• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam54
Toplam Ziyaret672602
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.77706.8041
Euro7.56017.5904
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
‘TEYZEMİZ İTİBARLI VE NÜFUZLU BİRİYDİ HERHALDE?’
01/09/2019

Avcılar Ambarlı Hacı Osmanağa caminin musalla taşında yatan kadın, dokuz ay karnında taşıdığı, 26 yıl üzerine toz kondurmadığı oğlunu, devletin onu alıp koparmasından sonra 39 yıl aramıştı. Bu dünyada kavuşamadığı oğluna, öteki dünyada kavuşmuş, taşıdığı ağır yük de sona ermiştir artık.

26 yıl yaşamış gencecik oğlunu otuz dokuz yıl aramanın, bir anne için nasıl bir ağır yük olduğunu yazabilmek, bu kalemin anlatabileceği bir şey değildir. O, acısını, aynı acıyı yaşayan annelerle bir araya gelerek paylaşmıştı. Yükünü diğer annelerle paylaşırken, onların yükünün bir kısmını da üzerine almıştı. Acılarını, Türkiye'de ve dünyada bir daha böyle acılar yaşanmasın diye bir umut haline getirmişler ve tüm dünya ile paylaşmışlardı. Bu acıların yaşanmasından utananlar onların sesine kulak vermiş, seslerine ses olmuş ve onların sesini tüm dünyaya duyurmuştu. "Devlette devamlılık esastır, devlet asla suçlanamaz" yalanının arkasına sığınanlar, onların yediyüzüncü buluşmasında "siz de

çok oldunuz" diyerek gaza, copa, suya boğmuşlardı bu acılı insanları hiç utanmadan.

O acılı insanlara, Galatasaray meydanını çok görmüşlerdi. Beyoğlu’nun ara sokaklarında bulunan İHD'nin önüne sürmüşlerdi onları. Ama inanın onların sesi bugün dünkünden çok daha fazla dünyada duyuluyor ve yankılanıyor. Bu yasaklamayı getiren kendini nüfuzlu zannedenler, bunu anlayamayacak kadar zeka yoksunudurlar.

Hacı Osmanağa Camii’nin musalla taşında yatan Elmas Eren'in tabutunun üzerine örtülen beyaz tülbent, saflığın, masumiyetin, dürüstlüğün sembolüydü. Şili'den, Arjantin'den, İstanbul'dan, Diyarbakır'a çocukları devlet tarafından kaybedilmiş, işkenceye uğramış anneleri temsil ediyordu. O beyaz tülbent, adalet arayışının sembolü olurken, suçluları da telaşlandırıyordu.

Hacı Osmanağa Camii'nin musalla taşında yatan Elmas Eren 88 yıl önce Biga'nın bir Çerkes köyünde doğmuştu. Yine Bigalı bir Çerkes olan Kemalettin Erenle evlenmişti. Dört çocuk doğurmuş, büyütmüş, okutmuştu. Köylerdeki tarımda makineleşme süreci ile birlikte İstanbul'a göç etmek zorunda kalmışlardı. İstanbul'un gecekondu semtlerinden Hasköy'e yerleşmişlerdi. Kemalettin Eren, o dönemin efsane sendikacılarından Çerkes Rıza Kuas ile dost olmuştu. Meşhur lastik ayakkabı fabrikası Gıslaved grevini örgütlemişler ve hak almanın örgütlü mücadele ile olacağını öğrenmişlerdi. Bu koşullar altında yetişen Hayreddin Eren de dönemin koşullarından etkilendi. 1968 kuşağının estirdiği sol rüzgarın tesiriyle Türkiye'nin sosyalist devrimci mücadelesine katıldı. 1980 öncesinin sıcak silahlı çatışmalarının içinde buldu kendisini. Evleri silahla tarandı, çeşitli defalar gözaltına alındı Hayrettin Eren. Artık onlar da, Hasköy'de kendilerini yaşatmayacaklarına kanaat getirerek Avcılara taşındı. 1980 yılı 12 Eylül askeri darbesinden hemen sonra Hayrettin Eren'i, polisler babasının emekli ikramiyesi ile aldığı Murat marka araba ile aldılar ve bir daha kendisinden bugüne kadar bir haber alınamadı.

Hacı Osmanağa Camii’nin musalla taşında yatmakta olan Elmas Eren'i son yolculuğuna uğurlamak için gelenler cami avlusuna sığmamış, cami avlusunda bulunan kalabalıktan iki kat fazlası da Cami avlusu dışında bekliyordu. Onlar da Türkiye'nin vicdanı olan insanlardı. Her biri insan hakları mücadelesinin birer neferiydi. İsimlerini bilmesem de neredeyse hepsini tanıyordum. İçlerinde tanınmış gazeteciler, milletvekilleri, siyasetçiler vardı.

İkindi namazından sonra, kılınan cenaze namazının ardından, Hacı Osmanağa Camii’nin musalla taşından alınan Elmas Eren alkışlarla son yolculuğuna uğurlandı.

Caminin bir hayli uzağına park ettiğim arabama, yakamda Elmas Eren'in resmi ile yaklaştığımda dükkanından çıkan bir esnaf "rahmetli olan muhterem kişi kimdi acaba?" diye sordu. Ben de "yaşlı bir teyzemizdi" dedim. Esnaf "teyzemiz herhalde çok itibarlı ve nüfuzlu biriydi" dedi. Ben de esnafa "o bir cumartesi annesiydi" dedim.

Günlerdir bu itibar ve nüfuz kelimelerini yan yana kullanan esnafın cümlesini düşünüyorum. Elmas Eren itibarlı bir kişi idi ki, onu son yolculuğuna bu kadar çok kişi uğurlamıştı.

Onun ömrünün neredeyse yarısını insan hakları aktivistleri ile hem kendi oğlunu, hem de başka oğulları ve kızları arayan adalet mücadelesinden bir milim sapmadan sürdürdüğü hayat yolcululuğu,  itibarlı ve saygın yapıyordu.  Elmas annemiz hiç bir zaman nüfuzlu biri olmamıştı ama bu dünyadan son derece itibarlı, saygın ve temiz bir isim bırakarak göçmüştü. 

Hayrettin Eren'le birlikte binlerce gencin ölümüne neden olan, işkence görmesine vesile olan 12 Eylül darbesinin güçlü ve nüfuzlu generali Kenan Evren öldüğünde saygın ve itibarlı biri miydi?

Tarihsel bir paradoks olan 2010 referandumu ile Kenan Evren ve arkadaşlarının yargılanmasının yolu açılmıştı. Bu yargılama sonucunda halen sağ olan Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya müebbet hapse mahkum edilmiş, rütbeleri sökülmüştü. 98 yaşında ölen Kenan Evren'e devlet töreni yapılmadı. Genelkurmay Karargahında yapılan basına kapalı törenden sonra camiye getirilen Evren'in cenaze törenine katılan 12 Eylül mağdurları "Hakkımızı helal etmiyoruz" diye bağırdılar. Bazı 12 Eylül mağdurları da Kenan Evren'in ölümünün ardından davul çalıp halay çekerek düğün yaptılar.

Cumartesi Annelerine, Galatasaray meydanını çok gören, onlara gaz, cop ve tazyikli su ile her türlü eziyeti reva gören bugünün nüfuz ve iktidar sahiplerini de Kenan Evren'in akıbeti gibi bir son bekliyor. 

     Hiç kimse nüfuz sahibi olmayı, itibarlı olmakla karıştırmasın.


1283 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

SİLİNEN TARİH HAFIZAMIZ: 11 MAYIS 1918 - 11/05/2020
Rusya’nın devlet aklı unutmuyor. Ama Çerkes Halkı olarak biz de 11 Mayıs’ta gerçekleştirdiğimiz bağımsızlık idealini hayata geçirecek irade ve güce sahibiz. Biz de unutmuyoruz.
İSMET İNÖNÜ ANKARA’YA “SERSERİLER “ DEMİŞTİ. - 22/04/2020
İsmet İnönü 9 Nisan 1920 tarihinde Ankara’ya geçmek zorunda kaldı. Batı cephesi komutanı oldu. On ay içerisinde Çerkes Ethem’i tasfiye etti.
ALDIRMA GÖNÜL, ALDIRMA - 06/04/2020
Bu linç iklimini alt edebilmemizin yolu, hoş görülü olabilmekten, farklı olanı anlamaya çalışmaktan geçiyor.
ÇERKES-FED ÖNDERLİK EDİYOR - 30/03/2020
Tüm bu tepkileri gösteren Çerkes-Fed yönetimi 19 Mart 2020 tarihinde genişletilmiş olağanüstü toplantı yaparak Rusya’da yapılacak anayasa değişikliğine yönelik bir eylem planı hazırladı.
RUSYA ÜNİTERLEŞİRSE, BİZ MUTLU OLUR MUYUZ? - 15/03/2020
Türkiye Çerkesleri, kökleri Rusya’da bulunan diğer Türki halklarla birlikte büyük bir tepki ve protesto kampanyası başlatmalıdır.
MİRALAY BEKİR SAMİ GÜNSAV ve BİR HAYAL KIRIKLIĞI - 09/03/2020
Miralay Bekir Sami'nin Müdafayi Milliye Vekili Köprülü Kazım Paşa’ya 11 Ağustosta yazdığı, kurtuluş savaşına katılmasını sağlayıp, şehit olan Çerkeslerin yakınlarının bu sürgünden muaf tutulmasını rica eden mektubu dışında bir karşı çıkış olmamıştır.
STRATEJİK ATAK: TBMM'YE ÇERKES SOYKIRIMININ TAŞINMASI - 02/03/2020
Bu metni TBMM'ye verilmiş herhangi bir dilekçe olmaktan çıkarıp, Çerkes soykırımın tanındığı bir yasa haline getirmek için hepimize çok görev ve sorumluluk düşmektedir.
BÜYÜKELÇİ ERKHOV'UN ÇERKES DÜNYASINA ETKİLERİ ÜZERİNE - 24/02/2020
Büyükelçi Erkhov küllenmeye yüz tutmuş közün üzerine benzin dökerek bir yangına sebebiyet vermiştir. Rusya’nın yalanlarına vicdan sahibi kamuoyu asla inanmıyordu.Ama Erkhov Rusya yancısı ve kafası karışık Çerkelerin işini biraz daha zorlaştırmıştır.
MUSTAFA KEMAL'İN ÇERKESLERE GÜVENMEDİĞİNE DAİR ÜÇ TELGRAF - 15/02/2020
Bu tarihi belgeleri, son dönemde Çerkes Ethem ile Atatürk’ün yan yana çekilmiş resimlerini çokça paylaşıp, Atatürk Çerkeslere çok güvenirdi diyenlerin, ne kadar öngörüden ve bilgiden uzak olduklarını anlatmak için paylaştım.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi