• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam103
Toplam Ziyaret695747
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.52927.5593
Euro8.92328.9590
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Çerkesler İttihatçı mıdır?
03/09/2018

Türkiye'de yaşanan bütün antidemokratik uygulamaların ve demokrasi konusunda bir türlü ilerleme kaydedilememesinin temelinde ittihatçılığın yattığını düşünürüm. İttihat-Terakki düşüncesi alt edilip mahkum edilmeden, Türkiye Halklarının huzura kavuşmasının mümkün olmadığına inananlardanım.

Yazmaya çalıştığım "Gönen-Manyas Çerkes Sürgünü" kitabının bir bölümünü, İttihad-Terakki düşüncesinin mahkum edilmesi olarak planladım. Çünkü İttihad-Terakki'nin "azınlıkları yok etme ve zorla Türkleştirme" politikasının, Gönen-Manyas Çerkes sürgününde ve birçok etnik katliamda etkin rol oynadığına  inanıyorum. Okuduğum onlarca İttihat-Terakki kitabından süzerek, bir makaleye sığdırmaya çalışacağım ittihatçılığı ve Çerkes İttihatçılığını.

***

Öncelikle İttihat ve Terakki sözcüklerinin anlamlarından başlayalım. İttihat; birleşme, aynı fikirde olma, bütün olma anlamına gelmektedir. Terakki ise gelişme, ilerleme, yükselme manasına gelmektedir.

 Önceleri cemiyet, daha sonra parti olan ittihat-Terakki'nin kısa bir hikayesini anlatalım. 1889 yılında Askeri tıbbiyenin bahçesinde yemin eden Abdullah Cevdet (Kürt), İbrahim Temo (Arnavut), İshak Sükuti (Kürt), Mehmet Reşit (Çerkes) isimli dört öğrencinin gizli olarak kurdukları İttihadi Osmani Cemiyeti’ni kurmaları ile başlar İttihat-Terakki’nin hikayesi. Kurucularının amacı Osmanlı Devletini ayakta tutmak ve Teşkilat-ı Esasi (Anayasa)’nin yeniden ilan edilmesini sağlamaya çalışmaktı. İttihat-Terakki askeri tıbbiyenin sınırları dışına çıkarak hızla ordu ve halk içerisinde örgütlendi. Bunda üst düzey subayların da ittihatçılığı kabul etmelerinin önemli bir rolü vardı.

Önceleri Osmanlıcılık fikrini benimseyen İttihat-Terakki, daha sonra İslamcılığa ve Türkçülüğe evrilmiştir. 1908 yılında ikinci meşrutiyetin ilanını sağlayan İttihat-Terakki, 1918 yılına kadar Osmanlının tek hakimi olmuştur.

Balkanlarda sürekli toprak kaybeden Osmanlı, Müslüman ahalinin büyük acılar içerisinde İstanbul'a ve Anadolu'ya göç ettiği bir süreci yaşıyordu. Osmanlıcılık fikri devleti ayakta tutmaya yetmemişti. Balkanlarda Müslüman Arnavutluğun bağımsızlığını ilan etmesi, Arapların da hızla Arap Milliyetçiliğine yönelmesi İslamcılık fikrinin de sonunu getirmişti.

Bu aşamalardan sonra Türkçülüğe yönelen İttihat-Terakki otoriterleşmeye ve Türk olmayan azınlıklara karşı politikalar geliştirmeye başladı. "Anadolu'nun Türk olmayanlardan arındırılması ve Türk olmayan Müslüman toplulukların Türkleştirilmesi" fikri ideoloji olarak benimsendi. Bu düşünce Osmanlının son döneminin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet ideolojisi oldu. Bu düşünce doğrultusunda Osmanlı döneminde de Karadeniz Bölgesindeki Rum, Ermeni, Laz, Gürcü  yerleşimlerindeki köy, dağ, nehir ve ova isimleri Türkçeleştirildi. 1915 yılında Ermeniler Anadolu’dan temizlendi. Rumlar Yunanistan'a gönderildi. 1923 yılında Gönen-Manyas Çerkes iç sürgünü gerçekleştirildi. Kürtlerle birlikte Anadolu'da yaşayan tüm halkların asimile edilmesi, yok edilmesi, görmezden gelinmesi ve inkar edilmesi süreci İttihat-Terakki'den Cumhuriyete kalan en önemli mirastır.

Devleti kutsayan, tekçi anlayışa sahip ülkelerde demokrasiden bahsedilemez. Türkiye Cumhuriyetinde bu tekçi ve ittihatçı anlayış alt edilip mahkum edilmedikçe, çoğulcu ve çağdaş bir demokrasiye ulaşmak mümkün değildir.

***

Gelelim Çerkeslerin ittihatçılığı meselesine....

Çerkeslerin diaspora tarihlerinde ilk kurdukları derneğin adı "Çerkes İttihat ve Teavün Cemiyeti"dir. İsimdeki bu benzerlik sizin dikkatinizi çekti mi bilemem ama ben bir hayli zamandır farkındaydım. Kurucuları ve yönetim kurulunun önemli bir bölümü üst rütbeli subaylardan oluşuyordu. Dönemin konjonktürü gereği o subaylarında ittihatçı olmaması mümkün değildi. 

Sarayla ve İstanbul’la evlilik yoluyla ilişki kurmuş olan Çerkes ailelerin çocukları askeri okullarda okuyor ve zamanın ruhu gereği ittihatçı oluyorlardı. Buna tipik örnek olarak Kuşçubaşı Eşref ve ailesini gösterebiliriz. Manyasın Kızıksa Köyü’ne yerleşmiş bir Ubıh ailesidir Kuşçubaşılar. Eşrefin babası Abdurrahman beyin kızkardeşi sarayda görevli bir subayla evlenir. Eniştesi olan subay Abdurrahman beyi sarayda kuşçular koğuşunda işe aldırır.  Sultan Abdülhamit kuşlara çok meraklıdır. Dünyanın her yerinden orjinal ve değişik kuş ve tavuk çeşitlerini topladığı çok büyük bir kümesi vardır Yıldız Sarayında. Bu kuşların bakımıyla görevli oluşturulmuş kuşçular koğuşunun başı olur zamanla Eşref'in babası Abdurrahman bey. Kuşçubaşı lakabı buradan gelmektedir. 

Eşref de bütün akranları gibi Harbiye’ye gider ve bütün arkadaşları gibi o da ittihatçı olur. O zaman Genelkurmay Başkanı olan Enver Paşa'ya büyük hayranlık duyar. Eşrefin babası Hicaza sürgüne gönderilince okulu yarım kalır. Ama ittihat terakkinin istihbarat ve vurucu gücü olan Teşkilat-ı Mahsusa'ya girer. Teşkilat - ı Mahsusa’nın ilk başkanı olan Süleyman Askeri Bey'in (O da Çerkestir) intihar etmesinden sonra Eşref teşkilatın başkanı olur. Devlet için onlarca kez ölümü göze alır. Onlar için artık milliyetin önemi kalmamıştır. Onlar artık birer Osmanlıdır.

Kuşçubaşı Eşref kendisini şöyle tarif etmektedir:  "Ben, ne Dağıstan rüyaları gören bir Çerkes, ne Arap, ne de Rum’dum. Ben Türkçe konuşan bir Osmanlıydım. (Bkz: Benjamin C. Fortuna, Kuşçubaşı Eşref) Burada Çerkesliğini reddetmekte ama Türküm de dememektedir. Bir imparatorlukta tam da istenen görevli memur tipini tarif etmektedir Eşref. Kimliğinden vazgeçmiş, devleti kutsamış, kişiliksiz kişilerdir devletin tam da istediği. 

Bir imparatorluk bakiyesi olan Türkiye Cumhuriyetinde de tam bu tür kimliğinden vazgeçmiş, kişiliksiz kimseler muteberdiler.

İttihat Terakki’den miras kalan kimliğinden vazgeçerek Türkleşme, kabul etmeyenleri de zorla Türkleştirme ve yok etme politikalarının en acımasız uygulayıcılarından biri de eski bir ittihatçı olan Recep Peker'dir. Dağıstanlı Lezgi bir ailenin çocuğu olan Recep Peker, Atatürk ve İnönü’den sonra Türkiye Cumhuriyeti’ndeki 3. adamdır. Hayranı olduğu İtalyan Faşizminin uygulamalarını Türkiye'ye getirmek için çırpınan ve Türkiye halklarına kan kusturan bir kişidir Recep Peker; ve tabii ki bir Çerkesdir.

"Ne mutlu Türküm diyene" sloganı ile Türk olmak yüceltilirken, bilinçli bir biçimde diğer etnisiteler aşağılanmış, Türk olmaya, kimliğinden ve kişiliğinden vazgeçmeye özendirilmiştir. Kimliğinden vazgeçenler ödüllendirilip yükselirken, kimliğinde ısrar edenlere dünya dar edilmiştir. 

Yakın tarihimizden günümüze gelecek olursak…

Sanal alemde profilinde Çerkes bayrağı olan, Çerkesce konuşabilen, Çerkes müzikleri olan kişilerin bazen birdenbire Kürt düşmanı kesilebildiklerini görüyoruz. Bu durum devletin formatladığı biçimde düşünme kalıplarına sıkışmış ve kişiliksizleşmiş bir davranış biçimidir. Bu kişiler, bir tercih yapmak zorunda bırakılırlarsa Çerkeslikten vazgeçip, devletten ve Türklükten yana tavır alacaklardır. İşte bunlar, ittihatçı düşüncenin teslim aldığı kişilerdir. 

Oysa Çerkeslerin durması gereken yer, tekçiliğe karşı çoğulcu demokrasi cephesidir. Biz, bize zarar veren halklar dışında hiç kimseye düşman değiliz ve olamayız. Varlığımıza saygılı, tüm halkların da dostuyuz.


1409 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

MARTİN KOÇESOKO DERSLERİ - 07/09/2020
Martin Koçesoko, davasının sonucu ne olursa olsun kazanan Çerkes Halkı olacaktır. Martin Koçesoko berat etse de, bin yıl hapis cezası alsa da, Halkının kalbinde en değerli altın madalyayı kazanmış bulunuyor.
TÜRKLEŞMEK, ARAPLAŞMAK, RUSLAŞMAK ZORUNDA MIYIZ? - 01/08/2020
Korku iklimi ister istemez kimlik inkarını ve gönüllü asimilasyonu beraberinde getirdi. Şimdi Çerkesler Türk’ten fazla Türkçü, Arap’tan fazla Arapçı ve Rus’tan fazla Rusçudurlar.
TİMRAŞ POMAK DEVLETİ VE KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE - 20/06/2020
Rusya ve Rusya borazanlarına inat 11 Mayıs 1918 özgürlük meşalesi olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
İKİNCİ SÜRGÜN :BALKAN ÇERKES ETNİK TEMİZLİĞİ - 07/06/2020
13 Temmuz tarihinin, Çerkeslerin ikinci sürgünün yıldönümü olarak tarih hafızamızda yerini alması gerekmektedir.
SİLİNEN TARİH HAFIZAMIZ: 11 MAYIS 1918 - 11/05/2020
Rusya’nın devlet aklı unutmuyor. Ama Çerkes Halkı olarak biz de 11 Mayıs’ta gerçekleştirdiğimiz bağımsızlık idealini hayata geçirecek irade ve güce sahibiz. Biz de unutmuyoruz.
İSMET İNÖNÜ ANKARA’YA “SERSERİLER “ DEMİŞTİ. - 22/04/2020
İsmet İnönü 9 Nisan 1920 tarihinde Ankara’ya geçmek zorunda kaldı. Batı cephesi komutanı oldu. On ay içerisinde Çerkes Ethem’i tasfiye etti.
ALDIRMA GÖNÜL, ALDIRMA - 06/04/2020
Bu linç iklimini alt edebilmemizin yolu, hoş görülü olabilmekten, farklı olanı anlamaya çalışmaktan geçiyor.
ÇERKES-FED ÖNDERLİK EDİYOR - 30/03/2020
Tüm bu tepkileri gösteren Çerkes-Fed yönetimi 19 Mart 2020 tarihinde genişletilmiş olağanüstü toplantı yaparak Rusya’da yapılacak anayasa değişikliğine yönelik bir eylem planı hazırladı.
RUSYA ÜNİTERLEŞİRSE, BİZ MUTLU OLUR MUYUZ? - 15/03/2020
Türkiye Çerkesleri, kökleri Rusya’da bulunan diğer Türki halklarla birlikte büyük bir tepki ve protesto kampanyası başlatmalıdır.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi