• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam23
Toplam Ziyaret824089
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar16.649816.7165
Euro17.357917.4275
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Çerkeslerin Eylemle ve Sokakla İmtihanı
29/10/2018
1974-1975 öğretim sezonunda İstanbul’a geldiğimde, yüzü kızaran, utangaç bir gençtim. Ama Çerkes kimlik bilincine sahiptim. Aslında "Çerkes Milliyetçisi" idim diyebilirim.  Ama o zamanki Türkiye siyasi yapılanmasında, Türkiye’de Türk'ten başkasının yaşamadığını söyleyen sağ kesimlere ve en çok da kendisine ülkücü diyen ırkçı faşistlere karşıydım. İstanbul’a geldiğimde solcu olduğum söylenemezdi. Ama ben Çerkeslerin varlığını kabul etmeyen kesimlere şiddetle karşıydım. 
Türkiye’nin hızla kutuplaştığı 1970'li yıllarda sağ kesimin silahlı vurucu gücü ülkücülerin karşısında saf tutmak zorunda kalmıştım. Ülkücülerin karşısında mücadele eden sol kesimlerin arasında kendimi buldum. Orada da tercihim "halklara özgürlük" sloganını atan ve duvarlara yazan siyasi çizgide yerimi almak oldu. Çünkü Türkiye halkları içerisinde Çerkesler de vardı ve onların haklarını hep birlikte savunuruz diye düşünmüştüm. 
1970'li yıllar Türkiye'nin en hareketli ve en eylemli yıllarıydı. 1974 Ecevit affıyla cezaevlerinden çıkmış olan siyasi mahkumların başını çektiği yeni siyasi oluşumlar, partiler, dernekler, sendikalar açılıyor, peş peşe dergiler çıkıyordu. Okullarda, boykotlar, mitingler, fabrikalarda grevler, sokakta siyasi cinayetler, her gün olan sıradan şeyler haline gelmişti. 
Bu çalkantılı ve riskli dönemde sağ kalabilmek ve kendimize alan açabilmek için utangaçlığın ve pısırıklığın gereği olmadığını çabuk kavramıştım. Üniversiteye girdikten çok kısa bir süre sonra, yüzü kızaran utangaç genç gitmiş, yerine dünyayla birlikte Çerkesleri de kurtarabileceğine inanan özgüveni tam birisi gelmişti. 
Çocuk denecek genç yaşımızda, birlikte hareket ettiğimizde bir çok şeyin üstesinden gelebileceğimizi keşfetmiştik. Örgütlü hareket eden beş kişinin rahatlıkla beş yüz kişiyi yönetip yönlendirebildiğini görmüştük. Bu birbirinden güç alma ve yönetme duygusu örgütlü yapılar içerisinde hareket eden gençlerin birbirlerine daha fazla bağlanmasına ve kenetlenmesine neden olmaktaydı. 
Bu duygular içerisinde boykot, grev, cenaze, miting, korsan gösteri, gece yazılaması ve siyasi çatışma gibi onlarca eylem biçiminin içerisinden geçmiştik. Her eylemlilik sonunda güvenimiz daha da artmış olarak yolumuza devam etmiştik. 
Türkiye'de gerçek anlamda hak arayan ve hakkı teslim eden sol kesimlerdir. Ulusalcı-Irkçı, sol görünümlülerle, gerçek solcuları karıştırmamak gerekiyor tabii bu arada.  Ben mücadele etmesini ve mücadele yöntemlerini, sorgulamayı, soru sormayı, çok okumayı, yazı yazmayı, girdiğim bu sol eylemciler içerisinde öğrendim. Şimdi öğrendiğim bu mücadele biçimlerini kendi halkım olan Çerkeslere aktarmaya ve Türkiye'de demokrasinin alanını genişletmeye çalışıyorum. Diyebilirim ki, 63 yaşında olmasına rağmen 20 yaşın heyecanını taşıyan, Çerkes halkının en tecrübeli eylemcilerinden biriyim. İstifade etmek isteyenlerin emrinde ve yanında olmaya devam edeceğimi beyan ediyorum. 
****
Türk ırkçısı devlet tarafından, kurtuluş savaşının kazanılmasıyla birlikte ilk operasyonun çekilerek sürdüğü Gönen Manyas Çerkeslerinin yaşadığı travma, bütün Çerkes halkına da yansımıştır. Hain olarak yaftalanan, aşağılanan, korkutulan Çerkesler, Türkiye Cumhuriyeti’nin en özgürlükçü zamanını kapsayan, 1960-1980 döneminde hiç bir hayat belirtisi gösterememiştir. Demokratik talep dile getiremeyen, sesini yükseltemeyen, kendine toplumda bir yer açma mücadelesine giremeyen toplumların, varlıklarını sürdürmesi mümkün değildir. 
Onun için Çerkes halkının verdiği ulusal refleksleri çok önemsediğimi ve toplumsal taleplerin dile getirilmesi için de elimden geleni yapmış olduğuma inananlardan biriyim. Geçmişten günümüze Çerkeslerin gerçekleştirdiği toplumsal reflekslere ve tepkilere kısa bir projeksiyon tutalım isterseniz. 
Çerkeslerin ve Kuzey Kafkasyalıların birlikte tepki vermeye başlamaları anavatan merkezli hareketlenmeleri desteklemek şeklinde olmuştur. Abhazya’nın bağımsızlığını ilan etmesiyle başlayan, Abhazya- Gürcistan savaşı tüm Kuzey Kafkasya halklarını hareketlendirmiş, ilk mitingler o zaman yapılmaya başlanmıştı. 1992 yılında, Abhazya'yı desteklemek için Adapazarına, mitinge büyük bir heyecanla gidişimizi bugün gibi hatırlıyorum. O zaman da yeterince çok değildik. Slogan atmada çekingen ve ürkektik. Sloganlarda Türkiye'nin tepkisini çekmemek için Bosna ve Abhazya için birlikte slogan atılıyordu. Abhazya meselesi, büyük sürgünden sonra ilk defa Çerkes diasporasının kendileri için bir şey talep etmeleri ve onun için birlikte mücadele etmeleri ve birlikte zafer kazanmalarını da doğurmuştur. Çeçenistan - Rusya savaşında, önceleri büyük bir heyecan yaratılmakla birlikte, Çeçenlerin fundemantalist islamcılara yönelmeleriyle birlikte, kuzey kafkasyalılardaki birlik anlayışını bölmüşler ve sonuç bir hüsran olmuştur. 
Kefken'de Çerkes sürgünü için bir anıt mezar yaptırma girişimi de Çerkes toplumu içerisinde bir tartışma yaratmıştır. Bazı kesimler ve kurumlar anıt mezar yaptırma girişimine karşı çıkarken, sivil inisiyatifler yapılmasını savunmuş ve bugün devam ettirilen 21 Mayıs geleneğinin başlatılmasının önünü açmışlardı. Demokratik Çerkes Platformunun 21 Mayıs'ta denize karanfil bırakması ve verdiği gazete ilanları toplumdaki korku ikliminin dağılmasında da önemli bir adım olmuştu. Kafkasya forumunun Soçi Olimpiyatları’yla ilgili başlattığı eylemler ve hareketlilik, Çerkes diasporası eylem tarihi için önemli kilometre taşlarından biridir. 
Tüm bu eylemler Türkiye'yi hedef almayan, tam tersine Türkiye'nin geleneksel olarak düşman gördüğü Rusya'yı hedef alan eylemler olmaları nedeniyle risksizdiler. Ama yine de, Çerkes diasporasını kendine getirmesinde ve kimlik bilincinin yükselmesinde çok önemli görevleri yerine getirmişlerdir.
Çerkes diasporasında asimilasyoncu devlet anlayışına karşı ilk karşı çıkışlar ve hareketlilik 2009 yılında Türkiye Cumhuriyetinin başlattığı, demokratik açılım süreci ile başlamıştır. Avrupa Birliği’ne girme konusunda bir çaba gösteren Türkiye, AB'nin azınlık haklarını dayatması ile Kürtler, Aleviler ve Romanlar üzerinden yürüttüğü sürece ilk karşı çıkış Çerkeslerden geldi. Açılımın genişletilerek Çerkeslerle birlikte tüm Türkiye halklarını kapsaması gerektiği dile getirildi. 
ÇHİ'nin 2011 yılının Şubat ayında oluşturulmasıyla, asimilasyoncu Türkiye Cumhuriyeti’nin politikalarına karşı başlatılan hak arama mitingleri Çerkes kimlik bilincinin oluşumunda bir milat oluşturmuştur. Ankara, İstanbul, Kayseri mitingleri ve gerçekleştirilen Çerkes Çalıştayı, bu ülkede Çerkeslerin de varlığını ve haklarınını tescil etti. 33 kez gerçekleştirilen "Her ayın 21'inde saat 21.00'de Rus Konsolosluğu önünde" protestoları hem soykırımcı Rusya'nın hem de kültürel soykırımcı Türkiye'nin nezdinde Çerkesleri muhatap haline getirdi. 
Artık Çerkeslerin de demokratik hakları için mücadele eden, kimlik bilincine sahip insanlarının sayısı her geçen gün artmaya devam ediyor. 
***
Çerkesler, Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca hain olmaya alıştırılmış bir halk haline getirildi. Her ne kadar bazı Çerkeslerin "Çerkeslerden hain çıkmaz", "Çerkes yemek yediği kabı kirletmez" gibi itirazları olsa da, Çerkeslerin itiraz kültürü ulusal refleksleri yok edildiği için, bu öğrenilmiş çaresizliğe katlandılar. Hepimize, Türkiye Cumhuriyeti tarihi derslerinde gözlerimize baka baka, Çerkes Ethem üzerinden hainsiniz dediler. Çocuktuk, gençtik, ne yapmamız gerektiğini bilemedik ve Çerkes olduğumuzdan utandık. Bu utançla bizi yerin dibine sokmaya ve Çerkesliğimizden vazgeçirmeye de muvaffak oldular. Her ne kadar, yakın zamanda buna karşı cılız bir kaç itiraz olmuşsa da, o cenahta değişen hiç bir şey yoktur. Çerkes Ethem'in yeğeni Güner Kuban "TBMM'de Çerkes Ethem'in hain olduğuna dair bir karara rastlanamadı." gibi bilgisizce açıklamalar yapmıştır. TBMM'de 1924 yılında hazırlanan 150'likler listesi, T.C. tarafından affedilmeyen hainler listesidir. O listede Çerkes Ethem'le birlikte 86 Çerkes vardır. TBMM 150'likler listesinin kaldırılması kararını almadığı sürece Ethem Bey'in ve Çerkeslerin hainliği devam edecektir.
Kanal D televizyonu, Çerkeslerin hainliğini pekiştirmek için geçen yıl " Vatanım Sensin" isimli ratingi son derece yüksek dizisinde Çerkesleri hain göstermek için bir hamle yapmıştı. Dizi senaristi yapımcısı ve kanal yönetimi son derece kendilerine göre akıllıca hukuki tedbirleri alarak " Dağıstanlı" diye bir hayali karakter üzerinden Çerkes Ethem'i ve Çerkesleri hain olarak göstermişlerdi. Kurumlarımız çok önemli işlerle uğraştıklarından dolayı o diziye karşı gerekli tepki örgütlenememiş ve hainlik kabul edilmişti. 
Kanal D televizyonu, Çerkeslerin tepki göstermeyeceğini test etmiş olmalı ki 2 Ekim 2018 tarihinde yayınlanan "Bir umut yeter" dizisinde Çerkes kadınının namusuna yönelik bir ithamda bulundu. Tepki vermemeye alıştırılmış halkımızın öfkesi kabarmaya ve "Bu terbiyesizlere hadlerini bildirelim" sesleri yükselmeye başladı. Önce gözler kurumlara çevrildi, ama onlar rahat salonlara alışmışlardı. Sokağa çıkma gibi riskli şeyler yerine, Kanal yönetimiyle görüştüler. Kanal yönetimi, federasyonlarımızı, dizinin reytingi için, bir dolgu malzemesi olarak kullandı ve halkımızın daha da sinirlenmesine neden oldu. Halkımız, Alevilerin Güner Ümit'i, Boşnakların Rasim Ozan Kütahyalı'yı ekranlardan sildikleri gibi, demokratik tepki vererek, o dizinin yayından kaldırılması için harekete geçmek istiyorlardı. 
İnternet üzerinden örgütlenen bir grup Çerkes, 13 Ekim 2018 tarihinde dizinin yayın saatinde Kanal D önünde bir protesto yapma kararı aldı. Bu eylem kararını ÇDP ve Maltepe Çerkes Derneği dışında hiç bir kurumumuz desteklemedi. Ama son derece etkin bir protesto eylemi gerçekleştirildi ve kamuoyunda ses getirdi, cümle alem Çerkeslerin kendilerine yapılacak bir hakarete cevap vereceklerini öğrenmiş oldu. 
Fakat, tam da 13 Ekim 2018 tarihi akşamında, yani protesto eyleminin yapılacağı saatte Bahçelievler Kafkas-Çerkes derneğinde Kanal D'ye ne yapılacağıyla ilgili bir toplantı yapılacağı deklare edildiğinde "Yine toplumun önünü kesmek için birileri tarafından bir operasyon yapılıyor" dedim. Ancak yanıldığımı söylemeliyim. Bahçelievler Derneği Başkanı Musa Ekinci'nin ve çalışma grubunun çabaları ile 21 Ekim 2018 tarihinde bir protesto eylemi daha örgütlendi. Bu eylemle ilgili yapılan samimi çabaları takdir etmekle birlikte, çok amatör davranışların da olduğunun altını çizmeliyim. O kadar kurumun bu eyleme destek vermesini sağlamak tabii ki bir başarıdır. Ama çalışma grubu kendi içinde tartışmaktan ve karar süreçlerini fazla uzattığından, eylem duyurularının yapılması geç kaldı ve katılım daha fazla olabilecekken, daha düşük kaldığını düşünüyorum. Komitenin protesto mitinginde slogan attırmama kararı da anlaşılmaz bir şeydi. Neyse ki Komite, kendi aldığı kararı çiğneyerek doğru yere geldi. Bu eylemle ilgili emeği geçen, katılan, gönlü bizlerle olan herkese sonsuz şükranlarımı sunmak istiyorum. 
Çocukların yürümeyi öğrendiği gibi, Çerkesler de, eylemliliğin ve sokağın gücünün ne demek olduğunu öğreniyorlar. Ulusal refleks göstermektir aslında sokağa çıkabilmek. Ulusal reflekslerini ortaya koyarak ve sokağa çıkarak, Türkiye'de ve dünyada bir kamuoyu oluşturma başarısı gösterebilirse Çerkesler, var olma sınavından başarıyla çıkacaklardır.


1601 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÇB VE RUSYA’NIN PAYANDALARI ÖZÜR DİLEYECEK Mİ? - 22/06/2022
Gelin en kısa zamanda Çerkes Halkından özür dileyin. Bu güne kadar yapmış olduğunuz iyi şeyleri de heba etmiş olmayın.
21 MAYIS’TAN KALAN DEĞERLİ MİRAS… - 25/05/2022
Çerkes Soykırımı ve sürgününün 158. yılı Çerkeslerin hem ideolojik, hem de fiili birlikteliği konusunda önemli adımların atıldığı tarihi bir yıl olarak anılmayı hak edecektir.
ETHEM MESELESİNDE M. KEMAL Mİ YOKSA İNÖNÜ MÜ SUÇLUDUR? - 07/05/2022
İşte bu haksızlığı gidermek istiyorsak, iftira, yalan ve başkalarının emeğinin üzerine çökme anlayışına göre inşa edilmiş Kemalist Tarih anlayışını ideolojik olarak mahkum edebilmenin koşullarını oluşturmalıyız.
BİZ, SİZİ ÇOK İYİ TANIYORUZ - 22/04/2022
Onlar Çerkeslerin hak arama mitinglerine de karşı çıkmışlardı, Onlar Çerkesce Televizyon istenmesine de karşı çıkmışlardı, Onlar 21 Mayıslarda muhatabın karşısına çıkanlara da karşı çıkmışlardı,
ÇERKES SOYKIRIMI VE SÜRGÜNÜNÜ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ VAKFI - 21/02/2022
Çerkes Soykırım Enstitüsü’nü inşa edip, Çerkes Soykırımı, sürgünü tarihi konularını araştıracak doktora, yüksek lisans ve doçentlik bursları vererek bilim dünyasının meselemize ilgisini sağlamak ve kendi bilim insanlarımızı yetiştirmektir.
HALKIMIZIN OZANIYIZ AYNI ZAMANDA - 13/02/2022
Maksıme Kültür Merkezi‘nin ve Maksıme satışlarının gelirleri, oluşturmayı planladığımız “Çerkes Soykırımı ve Sürgününü Araştırma Enstitüsü Vakfı”na bağışlanacaktır.
“ÖKÜZ SARAYA ÇIKARSA…” ATASÖZÜ ÇERKESLERE AİTTİR - 27/01/2022
Ayrıca Türkiye’nin de, Çerkeslerin de geleceği demokrasidedir. Giderek otoriterleşen bu rejim eleştirilerek geriletilebilir.
DİASPORA ÇERKES MÜZİĞİNDE YENİ ARAYIŞLAR - 16/01/2022
Şarkılar da bir insanlık mirasıdır. Her şarkı insanlığa bir armağandır. Bir dilde söylenmiş bir şarkı bir çok dile çevirilerek seslendirilmektedir. Bu sayede halklar arasında gönül köprüleri kurulmakta, şarkılar evrensel boyutlara ulaşmaktadırlar.
2022, MAKSIME YILI OLACAK - 31/12/2021
Hepinizi 8 Ocak 2022 Cumartesi günü, Saat 17’de “MAKSIME ÇERKES KÜLTÜR MERKEZİ”nin açılışına bekliyoruz.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi