendilerinizin gözüne girmek için.

Yine geçen haftaki yazıma gelen eleştirilere baktığımda sol ve dönüşçü kesimlerin de çuvalladığını görüyorum. Halkımız için can alıcı bir konuda yapılan bir analize kulp takma gayretindeki eleştirilerde “homofobiklikle” suçlanmam meseleyi sulandırmaktan öte bir anlam taşımaz. Yazıdaki travesti benzetmesi bir metafordur, bir teşbihtir. Ama bazı arkadaşlarımız bunu anlamaktan acizler. Geçmişteki ve bugünkü çizgimi izleyenler, çoğulculuğu savunanların toplumdaki tüm renklerle birlikte Trans bireylerin haklarını da savunduğumu bilmeliydiler.

Sol kesimlerin formatlanmış cehaleti ve entelektüel sığlığı gerçekten beni endişelendiriyor. Bütün dünyada fikri anlamda en üretken olan sol kesimlerin Türkiye’deki ve özellikle Çerkes sol kesimindeki fikri  tembelliği içler acısı. Ortaya ciddi anlamda eleştiri, öneri ve katkı koymak yerine, karalamak, kulp takmak ve hata aramak üzerine formatlanmış dostlarımızın ortaya ciddi fikri üretimler koymaları bizi sadece mutlu eder.

2011 yılında toplumsal-politik bir hareket olarak ÇHİ’yi oluşturup yola çıkarken hiçbir vesayet odağından izin almadık. Sadece halkımıza inandık ve güvendik. Bugün de aynı noktadayız.

150 yıldan buyana soykırım travmasını üzerinden atamamış, sürüldüğü topraklardaki hakim unsurun baskılarıyla kimliğinden vazgeçmiş bir halkı, yeniden kendi hakları için mücadele etmeye ikna edebilmek hiç de kolay bir şey değildi.

Bütün umutlarını yitirmiş bir halkı, adeta küçük bir çocuğu yürümeye ikna eder gibi, sabırla ve inatla halkımıza güvenerek bir yoculuğa çıkardık. Bu yolculukta değil eleştirilmek, taşlansak bile vazgeçmeme kararlılığındaydık. Çerkes Halkının bu tarihi yolculuğunda, en fazla engel çıkaranlar, Çerkeslikten dolayı kendine bir rütbe edinmiş olanlar oldu.

2011 yılında ÇHİ Ankara mitingi ile ilgili olarak bütün kurum ve grup temsilcileri ile görüşmeler yürüttük. Bu görüşmeler esnasında Kafkasya Forumu sözcülerinden bir arkadaş ”bu mitingden vazgeçin, Ankaraya elli kişi bile götüremezsiniz, rezil olursunuz” demişti. Bizim cevabımız ise ”elli kişi değil, beş kişi olsak da gideceğiz” olmuştu. Halkımız, rezil etmek şöyle dursun, öncülük eden evlatlarını onurlandırarak, meydana üç bin yürekli Çerkes akmıştı.

Yine Çoğulcu Demokrasi Hareketi oluşturulup, halkımız partileşmenin gerekliliğine ikna edilmeye çalışılırken, tüm kurum, gurup ve kişilerle görüşülüyordu. Eli kalem tutan ve yazar geçinen bir arkadaşımızla görüşüp süreci destekler bir yazı yazmasını rica etmiştik, hiç tereddüt etmeden “tabi tabi” demişti. Ama yazmadı. Aradan geçen zaman sonrasında öğrendik ki ” müktesabatımızı yetersiz buluyormuş.” Böylece o da toplumsal önderlik yapacak yürekliliğinin olmadığını ispatladı pek çoğu gibi.

Çerkes Halkı yolunu aydınlatabilmek için, önünde engel teşkil eden bu tür “kifayetsiz muhteris”lerden kurtulmalıdır.

Bağımsız Çerkes Siyasetinin oluşturulabilmesi için büyük emekler harcandı ve harcanmaya devam ediyor. Verilen emeklerin büyüklüğünü anlamaya internet tetikçilerinin kapasitesi yetmez. Merkezine Çerkes davasını koyarak, 360 derecelik bir bakış açısıyla, Türkiye’deki ve dünyadaki bütün aktörlerle temas kurulmaya çalışılarak Çerkes meselesi anlatılmaya çalışılmıştır. Türkiye, Rusya, ABD, Gürcistan, Suriye, Ürdün ve Avrupa Birliği nezdinde görüşmelerimizi yürütürken kimin ne diyeceği umrumuzda bile değildi. Çünkü bizim imanımızdan şüphemiz yoktu ve halkımıza güvenimiz tamdı.

En zor ilişki ise Türkiye’nin siyasi aktörleri ile yürütülendi.

MHP gibi Türk ırkçısı bir parti ile bile ısrarla temasa geçildi. MHP’nin ters tepki vereceğini elbette biliyorduk. Bununla hem MHP içerisindeki kardeşlerimizin eleştirilerinin önünü kesmek, hem de en fazla saldırı gelecek kesime “biz buradayız” diyerek bir nevi meydan okumaydı yaptığımız.

CHP sosyal demokrat olma iddiasında olan bir partidir. Sosyal Demokrat partiler, tüm ezilen kesimlerin kendilerine nefes alma imkanı bulabildiği platformlardır. Ancak CHP’yi ele geçirmiş olan ulusalcı ve ırkçı damar engel olarak karşımıza çıktı. CHP grup başkanvekili Muharrem İnce Çerkes Çalıştayı sonuç bildirgesini kendisine götürdüğümüzde “bırakın bu işleri, matematik, ingilizce öğrenin” diyerek bizi terslemişti. Eski arkadaşım ve soydaşımız olan Engin Özkoç bütün temas kurma çabalarımıza rağmen köşe bucak bizden kaçmıştı.

Bizim en fazla görüştüğümüz siyasi yapılardan biri de AKP’dir. Türkiye’de Çözüm Süreci gibi çok önemli bir tarihi süreci başlatan ve hükümet olan bir yapı ile reel siyaset yapma iddiası olan bir yapının görüşmesi kadar doğal bir şey olamaz. Yaptığımız görüşmeler Çerkeslerin taleplerinin hükümete ve tabii ki devlete iletilmesi ve kamuoyu ile paylaşılmasıdır. Bütün şeffaflığımıza rağmen, sol çevreler bizi “AKP projesi” olarak suçlamaya utanmamışlardır. Maalesef AKP ile yürütülen görüşmeler de oyalayıcı bir tavır içerisinde geçmiş ve tatmin edici bir sonuca ulaşılamamıştır.

Kürt siyasi partileri olan BDP ve HDP ile de, Türk ırkçısı Çerkeslerin bütün saldırıları göze alınarak düzenli görüşmeler yapılmıştır. Siyasi partiler içerisinde Çerkes Meselesi’ne karşı en içten davranan bu cenah olmuştur. Çerkes soykırımı ilk defa TBMM kürsüsünde BDP ve HDP tarafından dile getirilmiştir. HDP’nin bu çıkışlarından sonra, diğer partiler, hükümet yetkilileri ve belediye başkanları da Çerkes soykırımını ve Çerkes sözünü kerhen de olsa kullanmaya başladılar.

Bu başarı bağımsız Çerkes siyasetinin inatla yürüttüğü mücadele sayesinde gelmiştir.

Artık çok şükür Çerkes davasının siyasi muhatabı ÇDP var. Kiminle ne zaman, nasıl görüşme yapılacağına partimiz karar verir. Nedenlerini ise kamuoyu ile paylaşır.

Her türlü eleştiri, öneri ve katkının başımızın üzerinde yeri var. Küfür, karalama ve tehditlerin ise sinek vızıltısı kadar bir önemi yoktur.

Sevgili okuyucular, yazımız başlığından farklı bir yere kaydı gitti ve çok uzadı. Irkçılığın dünyadaki ve Türkiye’deki uygulamalarını anlatarak bu tartışmayı gelecek yazımızda sürdürmeye devam edeceğiz.



Paylaş | | Yorum Yaz
2792 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Çerkesler’in Atatürk’le Münasebeti Üzerine - 17/11/2018
Çerkes kalma mücadelesi veren Çerkesler “dayatılmış ataları” ata olarak kabul etmezler. Övüneceklerse, pek ala övünebilecekleri kendi ataları var.
Çerkeslerin Eylemle ve Sokakla İmtihanı - 29/10/2018
Ulusal reflekslerini ortaya koyarak ve sokağa çıkarak, Türkiye'de ve dünyada bir kamuoyu oluşturma başarısı gösterebilirse Çerkesler, var olma sınavından başarıyla çıkacaklardır.
Ulusal Onuru Olanlar, Ulusal Refleks Gösterirler - 15/10/2018
Her şey "Çerkes Halkını tepki verebilen dinamik bir toplum haline getirdiğimizde" yeniden başlayacaktır.
Hacı Bayram, Nazmi, Adnan, Tarık ve Muammer - 08/10/2018
Anavatanımıza yerleşmiş olan herkes çok değerlidir. Zaman, birbirimizle uğraşma zamanı değil, kenetlenme ve birbirimize sahip çıkma zamanıdır.
Bu Coğrafyada "Birlikte Yaşam" Mümkün mü? - 29/09/2018
İçtenliğimiz ve sözlü olarak verdiğimiz mesajlar seyircileri daha program başlamadan kucaklamıştı ve en gariban grup olan Çerkes müzikleri en fazla alkışı almıştı. Sahneden indikten sonra onlarca kişinin tebrik etmesi beni gerçekten umutlandırdı.
Yükselen Tarih ve Kimlik Bilinci Korkutuyor - 24/09/2018
Çünkü Çerkeslerde kimlik ve tarih bilincinin gelişmesi durumunda Kafkasya coğrafyasında tutunmasının mümkün olmadığını çok iyi biliyor Rusya'nın devlet aklı.
Kayseri Çerkesleri 2. Şeref Madalyasına Hazırlanıyor - 09/09/2018
Çerkeslerin istediği "Pozitif Ayrımcılık"tır. Devletin, hukuki ve maddi olarak hem anadil eğitimine, hem de Çerkesce yayın yapan televizyon talebimize cevap vermesidir.
Çerkesler İttihatçı mıdır? - 03/09/2018
Sarayla ve İstanbul’la evlilik yoluyla ilişki kurmuş olan Çerkes ailelerin çocukları askeri okullarda okuyor ve zamanın ruhu gereği ittihatçı oluyorlardı.
Toplumsal Korku Üzerine - 25/08/2018
Ya korku duvarlarını yıkıp özgür ve demokratik bir ülke yaratacağız, yada böylesine rezilce, korka korka yaşamaya devam edeceğiz.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi