• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam69
Toplam Ziyaret560107
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.35745.3789
Euro6.09556.1199
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Anavatana Dönmüş İki Soydaşımızın Hazin Hikâyesi
23/12/2014

Bu yazımda, 1991 yılında anavatanımıza  dönmüş iki soydaşımızın hazin hikayesini paylaşacağım sizlerle.

Bu iki soydaşımızdan biri 2002 yılında anavatanından deport (sınırdışı) edilen Hacıbayram Bolat; diğeri dee şu anda Nalçik hapishanesinde yatmakta olan Nazmi Sabancı...

Bu iki örneği sizlerle paylaşırken, ne dönüşe, ne de anavatana toz kondurmak gibi bir amacım yoktur. Sadece yaşanan bu iki olay karşısında, kurumlarımızın ortaya koyduğu kişiliksiz tavrı deşifre etmeye çalışacağım.

Ama öncelikle geçen haftaki yazımızda, eksik kalan bazı hususlara açıklık getirmek istiyorum.

***

Anavatanından zorla koparılıp sürülmüş bir halk için, hayatın her alanı önemlidir.

Anavatan da çok önemlidir, diasporalar da.

Çünkü anavatanında azınlık konumuna düşmüş bir halk için diasporalar bir umuttur.

Çerkes halkı varlığını sürdürebileceği bir siyasi mücadele ve siyasetin araçlarını ortaya koymak zorundadır.

Ancak bugüne kadar bu gerçekleştirilebilmiş değildir.

Çerkesler için bugüne kadar kim ne yapmışsa hepsini çok değerli buluyorum.

Dernek kurmuş olanlar,

Dergi çıkarmış olanlar,

Çocuklarıyla Çerkesce konuşmuş olanlar,

Derneklerin gecelerine gitmiş olanlar,

Kahvaltılar düzenlemiş olanlar,

Dil çalışması yapanlar,

Anavatana dönmüş olanlar,

Kaşen yapanlar,

Şeşen yapanlar,… hepiniz çok değerlisiniz.

Ancak tüm bu yapılanlar Çerkes halkının diasporalarda ve anavatanda hızla yok olmasının önüne geçemiyor.

"Çerkes Ulusunun yeniden inşası projesi"ni siyasi bir argüman olarak ortaya koymak zorundayız.

Tüm etnik politikaların ucu mutlaka özgürlüğe açılır. Çerkes halkının ulusal mücadelesinin en üst boyutu olan "Bağımsız Çerkesya" mücadelesini de nihai hedef olarak net bir biçimde ortaya koymak zorundayız.

Ayrıca, uğradığı soykırım neticesi nüfus dengesi bozulmuş olan Çerkes halkının anavatana dönüş hakkını hiç kimsenin tartışmaya bile hakkı yoktur. Ama bunun nasıl gerçekleştirileceğini tabii ki tartışacağız. Böyle bir mücadeleye girip başarmış halkların mücadelelerini inceleyecek, kendi özgün modelimizi yaratacağız. Yapılan hataları masaya yatıracağız, iyi örnekleri de destekleyeceğiz.

Dönüş fikrinin ortaya atıldığı 1970 yılının üzerinden 44 yıl geçmiştir. Bu 44 yıllık süreçte toplumsal dayanışma sonucu dönüşe hizmet anlamında ortaya konabilmiş tek somut proje Tij İlkay misafirhanesidir. Bu projeyi yürütenleri can-ı gönülden destekliyor ve tebrik ediyorum.

Dönüşün gerçekleşebilmesinin en önemli şartı, diasporalarda Çerkeslik bilincini kaybetmiş yüz binlerin geri kazanılmasıdır.

Bunun olabilmesi de "siyasi Çerkes kimliğinin” tekrar inşa edilmesidir. Siyasi Çerkes kimliğinin inşa edilebilmesi ise Çerkes halkının top yekün siyasi mücadeleye girmesi ile ancak mümkündür.

2011 yılında toplumsal-politik hareket ÇHİ, Çerkes meselesinin siyasi bir mesele olduğunu söyleyerek Çerkeslerin taleplerini duyurmak için meydanlara çıktı. ÇHİ'nin başlattığı bu toplumsal mücadele sayesinde daha çok insan Çerkeslerin de bir meselesi olduğunu öğrendi.

Ancak ÇHİ tüm bu süreçleri yürütürken, Türkiye’deki Rusya muhiblerince itibarsızlaştırma operasyonuna maruz kaldı. Atılan hiçbir iftira tutmadığı gibi ÇHİ Çerkes toplumu içerisinde kendine saygın bir yer edindi.

Sayın Fahri Huvaj da, Çerkeslerin tarihinde bir ilk olan"Çoğulcu Demokrasi Partisi"ni itibarsızlaştırmanın  bir parçası olmaya soyundu. Herkes bilsin ki, niyeti kötü olanların yaptığı karalamaların bizim nezdimizde sineğin vızıltısı kadar değeri yoktur. Sonuç odaklı bir hareket olarak biz projelerimizi bir bir hayata geçirirken, onlar da kendilerini küçültmekten başka bir iş yapmış olmazlar. Herkes şunu çok iyi bilmelidir ki, kimse başkalarını karalayarak daha itibarlı hale gelemez. İtibarınızı yapacağınız işlerle inşa edersiniz.

Ancak elbette ki fesatçılıkla, aydınlatıcı ve yapıcı eleştiriyi birbirinden ayırıyoruz. İkinci kategorideki yaklaşımların başımızın üzerinde yerinin olduğunu belirtmek isteriz.

***

Hacı Bayram Bolat ilkokulu bitirip okumak için Çorum’a geldiğinde, Çerkesliğe can-ı gönülden bağlı mütedeyyin bir gençti. Gözü ve gönlü hep anavatanında olan Hacı Bayram, liseyi tamamladığında Sovyetler Birliği dağılma süreci içine girmişti. O da fırsatı değerlendirerek anavatana ilk koşanlardan oldu. Ticaret yapmak, ya da orada büyük fırsatlar var diye gitmemişti anavatanına. Dağıstan ve Karaçay Çerkes’de yüksek tahsilini yaptı. İyi derecede Rusça öğrendi ve birisi Adige Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden olmak üzere iki üniversiteden diploma aldı.  Sonra Rusya Bilimler Akademisi üyeliğine alındı.

Hacı Bayram Bolat kendi milletine faydalı olmak istiyordu. Milli hareketlerle, ülkenin aydınlarıyla, legal aktivistlerle irtibatlar kurdu. Kalmuk Yura, Nalo Zavur, Hatejiko Valeri, Akbaş Boris, Yağan İbrahim yakın dostları idi. Dünya Çerkes Birliği'nin faaliyetlerine aktif olarak katıldı. DÇB’de sekreterlik görevi yaptı.

Ancak Putin'in iktidara gelmesiyle birlikte Dünya Çerkes Birliği de kendi haline bırakılamazlar listesine alınmıştı. 2000 yılında yapılan bir operasyonla da FSB, DÇB'ye el koydu. 2000 yılında yapılan kongrede polis zoruyla DÇB'nin kurucusu yurtseverler kendi kurdukları kurumdan atıldılar. DÇB artık Çerkeslerin taleplerini önlemekle görevli bir Rus Devlet Dairesi haline gelmişti.

İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Hacıbayram Bolat'ın, cebinde oturma müsaadesi de bulunan ceketi bir cafede garip bir biçimde çalındı. Büyük bir ihtimalle gizli eller tarafından özellikle çalınmıştı. O da oturma müsaadesi belgesi için resmi makamlara başvuruda bulundu. Ancak 11 yıldır yaşadığı anavatanında oturma müsaadesi yenilenmiyordu. Tabii o da yasal hakkını kullanarak mahkemeye müracaat etti. Arka arkaya üst mahkemelere doğru tırmanan davaların sonucunu beklerken bir gece polisin evine yaptığı bir baskınla, giyinmesine bile müsaade edilmeden pijamalarıyla birlikte “oturum izni olmadığı” gerekçesiyle sınırdışı edildi. Hacıbayram Bolat Rusyadaki mahkeme süreçlerini kazandı. Anavatanına dönebileceğine dair resmi mahkeme kararı kendisine tebliğ de edildi. Bu karar elinde olarak anavatanına döndüğünde ise kendisini havaalanında karşılayan FSB, hiçbir gerekçe göstermeksizin, avukatının bütün girişimlerini hiçe sayarak içeri sokmayıp Türkiye’ye geri deport etti.

Bunun üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine müracaat eden Hacı Bayram Bolat, yapılan yargılama sonucu Rusya Federasyonu’nun uygulamasının hukuksuzluğunu tescil ettirerek mahkum ettirdi ve tazminata almaya hak kazanarak aldı.

Bu süreçte kurumlarımız adeta "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan" rolünü oynadı. Hatta ondan da ileri gittiler. Mazlumun yanında yer almak şöyle dursun, zalimin sözcülüğüne soyundular. Anavatanımıza dönmüş bir soydaşımıza haksızlık ediliyor demek yerine "kimbilir ne suçu vardı da attılar" diyerek zalimden yana tavır aldılar.

Bu süreçte Hacı Bayram Bolat'a yapılan haksızlığa karşı çıkan Kafkas Vakfı ve sanal alemde onun sesini duyuran Erol Karayel arkadaşımız "anavatan ve Çerkeslik düşmanı" ilan edilerek itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Ama bu itibarsızlaştırma çalışmalarına pabuç bırakılmadı ve herkes payına düşen cevabı aldı.

***

Altmışlı ve yetmişli yıllar köylerimizin hızla boşaldığı yıllardı. Traktörün köylerimize girmesiyle birlikte artan işgücü, İstanbul'a, Ankara'ya, Almanya'ya doğru hızlı bir göç dalgasını getirmişti. Başlayan bu göç dalgasından Kayseri Uzunyayla’da yaşayan Sabancı ailesi de etkilendi.

Nazmi, Naim ve Nafiz Sabancı kardeşler daha önce İstanbul'a yerleşmiş olan dayılarının yanında çalışarak iş hayatına başladılar.

Daha sonra otomativ yan sanayiinde imalatçılığa başlayarak kendi işlerini kurdular. Kardeşlerden Naim ve Nafiz hep Çerkes toplumu ve dernekleri ile iç içe oldular. Nazmi Sabancı'nın derneklere gelecek zamanı yoktu. Büyük bir şevkle işlerini takip ediyor ve hızla

büyütüyordu. Ancak Çerkes toplumundaki gelişmeleri de yakından izliyordu. 80'li yıllarda Çağlayan’daki Nart Dış Ticaret isimli şirketlerini ziyaret ettiğimde bunu bizzat gözlemledim.

Sovyetler Birliği dağıldığı zaman derneklere gelen kardeşler değil de, derneklere gelemeyen ağabey Nazmi Sabancı 1991 yılında anavatan'a gitti ve oraya aşık oldu. Türkiye’de yarattığı büyük iş potansiyelini bir kalemde silerek anavatana yerleşti. Anavatana büyük sermaye transferi yapan en önemli işadamıdır diyebiliriz Nazmi Sabancı için. Fabrikalarını, evlerini, araçlarını satarak, adeta son kuruşuna kadar bütün birikimlerini anavatana aktardı. İstihdam ve yeni işler yaratılarak anavatanın ileriye götürüleceğine inanıyordu. Bunun için fabrikalar ve banka kurdu. Fidye için Çeçenistan'a kaçırılıp, kolu kırık bir biçimde üç ay rehin tutulmasına rağmen küsmedi, vazgeçmedi anavatanından. Kırık kolunu Türkiye’de tedavi ettirip anavatana döndü.

Tabii Rusya’da iş yapabilmek için devleti ve devletin muteber adamlarını yanına almak gerektiğini bilecek kadar zeki bir adamdı Nazmi Sabancı. Onun için bazı çevreler onu sevmediler. Ama o da kendi doğrusunu yaptı. Rusya gibi bir ülkede iş yapıp da 21 yıl ayakta kalmak mümkün değildi. DÇB başkanlığı da yapmış olan, Rusya’nın iyi adamı Kanşavbi Ajahov’u ortak olarak almıştı kendisine. Ama paraya boğduğu bu adamların kendisine ihanet edeceklerini hesaplayamamıştı.

Nazmi Sabancı, ortağı Kanşavbi'nin hazırladığı bir tuzakla Nalçik cezaevine kondu. İki yıldır Nalçik cezaevinde yatıyor. Bütün malvarlığına ortağı ve DÇB eski başkanı Kanşavbi el koymuş durumda.

Evet, bütün birikimlerini anavatanına taşımış Çerkes bir işadamının malvarlığına DÇB başkanı kendisini hapse attırarak el koyuyor.

Şimdi biz kime güvenerek anavatana döneceğiz?

İşin ilginç yanı bu konuyla ilgili ne bir Çerkes kurumundan, ne de eli kalem tutan hiçbir Çerkes'ten birkaç satır yazı göremedik; konuyla ilgili Kafkasevi web sitesinde çıkan haber yorum hariç…

KAFFED eski başkanı Cihan Candemir, şu anda DÇB Başkan Yardımcısı’dır. Aynı zamanda Türk-Rus İşadamları Konseyi Başkanı.

Hergün Rusya’ya gidip gelmektedir.

"Bu ticari bir uyuşmazlıktır" demek yerine, itiraz geliştirmek ve diasporadan anavatana yerleşmiş Çerkes bir işadamına sahip çıkmak zorundadır.

İtiraz ve protesto kültürünün önünü kesmek için canla başla çırpınanlara, yarın başlarına benzer bir olay geldiği zaman yanlarında hiç kimseyi bulamayacaklarını hatırlatmamızın bilmem bir faydası olur mu?

Biz hatırlatmış olalım da...



Paylaş | | Yorum Yaz
4313 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Çerkesler’in Atatürk’le Münasebeti Üzerine - 17/11/2018
Çerkes kalma mücadelesi veren Çerkesler “dayatılmış ataları” ata olarak kabul etmezler. Övüneceklerse, pek ala övünebilecekleri kendi ataları var.
Çerkeslerin Eylemle ve Sokakla İmtihanı - 29/10/2018
Ulusal reflekslerini ortaya koyarak ve sokağa çıkarak, Türkiye'de ve dünyada bir kamuoyu oluşturma başarısı gösterebilirse Çerkesler, var olma sınavından başarıyla çıkacaklardır.
Ulusal Onuru Olanlar, Ulusal Refleks Gösterirler - 15/10/2018
Her şey "Çerkes Halkını tepki verebilen dinamik bir toplum haline getirdiğimizde" yeniden başlayacaktır.
Hacı Bayram, Nazmi, Adnan, Tarık ve Muammer - 08/10/2018
Anavatanımıza yerleşmiş olan herkes çok değerlidir. Zaman, birbirimizle uğraşma zamanı değil, kenetlenme ve birbirimize sahip çıkma zamanıdır.
Bu Coğrafyada "Birlikte Yaşam" Mümkün mü? - 29/09/2018
İçtenliğimiz ve sözlü olarak verdiğimiz mesajlar seyircileri daha program başlamadan kucaklamıştı ve en gariban grup olan Çerkes müzikleri en fazla alkışı almıştı. Sahneden indikten sonra onlarca kişinin tebrik etmesi beni gerçekten umutlandırdı.
Yükselen Tarih ve Kimlik Bilinci Korkutuyor - 24/09/2018
Çünkü Çerkeslerde kimlik ve tarih bilincinin gelişmesi durumunda Kafkasya coğrafyasında tutunmasının mümkün olmadığını çok iyi biliyor Rusya'nın devlet aklı.
Kayseri Çerkesleri 2. Şeref Madalyasına Hazırlanıyor - 09/09/2018
Çerkeslerin istediği "Pozitif Ayrımcılık"tır. Devletin, hukuki ve maddi olarak hem anadil eğitimine, hem de Çerkesce yayın yapan televizyon talebimize cevap vermesidir.
Çerkesler İttihatçı mıdır? - 03/09/2018
Sarayla ve İstanbul’la evlilik yoluyla ilişki kurmuş olan Çerkes ailelerin çocukları askeri okullarda okuyor ve zamanın ruhu gereği ittihatçı oluyorlardı.
Toplumsal Korku Üzerine - 25/08/2018
Ya korku duvarlarını yıkıp özgür ve demokratik bir ülke yaratacağız, yada böylesine rezilce, korka korka yaşamaya devam edeceğiz.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi