• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam104
Toplam Ziyaret834463
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar18.357418.4309
Euro17.930618.0024
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Türk Irkçısı Çerkesler Üzerine-3
16/08/2016

Sevgili okuyucularım,

Anlaşılıyor ki bundan önceki iki yazımızda farkında olmadan arı kovanına çomak sokmuşuz. Meğer kendi kimliğinden sıyrılıp Türkleşmeye teşne ne kadar çok soydaşımız varmış da farkında değilmişiz. Herkes soğuk suya atılmış kurbağanın yavaş yavaş pişirildiğini fark etmeden yaşadığı gibi yaşarken biz uyku ve rahatlarını kaçırmışız. En yakın dostlarım bile yazdıklarımı sert bulup bana serzenişte bulunuyor. Ancak bizim görevimiz, halkımızda kimlik bilinci ile geçmişte atalarımızda mevcut olan direniş ruhunu tekrar ortaya çıkartmaktır. Halkımızı dönüştürerek var olma mücadelemize katılmasını sağlamaktır. Bu ise mevcut ezberleri tekrarlayarak olabilecek bir şey değildir.

"Her gün yeniden göçmek

Ne iyi.

Her gün bir yere 

Konmak ne güzel.

Bulanmadan, donmadan

Akmak ne hoş.

Dünle beraber

Gitti cancağızım.

Ne kadar söz varsa

Düne ait.

Şimdi yeni şeyler

Söylemek lazım.”

Sekiz yüz yıl önce Mevlana'nın dediği gibi, ezberleri bozmak için yeni şeyler söylemek lazım.

Siyaset çok eski bir kavram. Ama Çerkeslerin siyasi söylem geliştirmeye çalışması yeni bir şey. İstediğiniz kadar siyasi kuram okuyun. İstediğiniz kadar siyaseti dışarıdan izleyin. Asla siyaset yapmayı öğrenemezsiniz. Nasıl yüzmek suya girip kulaç atmaya başlamadan öğrenilemezse, siyaset de içerisine girmeden asla öğrenilemez.

Çerkeslerin tarihlerinde ilk defa kurabildikleri ÇOĞULCU DEMOKRASİ PARTİSİ (ÇDP) onlar için bir şanstır. Bu şansı iyi kullanmak zorundayız. “Benim haberim yoktu, neden bana sormadan kurdular” diye uzaktan laf atarak görevden ve sorumluluktan kaçanları tarih not ediyor. Tarihte, Çerkeslerin kurduğu ilk partiyi desteklemeyenler, görmezden gelenler ve engelleyenler olarak anılmak istemeyenler ÇDP saflarında yerlerini almalıdırlar.

***

Geçen haftaki yazılarımızda Türk ırkçılığı tarafından sinsice ele geçirilen Çerkeslerin durumuna dikkat çekmiştik. Ortadoğu coğrafyasında ve anavatanda yaşayan soydaşlarımızın durumuna da bir projeksiyon da bulunalım isterseniz.

Irak, Suriye, Ürdün ve İsrail'de Çerkes yerleşim birimleri mevcuttur. Irak'ta altmış bin civarında Çerkes'in olduğunu biliyoruz. Irkçı Arap Baas rejimi tarafından büyük baskılara maruz kaldıklarını, bir derneklerinin olduğunu da biliyoruz. Başkanı ile görüşülmüştü. Irak'ta yaşayan soydaşlarımıza Libya Misrata Çerkesleri kadar uzak ve ilgisiz durumdayız. Dillerini tamamen kaybetmiş Irak Çerkeslerine kimlik bilinci verilerek yeniden kazanılmaları mümkündür.

Suriye Çerkesleri de Baas Arap rejimi tarafından Müslümanlık üzerinden Araplaştırılmış ve kimlik bilinçleri yok edilmiştir. Suriye Savaşında en örgütsüz, en zavallı toplumun Çerkesler olduğunu gördük. Suriye savaşı sırasında Türkiye'ye getirdiğimiz binlerce soydaşımızın gençleri ve çocuklarının Çerkesçe bilmediğini gördük. Savaşta toplu yerleşim birimlerini tamamen kaybetmiş soydaşlarımızdan, savaş bittikten sonra geriye pek bir şey kalacağını zannetmiyoruz.

"Kral'dan fazla kralcı" sözü herhalde Ürdün Çerkesleri için söylenmiş olsa gerek. Bildiğiniz gibi Ürdün Devleti bir krallık ve kralın yakın korumaları Çerkeslerden oluşuyor. 1967 Arap-İsrail savaşı esnasında krala karşı ayaklanan Filistinlileri Çerkesler bastırdı. Aralarına kan girmiş olan Filistinliler ve Çerkesler arasında büyük bir nefret söz konusu. Ürdün Kralının devrilmesi ya da Çerkeslerle ilgili politikalarını değiştirmesi durumunda topun ağzında bir halk  Çerkesler. Ürdün’de 1960'lı yıllardaki gibi dilini bilen ve birbiri ile dayanışma halinde olan Çerkesler de kalmamıştır. Müslümanlık üzerinden hızla Araplaşan Ürdün Çerkeslerinde de kimlik bilinci hızla yok olmaktadır.

En az nüfusa sahip olduğumuz İsrail'de Çerkesçe en iyi şekilde muhafaza edilmiştir. Toplu olarak iki köyde beş bin beşyüz Çerkesin yaşadığı İsrail'de, devlet Çerkeslere pozitif ayrımcılık uygulamakta ve maddi kaynak aktarmaktadır. Anaokulundan başlayarak, lise bitinceye kadar Çerkesce ders olarak okutulmaktadır. Ancak İsrail'de de Müslümanlık üzerinden Araplaşma eğilimleri son dönemde yaygınlaşmaktadır.

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, devlet bütçesinden Çerkes eğitim, kültür ve sanat kurumlarına ayrılan pay her geçen gün bilinçli bir biçimde azaltılmaktadır. Maykop'ta bulunan Adığe Yazarlar Birliği'nin 40 yaşın altında üyesi kalmamıştır. Anavatan'da da artık yeni yazar ve sanatçı yetişmemektedir. 90'lı yıllarda doğmuş 20’li yaşlardaki gençler artık dillerini bilmiyorlar. Maalesef anavatanımızda da asimilasyon çok hızlı boyutlardadır. Anavatandaki sivil toplum örgütü görünümlü Çerkes kurumları, Çerkes taleplerini izlemek ve önlemekle görevlidirler. Rusya yanlısı söylemleri ile Çerkeslerin Ruslaştırılması operasyonunun bir parçasıdırlar.

Çerkeslerin varlıklarını geleceğe taşıyabilmeleri için, Türk ırkçılığıyla da, Rus ırkçılığıyla da, Arap ırkçılığıyla da amansız bir mücadeleye girmeleri gerekmektedir.

***

En büyük Çerkes nüfusunun yaşadığı Türkiye, Çerkes Halkı için hayati bir önem taşımaktadır. Çerkeslerin yetiştirdiği en büyük fikir ve sanat adamlarından biri olan Muhittin İzzet Kandur'un "Çerkesler için, ne yapılacaksa Türkiye’de yapılacaktır" sözünü çok önemsediğimi belirtmek isterim.

Çerkesler için önemli şeyler yapabilecek kadroları, Türkiye’de yetiştirmek zorundayız. Bu iklim ise, Türkiye’de tam ve çoğulcu bir demokrasi ikliminin olması durumunda gerçekleşebilecek olan bir şeydir.

Ancak Türkiye'nin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engeli oluşturan Türk ırkçılığının tarihsel arka planından günümüze doğru bir yolculuk yapalım istiyorum. Bir imparatorluk olan Osmanlı Devleti, çok etnisiteyi, çok dini, çok dili ve çok mezhebi içinde barındırıyordu. Askerlikten muaf tutulmuş olan Hristiyan tebaa sadece biraz daha fazla vergi ödüyordu. Toplumda bir hoşgörü mevcuttu.

Osmanlı Devleti’nin sonunu getiren en önemli şeylerden biri de 1789 Fransız Burjuva devrimidir. Pazarın bütünleştirilmesi amaçlayan milliyetçilik düşüncesi bu devrimle ortaya çıkmış ve Osmanlı'nın Avrupa’da yaşayan milletlerini çok kısa zamanda etkisi altına almıştı. Sırplar, Arnavutlar, Hırvatlar, Bulgarlar, Yunanlılar, Romenler milliyetçilik fikrinin etkisiyle bağımsızlık mücadelesine girdi ve peş peşe bağımsızlıklarını kazanarak Osmanlı'dan ayrıldılar.

Osmanlının son döneminde önemli bir rol oynayan İttihat ve Terakki Cemiyeti, darbeler yoluyla iktidarı ele geçirmiş ve partiye dönüşmüştür. 1908-1918 yılları arasında fiilen Osmanlı devletini yönetmiş olan İttihat Terakki önceleri Osmanlıcılık, İslamcılık ve vatan gibi düşüncelerle devleti ayakta tutmaya çalışıyordu.

Müslüman olan Arnavutların ve Arapların da ayrılıkçılarla birlikte hareket edip bağımsızlık istemeleri İttihatçıları Türkçülüğe yöneltti. Özellikle Müslüman olan Arnavutların 1912 yılında bağımsızlıklarını ilan etmeleri bir kırılma yarattı. Bu tarihten sonra İttihat ve Terakki Türkçülüğü, ırkçılığa dönüşmüş bir biçimde kesintisiz olarak varlığını günümüzde de sürdürmektedir.

İttihat Terakki, "Anadolu’nun Hıristiyanlardan arındırılması ve Türk olmayan Müslüman toplulukların Türkleştirilmesi" politikasını yürürlüğe koydu. Bu politika halen kesintisiz olarak sürdürülmektedir. Bu politika gereği 1915'te Ermeniler yok edilmiş, 1923'te Gönen-Manyas Çerkesleri  sürgün edilmiş, 1924'te Lozan anlaşmasına ilave edilen mübadele maddesi ile Ege, Marmara ve Karadeniz Rumları sürülmüştür. 1934 yılında devlet destekli saldırılarla Trakya Yahudileri sürülmüş ve yok edilmiştir. 1955 yılı 6-7 Eylül saldırıları ile son kalan Rumlar yok edilmiştir. Aleviler 1938 Dersim Katliamı ile yok edilmiş ve kimliklerini gizleyerek yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin çok önemli bir bölümü Kürt ayaklanmalarıyla mücadele ederek geçmiş ve hala devam etmektedir. İttihat ve Terakki'nin herkesi zorla Türk yapma politikası Türkiye’nin bütün problemlerinin kaynağıdır. Türk ırkçılığının saldırgan ve inkârcı politikaları, kimliğinden vazgeçmiş, kişiliksiz ve sorunlu bir toplum yapısı ortaya çıkartmaktadır.

Dünyanın son ırkçı rejimi olarak adlandırılan Güney Afrika'daki apartheid rejimi 1994 yılında yıkılmıştır. Güney Afrika’nın ırkçı rejiminde siyahların varlığı kabul ediliyor, sahip oldukları ve olmadıkları haklar kurallara bağlanıyordu. Oysa Türkiye'de diğer etnik topluluklar yok farz ediliyor ve Türk kabul ediliyor. Güney Afrika’dakinden çok daha koyu bir ırkçılıktır bu. İttihat ve Terakki politikaları günümüzde de sürdürülüyor. Devlet yetkililerinin kardeşlik adına dillendirdikleri Türk, Kürt, Laz, Çerkes söylemi gerçek hayatta samimi bir karşılık bulmuyor maalesef. Kentleşmenin getirdiği doğal asimilasyon görevini eksiksiz olarak yaparken hiçbir tedbir alınmadan sadece seyretmekle yetiniliyor. Bir on beş yıl daha etnik topluluklara yönelik pozitif ayrımcılık yapılmazsa zaten ortada hak talebinde bulunacak kimse de kalmayacak.

Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratikleşebilmesinin kayıtsız şartsız ilk şartı, Türkiye'yi teslim almış olan ırkçı ideolojinin alt edilmesidir.

     O zaman Türkiye'de gerçek ve çoğulcu demokrasiye ulaşılarak, insanların ve Türkiye'nin normalleşmesi sağlanacaktır.


2460 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÇB VE RUSYA’NIN PAYANDALARI ÖZÜR DİLEYECEK Mİ? - 22/06/2022
Gelin en kısa zamanda Çerkes Halkından özür dileyin. Bu güne kadar yapmış olduğunuz iyi şeyleri de heba etmiş olmayın.
21 MAYIS’TAN KALAN DEĞERLİ MİRAS… - 25/05/2022
Çerkes Soykırımı ve sürgününün 158. yılı Çerkeslerin hem ideolojik, hem de fiili birlikteliği konusunda önemli adımların atıldığı tarihi bir yıl olarak anılmayı hak edecektir.
ETHEM MESELESİNDE M. KEMAL Mİ YOKSA İNÖNÜ MÜ SUÇLUDUR? - 07/05/2022
İşte bu haksızlığı gidermek istiyorsak, iftira, yalan ve başkalarının emeğinin üzerine çökme anlayışına göre inşa edilmiş Kemalist Tarih anlayışını ideolojik olarak mahkum edebilmenin koşullarını oluşturmalıyız.
BİZ, SİZİ ÇOK İYİ TANIYORUZ - 22/04/2022
Onlar Çerkeslerin hak arama mitinglerine de karşı çıkmışlardı, Onlar Çerkesce Televizyon istenmesine de karşı çıkmışlardı, Onlar 21 Mayıslarda muhatabın karşısına çıkanlara da karşı çıkmışlardı,
ÇERKES SOYKIRIMI VE SÜRGÜNÜNÜ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ VAKFI - 21/02/2022
Çerkes Soykırım Enstitüsü’nü inşa edip, Çerkes Soykırımı, sürgünü tarihi konularını araştıracak doktora, yüksek lisans ve doçentlik bursları vererek bilim dünyasının meselemize ilgisini sağlamak ve kendi bilim insanlarımızı yetiştirmektir.
HALKIMIZIN OZANIYIZ AYNI ZAMANDA - 13/02/2022
Maksıme Kültür Merkezi‘nin ve Maksıme satışlarının gelirleri, oluşturmayı planladığımız “Çerkes Soykırımı ve Sürgününü Araştırma Enstitüsü Vakfı”na bağışlanacaktır.
“ÖKÜZ SARAYA ÇIKARSA…” ATASÖZÜ ÇERKESLERE AİTTİR - 27/01/2022
Ayrıca Türkiye’nin de, Çerkeslerin de geleceği demokrasidedir. Giderek otoriterleşen bu rejim eleştirilerek geriletilebilir.
DİASPORA ÇERKES MÜZİĞİNDE YENİ ARAYIŞLAR - 16/01/2022
Şarkılar da bir insanlık mirasıdır. Her şarkı insanlığa bir armağandır. Bir dilde söylenmiş bir şarkı bir çok dile çevirilerek seslendirilmektedir. Bu sayede halklar arasında gönül köprüleri kurulmakta, şarkılar evrensel boyutlara ulaşmaktadırlar.
2022, MAKSIME YILI OLACAK - 31/12/2021
Hepinizi 8 Ocak 2022 Cumartesi günü, Saat 17’de “MAKSIME ÇERKES KÜLTÜR MERKEZİ”nin açılışına bekliyoruz.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi