• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam54
Toplam Ziyaret709917
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.75397.7849
Euro9.21339.2502
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Elli Yılda Gelinen Yer: ‘Tavukları Pişirmişem…’
10/03/2018
1975 yılı, benim İstanbul’a geldiğim ve en fazla sefalet çektiğim yıldır. Üniversitenin akşam bölümüne yazılmıştım. Gündüzleri iş arıyor ama bulamıyordum. Yüksek öğrenim kredi yurtlar müdürlüğüne yaptığım kredi müracatına da cevap gelmemişti. Okulumuz akşam olduğu için, zaman bolluğundan ve para yokluğundan genellikle mesafeleri yürüyerek kat ediyordum. Kocamustafapaşa'da kiraladığımız evden yürüyerek önce Aksaray'a sonra Beyazıt'ı geçerek Sultanahmet'e ulaşıyordum. Çünkü orada o zamanlar Sultanahmet Kafkasyalılar Kültür ve Yardımlaşma Derneği vardı. Orada Musa Ramazan, Halit Tultay, Tarık Cemal Kutlu, Rasih Savaş gibi Kafkasya davasının önemli büyükleri ile tanıştım.
Sultanahmet Derneği’nde biraz sohbet edip oyalandıktan sonra,oradan Eminönüne iniyor, Galata Köprüsünü geçip, Karaköyden Lüleci Hendek Caddesini tırmanarak Tünele ,oradan da Galatasaraydaki Mısır apartmanında bulunan okulumuza ulaşıyordum. İşte bu güzergahı takip ederek okuluma giderken ilk defa rastladım ona, Lüleci Hendek Caddesini çıkarken sağ tarafta, bir apartmanın girişinde "Kafkas Abhazya Kültür Derneği " yazıyordu. Hemen koşup kapısını çaldım, ama açan olmadı. Her geçişimde kapısını çalmama rağmen kimseye rastlamak nasip olmamıştı. Bir müddet sonra ben de kapısını çalmaktan vazgeçmiştim.
İsatanbul Kafkas Derneği Başkanı olan Yaşar Bir'in, Taksim Park Otel'de yapılan folklor ekibi çalışması esnasında Suriyeli bir Çerkes gencini tokatlaması ile başlayan tartışma ayrı bir dernek kurulması ile sonuçlanmıştı. Uzun süre haksızlığa uğradığını iddia eden Suriyeli genç, kendisini tokatlayan başkanın Çerkes usulüne göre yargılanmasını istiyordu. Yargılanmayı kabul etmeyen Yaşar Bir ve İstanbul Kafkas Derneği yönetiminde bulunan Abazaların istifa etmesiyle, 1968 yılında ilk ayrı Abaza örgütlenmesi olan "Kafkas Abhazya Kültür Derneği" kuruluyordu.
Abhaz Derneğinin Lüleci Hendek Caddesinden Selimiye'ye taşınmasının hikayesini bilmiyorum. Bilen birileri onun hikayesini yazarsa çok sevinirim. Abhaz Derneği Selimiye'ye taşındıktan sonra orayı da kendi derneğim olarak gördüm. Bütün etkinliklerine katılmaya çalıştım. Zaten o dönemde dernek sayısı üçü geçmiyordu. Abazaların derneklerine olan ilgisizliklerini kapatmak için, çok sevdiğim Abazaların arasında olamaya çalışıyordum. Abazaların gözü karalıkları da, kabadayı geçinmeleri de hoşuma giderdi. Apsuva Koşara ile L'eperüşün aynı oyun gibi olması hep ilgimi çeker.
Abazalar, Selimiye'deki binayı bazı fedakar ve gayretli kişilerin çabaları ile satın aldılar. Yapılan kampanyaya bağış yapmış biri olarak, derneğin duvarlarındaki taşlardan birinde benim de hakkım olduğunu düşünerek bu yazıyı yazıyorum.
***
Abhazlar bir büyük bilge ve yürekli bir devlet adamı yetiştirdiler: Vladislav Ardzınba. Bu bilge adam, Gürcistan'ın Rusya’dan ayrıldıktan sonra Abhazya'nın özerklik statüsünü kaldırması üzerine, 23 Temmuz 1992 tarihinde Abhazya'nın bağımsızlığını ilan etti. Bağımsızlığın hemen ardından, Cumhurbaşkanı sıfatı ile Türkiye'ye gelen Ardzınba'nın Türkiye Devlet yetkilileri ile görüşme çabaları malesef sonuçsuz kaldı. Cumhurbaşkanı Ardzınba Turistik bir gezi yapmış olarak Türkiye'den ayrıldı. O zaman STK'ların baskı grubu oluşturmalarının ne demek olduğunu ilk defa anladık. 14 Ağustos 1992 tarihinde, faşist Gürcistan yönetiminin Abhazya'ya saldırarak katliama başlaması, ilk defa tüm Kuzey Kafkasya Halklarının kimlik bilincinin oluşmasına ve birlikte mücadele etmenin gereğini zorunluluk olarak dayatıyordu. 1992 yılında Adapazarı mitinginde hep birlikte bağırırken, diaspora olarak cumhuriyet tarihinde ilk defa kendimiz için bir şey istiyorduk.
Hep biraz tenha, biraz işlevsiz gibi duran, Selimiye Abhaz Derneği tarihsel bir misyon üstlendi. Adeta bir savaş yönetim karargahı gibi çalıştı. Atay Ceyişakar, İrfan Argun, Cemalettin Ümit, Mümtaz Demiröz, Sezai Babakuş gibi insanların çabaları ve bağımsızlık uğrunda şehit olan evlatlarımız unutulamaz. Fatih Atan'ında profesyonel olarak dayanışma komitesinin emrinde çalışması mücadeleye çok şey katmıştır. Abhazya savaşının kazanılması ve bağımsızlığın korunması, hem diasporada hem de anavatandaki tüm kuzey Kafkasyalıların ortak başarısıdır.
Bağımsız bir devletlerinin ortaya çıkması, Abazaları daha disiplinli, daha kimlik bilincine sahip bir toplum haline getirmiştir. Ayrı Abhaz dernekleri ve ayrı bir Abhaz federasyonu kurulmuştur. Bu örgütlenme son derece gerekli ve desteklenmesi gereken bir durumdur. Tabii bütün kurumlarımız gibi, Abhaz-Fed'in de kendini Rusya'nın manüplasyonlarından kurtarması gerektiğine inananlardanım.
 
Abhazya'nın bağımsızlık savaşının en önemli karargahlarından biri olan Selimiye Abhaz Derneği, yarım asrı geride bırakırken, bu yaşın getirdiği olgunluğa ve bilince sahip midir, değil midir. Bunu tartışmak istiyorum.
***
3 Mart 2018 tarihinde 50 yaşını geride bırakan, Selimiye Abhaz Derneği'nin, Fenerbahçe Dalyan Tesislerinde kutlaması yapıldı. Bir kurumumuzun 50. yılını geride bırakması ve bunun kutlamasının yapılmasının gurur verici bir şey olması gerektiğini düşünüyorsunuz. Ama ben o gecedeki görüntüleri izleyince, toplumumuzun bilinç düzeyi adına utanç duyduğumu belirtmek isterim.
Yönetim, size Fenerbahçe Dalyan Kulübünü ayarladım, Aziz Yıldırım abimi de tanırım, daha ne istiyorsunuz modundaydı. Dolayısıyla öyle bir tesisi ayarlamış olmak yeterliydi ve başka bir şey düşünmeye ve yapmaya da gerek yoktu. Davetliler de herhangi bir davete gider gibi gelmişlerdi. Herkes kravatlı ve papyonlu, hanımlar gayet şıktı ama görünen o ki bazıları için Abazalık ve Kafkaslılık adına bir şey düşünülmesi ve yapılması gerekmiyordu.
Selimiye Abhaz Derneği Yönetimi, biz burada kendi progğramımızı yapacağız, yemek dışındaki müzik ve ses tesisatını bize teslim edin deselerdi, ben bu yazıyı yazmak zorunda kalmayacaktım. Tülin Sarıbay'ın Abazaca şarkıları, anavatandan davet edilecek sanatçıların şarkıları ve Apsuva koşara ile yerin göğün inletildiği bir kutlama yakışırdı Selimiye Abhaz Derneği'nin ellinci yıl kutlamasına.
Böylesi özel bir gecede, tesisin programına ve müziğine kendinizi teslim ederseniz, ortaya bu nahoş görüntülerin çıkmasına neden olursunuz. Benim izlediğim görüntülerde "Tavukları pişirmişem, hacıyı da çarşıya göndermişem" müziği eşliğinde, erkek görünümlü birileri sahnede gerdan kırıyordu.
Orada bulunup da, bu duruma tepki göstermeyenlerin rahmetli Vladislav Ardzınba'ya layık olduklarını düşünmüyorum.
Bu yazıyı da, hiç kimseye hakaret etmek veya küçük düşürmek için yazmadım. Aynı hatayı hiç bir kurumumuzun tekrar yapmaması dileğiyle kaleme aldım.
Maalesef 50 yıllık kurumumuzun, kültürel ve siyasi anlamda gelebildiği yer "Tavukları pişirmişem, hacıyı da çarşıya göndermişem" olmuş.
Vah ki, ne vah.


2467 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÇERKESLER AZINLIK HAKLARINDAN NEDEN YARARLANAMIYOR? - 22/11/2020
Türkiye azınlıklarını koruyacağına ve onlara destek olacağına dair, uluslararası bir sözleşme de taahhütte bulunmuştur. Türkiye’nin taahhüdünü yerine getirmesini istemek en tabi hakkımızdır.
ÇERKESLERİN MİLLİ SİYASETİ NASIL OLUŞTURULMALIDIR? - 14/11/2020
İçimizdeki Türkçü, Arapçı, ve Rusçulara karşı amansız bir ideolojik mücadele vermeden Çerkes Milli siyasetini oluşturamayız. Onların halkımızın önünde oluşturdukları seti yıkıp, Çerkes milletinin kafasını karıştırmalarının önüne geçmeliyiz.
ÇERKESLER NEDEN “STATÜ TALEBİ“ DİLE GETİREMİYORLAR? - 08/11/2020
Ancak korkutulmuş, tehdit altında olan ve kimlik bilincini yitirmiş olanların bu taleplerden rahatsız olmalarını normal karşılıyoruz. Zaten onların da bir statü talebi dile getirmeleri mümkün değildir.
ÇERKESLERİN STATÜ TALEBİ VE GELECEK TASAVVURU - 29/10/2020
Diasporalarda en geniş kapsamlı azınlık haklarını bir statü olarak dile getirmeli ve demokratik yollardan mücadelesini vermeliyiz.
ÜÇÜNCÜ SÜRGÜN KİTABININ OLUŞUM SÜRECİ - 24/10/2020
Üçüncü Sürgün-Gönen Manyas Çerkes Sürgünü kitabında, Çerkesler’e mevcut sistemin giydirmek istediği şablonu tersine çevirme gayretini göreceksiniz.
GÖNEN MANYAS ÇERKES SÜRGÜNÜ KİTABINDAN… - 06/10/2020
Kendisine Çerkes diyemeyen Kuşçubaşı Eşref ile askerlerine Çerkesce konuşmayı şiddetle yasaklayan Ethem’in, geri getirmek için Anadolu İhtilal Komitesi’ni kurarak soydaşlarının mahvolmasına sebep oldukları Enver Paşa neredeydi ve ne yapıyordu?
MARTİN KOÇESOKO DERSLERİ - 07/09/2020
Martin Koçesoko, davasının sonucu ne olursa olsun kazanan Çerkes Halkı olacaktır. Martin Koçesoko berat etse de, bin yıl hapis cezası alsa da, Halkının kalbinde en değerli altın madalyayı kazanmış bulunuyor.
TÜRKLEŞMEK, ARAPLAŞMAK, RUSLAŞMAK ZORUNDA MIYIZ? - 01/08/2020
Korku iklimi ister istemez kimlik inkarını ve gönüllü asimilasyonu beraberinde getirdi. Şimdi Çerkesler Türk’ten fazla Türkçü, Arap’tan fazla Arapçı ve Rus’tan fazla Rusçudurlar.
TİMRAŞ POMAK DEVLETİ VE KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE - 20/06/2020
Rusya ve Rusya borazanlarına inat 11 Mayıs 1918 özgürlük meşalesi olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi